Çarpmış, Paramparça etmiş, Kara sütü, kara sevdayla seni... Ve kara memelerinde dişlerin asi, Karadır, upuzun yattığın gece, Felek, ah ettirir, boynun kıl - ince... Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde Sızlar bir yerlerin Adsız ve kayıp Sızlar, usul-usul, dargın, Ve kan tadında bir konca, Damıtır kendini mısralarınca...
De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi kalemin yazısı, Zorlu yazısı, Belanda?
Anadan doğma nişan mı, Sütlü barut damgası mı, Bir gece parçası mı kaburgandaki? Kız kakülü, ne hal eylermiş teni, Ellerin, deli hoyrat, Ellerin, susuz, yangın. Ellerin ooooy alarga...
De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi güzelin diş yeri, Mavi diş yeri, Sevdanda?
Vurmuş, Demirlerin çapraz gölgesi, Alnın galip ve serin. Künyen çizileli kaç yıldız uçtu, Kaç ayva sarardı, kaç kız sevişti, Gelmemiş, kimselerin...
De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi zehirin meltemi, Saran meltemi, Hülyanda?
Hakikatli dostun muydu, Can koyduğun ustan mıydı, Bir uyumaz hasmın mıydı, 'Ooooof' de bunlar olsun muydu?
De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi kahpenin hançeri, Saklı hançeri, Yaranda?
Günah diye bişey varsa; bende en uçlarda ve keskin çağrışımlar yapar.. Bu keskinlik yüzünden de kan kırmızı olduğunu düşünürüm renginin... Ama bunu ille de siyahtan beyaza bir renk skalasında değerlendireceksek...; Uç oluşu ve keskinliği yüzünden siyah yada beyaz olmalı gibi sanki.... GRİ ise bütün yumuşaklığı, esnekliği, hoş görüsü, sevecenliği ve çoğul bakış açısıyla olsun olsun da sevabın rengi olsun........diye düşünüyorum.. :))
90 lı yılların sonlarıydı sanırım... Kafayı taktığım bir goblen yüzünden kırmızının olmadık bir tonunda ipek nakış ipliği bulmak umuduyla, Zafer çarşısına, meşhur İpekçi Cemal'e gitmiştim.. Çarşıdan içeri girdiğim anda çok güzel bir müziğin sihrine kapıldım.. Bir ege türküsüydü ve bir tenor söylüyordu... Müziğe kitlenerek / sesime gel tarzında / hipnotize olmuş gibi burnumun doğrusuna, kaset-kitap satan dükkanlardan birine daldım... Burada mı çalıyor bu diye sordum.. Evet dediler.. Peki bitane satın alabilirmiyim dedim Elbette deyip bana sevda türküleri adlı o muteşem kasedi verdiler.. Bekir Küçükay'ın gitarla eşlik ettiği şarkıları muhteşem bir tenor, Ömer Yılmaz söylüyordu.. Ankara devlet opera ve balesinde birkaç kez canlı izlemek ayrıcalığına eriştiğim o güzel ses yani.. Türküler çok sevdiğim çok özel türkülerdi.. Ömer Yılmaz inanılmaz güzel yorumluyordu... İstanbul Devlet konservatuvarında öğretim üyesi olan Bekir Küçükay'da gitarıyla mükemmel bir katkıda bulunuyordu...
Ogünden bugüne bu albümün kaset ve CDlerinden kaç tane aldım, kaçtanesini yakın dostlara kaptırıp tekrar yenisini aldım hiç hatırlamıyorum..
Pazar günü televizyonda tembel tembel zap yaparken birden gözüme takıldı.. Ömer Yılmazla ilgili bişeylerin anlatıldığı bir programdı.. Kulak kabartınca öğrendim ki 7 nisanda hemde daha 53 yaşındayken kaybetmişiz onu...:(( haziranda ölmek.... demişti Hasan Hüseyin bir şiirinde...:((nisan haziranı geçer oldu bu bakımdan.....
