Kültür Sanat Edebiyat Şiir

gazi sizce ne demek, gazi size neyi çağrıştırıyor?

gazi terimi Şayler Gafici tarafından tarihinde eklendi

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün

    devletin kendisine 360 tl maaş bağladığı insanlar.çok yazık.

  • Batuhan Korkmaz
    Batuhan Korkmaz

    Gazi EMET

    'kurtuluş savaşında gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle (komşu bazı ilçeler yunan askerine kucak açmışken emet liler yunan askerinin anasını ağlatmıştır.) .

  • Bay Grey
    Bay Grey

    Hatırıma geldi sondan bi öncekide vefat etmiş (Allah rahmet eylesin) kaldı geriye tarihin en kara aynı zamanda şanlı dönemine tanık olmuş sadece bir kişi...

  • Ece Özdemir
    Ece Özdemir

    Her konuda satırlarca yazılar yazılıyor...Bir kez de bu satırları okuyalım...Anlayarak, idrak ederek...Hani olur ya, belki unutmuşsunuzdur diye hatırlatma olsun...
    ATATÜRKÇÜLÜK (KEMALİZM) İLKELERİ
    Atatürkçülük; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ve sürekliliğinin temeli olan, Türk toplumunu çağdaş, laik, demokratik, katılımcı, uygarlıkçı, özgürlükçü bir toplum durumuna getirmeyi amaçlayan düşünceler, ilkeler ve uygulamalar bütünüdür.
    1. Cumhuriyetçilik
    Ulusal egemenlik ve temsil anlayışını yerleştirmek, yani halkın devlet yaşamına etkin biçimde katılmasını sağlamaktır.
    2. Milliyetçilik
    Ulusal Ant (Misak-ı Milli) ile sınırları belirlenmiş olan ülkemizde, ulusal birliği, toplumsal saygıyı, bireyin kişiliğine ve özgürlüğüne değer vermeyi amaç edinmektedir.
    3. Halkçılık
    Her şeyden önce devleti halkın devleti yapmaktadır.Bu da halkın demokratik bir toplum durumuna getirilmesiyle olacaktır. Halkçılık, ulusun kendi geleceğine egemen kılınması demektir.
    4. Devletçilik
    Demokratik bir yapıya kavuşmuş olan devlet ve toplum yaşamında dengeli ve planlı bir ekonomik kalkınma modeli oluşturmak, tam bağımsızlığın ekonomik bağımsızlığı da içerdiğinin bilincinde olmak, bireylerin özel girişimlerini esas tutmakla birlikte kamu çıkarını yakından ilgilendiren konularda, devletin etkinliğine öncelik tanımaktır.
    5. Laiklik
    Din ile dünya (Devlet) işlerini birbirinden ayırmak, yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüklerini tanımaktır. Devletin demokratik, bağımsız; ulusun özgür olabilmesi laikliğin tam olarak yerleşmesine bağlıdır. Laiklik, inanç ile akıl ve pozitif bilimin sınırlarını kesin olarak çizen temel ilkedir.
    6. İnkılapçılık (Devrimcilik)
    Siyasal, sosyal, ekonomik düzendeki ayrıcalıkları ortadan kaldırmaktır, çelişkileri aşmaktır. Türk devrimi, Türk toplumunu her yönüyle ve kurumuyla çağdaş bir toplum durumuna getirmektir.
    7. Diğer İlkeler
    Kemalizm ilkelerinin sadece 6 maddede toplanması ile yetinmek, ilkeleri tanımlamak anlamında yetersizdir. Atatürk ve arkadaşları, Cumhuriyetin kuruluşu sürecinde ve devamında, bütün söz ve davranışları ile ilkeler üretmişlerdir. Bunlardan bir kısmını aşağıda sundum. Ancak, bütün bu sunumlar bile ilkelerin tamamını kapsamamaktadır.
    Ulusal egemenlik ve bağımsızlık,
    Ulusal birlik ve beraberlik,
    Yurtta ve cihanda barış,
    Çağdaşlaşma,
    Bilimsellik,
    İnsanlık sevgisi.

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut

    Allah yolunda ve vatanı uğrunda savaştığı ve şehit olmayı arzu ettiği halde sağ kalan kimseye verilen addır.
    Gazi de, şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından dolayı o da şehitler derecesindedir.

  • Kerim Yigit
    Kerim Yigit

    Türkiye' de bir üniversiteye ismini verdiğini çağrıştırıyor.canım üniversitem.

  • Kübra Yesilyurt
    Kübra Yesilyurt

    Gaza eden kişi. İlâhî Kelimetullah için cihada giden, savaşan, Allah yolunda, Allah rızası için mücâdele eden müslüman askerlerden savaştan dönenlere gazi denildiği gibi; savaşta büyük yararlıklar gösterenlere de gazilik ünvanı verilir. lügatta 'savaşa katılan kişi' hakkında kullanılmasına rağmen, savaşa katılan ve sağ olarak geri dönenler için kullanılan bir deyimdir.
    Kur'an-ı Kerîm'de şu buyrukla müminlere seslenilmiştir: 'De ki: Bize iki iyilikten, gazilik ve şehitlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? ' (et-Tevbe, 9/52) . Bu ilâhî emri asırlarca halk 'Ya gazi ya Şehid', 'Ölürsem şehid, kalırsam gazi' şeklinde kullanmıştır.

    İslâm'da zorunlu askerlik yoktur. Ancak cihada katılmayanlar kınanır (et-Tevbe, 9/42-49) . Savaşa katılmayıp evlerinde oturanlar müslümanlar tarafından toplumdan âdeta soyutlanır, Allah da onların kalplerini mühürlemiştir. Resulullah gazveye çıkmadan önce, 'Cihada istekli olanlar dışında kimse bizimle gelmesin' buyurmuştur (İbn Sa'd, et-Tabakat, II, 27) . Ancak Mekke'nin fethinden sonra İslâm devletinin ilk kuruluş ve bi'setin başlangıcındaki hükümler genişlemiş; müminlerin hepsinin savaşa çıkmasının gerekmediği, bir kısmının dini korumak için geride kalması emri gelmiştir (et-Tevbe, 9/122) . İslâm'da askerlik zorunlu değilse bile ilimle uğraşanların dahi gönüllü olarak savaşa gittiği görülür. Hz. Ebû Bekir (r.a) de aynı Hz. Peygamber (s.a.s) gibi bu konuda aynı uygulamayı yapmış ancak fetihlerin hızlanması ve İslâm devletinin sınırlarının genişlemesiyle Hz. Ömer zamanında maaş alan, nizâmî bir askerlik kurumu ile Divanü'l-Ceyş kurulmuştur (Mürûcuz-Zeheb, III, 955) .

    Savaşa gidecek kişilerin seçilmesi Resulullah zamanında başlamıştır. O, askerleri tek tek kontrol eder, sağlıklı olanları savaşa götürürdü. Resulullah'ın uygulamasına göre belirli bir askerlik yaşı da konulmamıştır. İhtiyar, çocuk ve hastalar dışında sağlam olan herkes cihada katılmıştır (İbnü'l-esir, el-Kâmil, II, 62) . Hz. Ömer ise, Divan'larda âkil, bâliğ, müslüman, sağlam, cesur olanları kaydettirmiştir. İslâm ordusunun sürekli seferde kalmaması en fazla dört aylık bir seferden sonra askerlerin dinlendirilmesi ve yerlerine dinlenmiş olanların gönderilmesi usûlü ilk defa İslâm devletinde uygulanmıştır (İbnü'l-esir, el-Kâmil, II, 196) .

    Allahu Teâlâ müminlere zafer vâdettiği, ahirette güzel nimetlerle müjdelendiğinden hiçbir İslâm mücâhid; cihaddan geri kalmak istememiştir. Allah gazilere, dünya hayatını, ahiret için satanlara büyük bir mükâfaat verecektir. Savaş sırasında kaçanlar ise Allah'ın gazabına uğrarlar, onların yerleri cehennemdir. Bu yüzden gazilerin esas olarak şehid olmak arzusuyla savaştıkları görülür (Bk. el-Enfâl, 8/15, 16, 58; en-Nisâ, 4/74, 104) .

    Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s) cihada katılmayanlara görevlerini ihmal etmemeleri ve kısman da olsa telafi etmeleri için: 'Kim Allah yolunda cihada çıkan bir gaziyi donatırsa aynen cihada çıkmış gibi olur' (Buhârî, cihad, 38; Müslim, Cihad 135; Ebû Dâvûd, Cihad 20) .

    Tarihte birçok müslüman devlet adamının cihad mefkûresini ifade etmek için gazi ünvanını aldığı bilinmektedir. Selçuklular zamanında gazilik mefkûresini sürdüren bir zümre doğmuştur. Bunlara Gâziyân-ı Rûm denilirdi (Aşıkpaşazade, Tevârih-i Âli-i Osman, s. 222) . Müslüman olmadan önce sık kullanılan cengaver ve yiğit anlamına gelen Alp kelimesinin de sonralan İslâmî bir içerik kazandığı ve hatta gazi kelimesinin bunun yerine geçtiği görülür. Gaziler Anadolu'nun İslâmlaştırılması için Anadolu insanını tekkelere kapanmaktan çok düşmanla cihad yapabilecek yerlere sevketmiştir. Bu sebeple teşkilatlanan zümreye Gâziyân-ı Rûm veya Alp-Erenler denilmiştir. Bunlar, Osmanlı Devletinin kurulmasında da büyük rol oynamışlardır (Aşıkpaşazâde a.g.e., s. 222, Fuad Köprülü, İlk Mutasavvıflar, s. 216) . Anadolu'nun İslâmlaştırılması için savaşa çıkan komutanlara gazi ünvanı onuncu yüzyıldan itibaren verilmişti. Mengücük Gazi, Melik Ahmed Gazi gibi. Türk şairi Aşık Paşa (732/ 1332) Alp-Eren veya Gazi olmak için birtakım şartlardan bahseder. Kuvvetli bir yürek, yani cesur, pazu kuvveti, gayret, iyi bir at, husûsî bir elbise, yay, iyi bir kılıç, süngü, uygun arkadaş' (Köprülü a.g.e., 208) . Bizans'a yakın bir uçta küçük bir Beylik iken, cihana sözü geçiren büyük bir devlet hâline gelmesi bu gazilere dayanıyordu. Bu gelenek Hz. Peygamber ve ashabıyla başlamış ve Osmanlı padişahlarının savaşa iştirak etmeden gazi ünvanı almalarına kadar sürmüştür. Padişahlara gazilik fetvaya istinaden verilmeye başlandı. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, s. 654) .

    Ayrıca yeni doğan çocuklara Gazi adının verilmesi de gaziliğin kültürümüzdeki yansımalarındandır.
    Muhterem Mü’minler!
    Her müslümanın arzulaması gerektiği iki mertebe vardır ki, bunlar; Şehitlik ve Gaziliktir.Çünkü bu rütbeler hayat karşılığında ve inanç sayesinde kazanılmaktadır. Hem Allah katında hem de halk nazarında şehadet mertebesine yükselmek büyük şereftir.
    Şehit; Allah yolunda canını seve seve feda edip, Allah’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup, rızıklanacağı ve Cennete gireceğine şehadet olunacağı için bu adı almıştır.
    Gazi ise; Allah yolunda ve vatanı uğrunda savaştığı ve şehit olmayı arzu ettiği halde sağ kalan kimseye verilen addır. Gazi de, şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından dolayı o da şehitler derecesindedir.
    Kur’an-ı Kerim’de ve Sevgili Peygamberimiz’in hadis-i şeriflerinde şehitler ve gaziler övüldüğü gibi çeşitli Cennet nimetleriyle de müjdelenmişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
    “ Allah yolunda yaralanan her hangi bir kimse, kıyamet günün de yarasından kanlar aktığı halde gelir, rengi kan rengi gibidir, fakat kokusu misk kokusu gibidir.”(1)
    “ Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı canı gönülden isterse, yatağında ölse dahi Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.” (2)
    Değerli Müslümanlar!
    İnsan niçin şehit olmak ister? Çünkü Yüce Allah şehitlerin ölmediğini, rızıklandırıldıklarını ve bizim anlayamayacağımız bir hayat ile diri olduklarını bildirmektedir ve şöyle buyurur: “ Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler. Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. “
    Şehitlik, Peygamberlik rütbesinden sonra gelen en büyük rütbedir. Bunun için savaş meydanlarında bu rütbeye nail olabilmek için çarpışanlar çok olmuştur. İslam tarihini, Türk tarihini incelediğimizde; Bedir’de, Uhud’ta, Hendek’te, Çanakkale’de, Dumlupınar’da, İstanbul’un fethinde ve Kıbrıs savaşında bunun örneklerini görmekteyiz.
    Allah yolunda ölenlerin, bu mübarek toprağa hayatını ekip, onu kanı ile sulayanların ahiret ve hesap gününde biçecekleri mahsul, ebedi ve nurlu hayattan başka ne olabilir? Bizim bir kuruşun, bir gülle, bir bomba parçası ve bir süngü ile öldü sandığımız o mübarek insanlar Allah katında diridirler. Şehit, dini, vatanı, bayrağı ve milleti için ölmektedir. Böyle bir ölümden şerefli başka bir ölüm ne olabilir? Bu şerefli ölümde şehit acı bile hissetmez. Bu haberi bize Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle bildirmektedir:” Sizden biriniz karınca ısırdığı zaman ne kadar acı duyarsa, şehit olan kimse de ölüm acısını ancak o kadar duyar.” (4)
    Muhterem Mü’minler
    Şehitlik ve Gazilik olmadan vatan olmaz. Vatan; uğrunda şehitlerimizin ve gazilerimizin kanlarını akıttıkları toprak parçasıdır. “ Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Sözü bunu ne güzel dile getirir. Bugün sahip olduğumuz bu cennet vatan kahraman ecdadımızın her karış yerini kanları ile sulayarak bizlere emanet ettiği topraklardır. Bize düşen görev de; şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle anmak, bu güzel vatanı korumak ve bizden sonraki nesillere devretmek olmalıdır. Bunu yapmadığımız takdirde hem vatanımıza hem de şehit ve gazilerimize karşı görevlerimizi yapmamış ve onların ruhunu incitmiş olacağımızı unutmayalım.

  • İbrahim Kaya
    İbrahim Kaya

    bu türkiye ve vatanını savaşmış insalara verilmiş ünvandır

  • Bilal Yozgatlı
    Bilal Yozgatlı

    Güzel bir mertebe.Yanlız gazi olmak için şehitliği göze almak gerekir.

  • Sevgi Polat
    Sevgi Polat

    ruhumu erteliyorum. İSTİKBAL savaşı gazisiyim...

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç

    GAZİLİK BERATI

    M.NİHAT MALKOÇ

    Milletimiz zor zamanlarda birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmiştir. Barış zamanlarında dağınık görülen bu millet, zoru görünce kenetlenmesini bilmiştir. Tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. Barış zamanlarındaki dağınıklığımız eleştirilecek bir durum olsa da, kötü günlerde bir ve beraber olmamız takdir edilecek bir davranıştır. Bu milletin yiğitliği dillere şayandır. Tarihte cepheler şanlı ordumuzun 'Allah Allah' nidalarıyla yankılanmıştır. Büyük şairlerimizden Yahya Kemal, '26 Ağustos 1922' başlıklı şiiri ile Türk Milletinin hissiyatını ve cengâverliğini şöyle dile getirmiştir:
    'Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi!
    Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi!
    Ta ki yükselsin ezanlarda müeyyed namın,
    Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.'
    Müslümanlıkta düşmanla savaşan, savaştan sağ olarak dönen kimselere gazi denmektedir. Aynı zamanda olağanüstü yararlılıklar göstererek düşmanı yenen komutanlara devlet tarafından verilen onur unvanıdır gazilik… Milletimizin kahraman bekçileri savaşa giderken 'Ölürsem şehit, kalırsam gazi' anlayışını taşımışlardır. Şehit olanlar cenneti kazanmış, geri dönenler de gazilikle teselli bulmuştur. Şehitlik ve gazilik manevî rütbelerin en yücesidir. Bunlar milletimizin ortak değeri ve paydasıdır.
    Hiç kimse 'şehit veya gazi olayım' diye içten pazarlıklı savaşa girmez. Gaye, vatanın düşmana karşı savunulmasıdır. Bu uğurda gereken neyse o yapılır. Neticede ölüm vaki olursa şehit olunur. Zaferle sağ salim dönülürse kişi gazilikle taçlandırılır. Bu manevî unvanların büyüklüğü cana bedel olmalarından ileri gelir. İşin ucunda ölüm vardır. Hiçbirimizin de yedek canı yoktur. Hayat karşılığında elde edilen şehitlik ve gazilik Hakk'ın ve halkın gözünde muteberdir. Her gazinin niyeti sonuna kadar savaşıp zafer elde etmektir. Hatta bu uğurda gerekirse ölmektir. Gazi ölmeyi göze aldığı için onun makamı da yücedir.
    Hayatta risk almak herkesin yapabileceği iş değildir. Cesur insanlar risk alabilir. Neticede bunun bir bedeli vardır. Savaşmak da riskli bir iştir. Bundan dolayı Allah için savaşanlar her zaman yüceltilmiştir. Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: 'Müminlerden özür sahibi olanlar dışında oturanlarla, malları ve canları ile Allah yolunda savaşanlar bir olmaz. Allah, malları ve canları ile savaşanları, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine cennet vaat etmiştir, ama savaşanları, oturanlardan pek büyük ecirle üstün kılmıştır.'(Nisa S. 95. Ayet) Şanlı Türk milletini cepheden cepheye koşturan ve ona kahramanlık destanları yazdıran şey şehitlik ve gazilik ruhudur. Türk milleti bu ruh sayesinde üç kıtada at koşturmuş, Haçlı ordularını yerle bir etmiş, 1071'de Anadolu'yu Müslümanlaştırmış ve 1453'te peygamberin övgüsüne mazhar askerlerle İstanbul'u Bizans'ın elinden alarak Müslüman Türk payitahtı yapmıştır. Kurtuluş Savaşı bu mantıkla kazanılmıştır. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu anlayışın ürünüdür.
    Yurdun bütünlüğü ve bekası için her türlü tehlikeyi göze alan gaziler; bu milletin gören gözü, tutan elidir. Askerî makamların en yücelerinden biridir gazilik. Kurtuluş Savaşı'mızın şanlı kumandanı Mustafa Kemal de bu namı şerefle taşımış bir büyük kahramandır. Askerler bir yana, şehirler bile gazilik beratıyla ödüllendirilmiştir. Gaziantep bu şerefe erişen tek şehir olma özelliğini onurla taşımaktadır.
    Batılılar bizdeki bu manevî makamları anlayamıyorlar. Şehitlik ve gaziliği havsalaları almıyor. Çünkü Batıda manevi değerlerin bağlayıcılığı yoktur. Onlarda kurullar her şeyin üstündedir. Oysa biz Doğulular duyguyu ön planda tutan bir anlayışın temsilcileriyiz. Örf ve adetler, töreler kanun derecesinde etkili ve bağlayıcıdır bizde. Batılı milletlere maneviyatı anlatmak pek güçtür. Hayatında muz yemeyen bir kişiye bunu anlatmak ne derece mümkündür. Şeklini anlatsanız da tadını anlatamazsınız. Bizdeki manevî dinamikler de Batılılar için bundan farksızdır. Bu kıymetler bizim onlara karşı üstünlüklerimizdir.
    Bu topraklar nice savaşlar, nice kahramanlıklar ve nice kahramanlar gördü. Serdengeçtiler sayesinde ateş çemberini aştık. Ocağımıza dikilmek istenen incir ağaçlarının dallarını ve eşkinlerini ölüm zehiriyle budadık. Yiğitlerimiz ölümü Mevlana'nın gözüyle şeb-i arûs(düğün gecesi) olarak gördüler. Dünyadaki zevk ve eğlenceleri ellerinin tersiyle ittiler. Ölenler cenneti, sağ kalanlar tükenmeyen asaleti kazandılar.
    Son yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde pek çok gencimiz hain teröristlerin zalimane tuzaklarına düşerek şehit veya gazi olmuşlardır. Ömürlerinin baharında elini, ayağını veya bir başka organını vatan için feda eden bu kahramanlarımızın hakkını hiçbir şekilde ödeyemeyiz. Onlar bizim baş tacımızdır. Yurdumuzun solmayan çiçekleridir onlar. Vatan bu cesur yüreklere minnettardır. Bu toprağa can veren yiğitlerimiz; ölümü, olmazsa gaziliği bir şeref olarak iki cihanda taşımaktan onur duymuşlardır. Bu vatan sevdalılarını mahzun ve kederli bırakmaya hakkımız yoktur. Yiğit Türk gazilerini çok seviyoruz, onlara minnettarız. Hâlâ yaşayanlara sağlık, ölenlere rahmet diliyorum

  • Fatma Sena Gündüz
    Fatma Sena Gündüz

    cristoph daum un sponsoru olan yoğurt peynir falan filan markası...almanyadaki türklere helalinden mal satıp zengin olalım zihniyeti.

  • Fani Kul
    Fani Kul

    Bir insan kendi DİNİ,namusu,malı,toprağı için mücadele verirse ve bu mücadelede yara alırsa buna gazi denir

  • Nihan Aydın
    Nihan Aydın

    büyük dedem ;)
    aklımda kalan
    bir madalyona bir de arkasında tren olan saate
    o trenin bizi götürdüğü düşler ülkesine
    tutulamamak üzere verilmiş tüm sözlere
    ardından yüzünde anıların savaşından arda kalan gazi gülümseyişler

  • Nihan Koçyiğit
    Nihan Koçyiğit

    göğsü madalya dolu, delikanlı bakışlı yaşalmışlar.