Her fenerliye söylerim çoğunlukla... :)) Oh kızdıracak bi konu çıktı diye... Ama söz konusu olan cim bom fener derbyleri olunca kızan yada kızdırılan taraf olmaktan kurtulamıyorum bir türlü...:(( Eh napalım bu da kader demek ki... :)) 4-0 dan bikaç gün önce gruplardan birine bir yazı gelmişti.. Yanlış hatırlamıyorsam mesaj yaklaşık olarak şöyle bitiyordu...; ''Şimdi cim bomlular bilmem kaç yüzüncü kere yine uefa kupasını hatırlatıp onunla övünecekler'' gibi bişey di işte...
6-0 ı anıp gülümsedim... :)))
E şimdi bi de nur topu gibi bi 4-0 ınız oldu... :)) Altalta toplarsak 10- 0 eder hatta... :)) Buda fenerlilerin çoğuna (genelleştirmeyeyim) 10x10=100 yıl kadar yeter... :)) Allahtan pendikten daha fazla maçı oluyo fenerin cimbomla.. :)) Ama ben yinede, şampiyonlar liginde bir fener maçı olduğunda, karşı takımı tutmayan bir cim bomlu olarak, umarım ve dilerim kiiiiiiiiiii; fener bize yaptığı hırsı bize topladığı enerjiyi aklı ve oyunu avrupa maçlarında gösterip göğsümüzü kabartsın.. Vizyon ve hedeflerini cimbomla sınırlamayıp avrupa başarıları göstersin...Biz bile yıllar yılı övünelim avrupadaki İKİNCİ türk takımımız diyerekten fenerle... :))))
Not: kızmak kızdırmak kızdırılmak söz konusu olduğunda hitlerin yanıda fenerin esamesi mi okunurmuş ayol... :))))
Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada duyarsın beni uzaktan, dokunmaz sana sesim. Uçup gitmiş gibi gözlerin ve ağzın bir öpüşle mühürlenmiş.
Seviyorum suskunluğunu, çok uzakta görünüyorsun Sanki yas tutuyorsun, kumrular gibi cilveleşen kelebek benzeri. Uzaklardan duyuyorsun beni, ulaşmıyor sana sesim. Bırak da varayım dinginliğine sessizliğinde. Ve konuşayım sessizliğinle bir lamba gibi parlak, bir yüzük gibi yalın. Gece gibisin, suskunluğun ve takım yıldızlarınla Yıldızlarınki gibidir sessizliğin, öyle uzak, önyargısız.
Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada uzakta ve hüzün dolu, sanki ölmüşsün gibi. İşte o zaman bir sözcük yeter Uçarım, uçarım sevinciyle yaşadığının.
Cem Karacanın ve Ruhi Su'nun o tok ve akan sesleriyle dolu dolu söyledikleri o güzel türkü... :))
Şu urfanın kızları
Ah leylim emmoğlu
Kibritsiz kandil yakar
Emmoğlu
Emmoğlu ele benzer emmoğlu
Boyu fidana benzer emmoğlu
Çarpmış,
Paramparça etmiş,
Kara sütü, kara sevdayla seni...
Ve kara memelerinde dişlerin asi,
Karadır, upuzun yattığın gece,
Felek, ah ettirir, boynun kıl - ince...
Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde
Sızlar bir yerlerin
Adsız ve kayıp
Sızlar, usul-usul, dargın,
Ve kan tadında bir konca,
Damıtır kendini mısralarınca...
De be aslan karam,
De yiğit karam,
Hangi kalemin yazısı,
Zorlu yazısı,
Belanda?
Anadan doğma nişan mı,
Sütlü barut damgası mı,
Bir gece parçası mı kaburgandaki?
Kız kakülü, ne hal eylermiş teni,
Ellerin, deli hoyrat,
Ellerin, susuz, yangın.
Ellerin ooooy alarga...
De be aslan karam,
De yiğit karam,
Hangi güzelin diş yeri,
Mavi diş yeri,
Sevdanda?
Vurmuş,
Demirlerin çapraz gölgesi,
Alnın galip ve serin.
Künyen çizileli kaç yıldız uçtu,
Kaç ayva sarardı, kaç kız sevişti,
Gelmemiş, kimselerin...
De be aslan karam,
De yiğit karam,
Hangi zehirin meltemi,
Saran meltemi,
Hülyanda?
Hakikatli dostun muydu,
Can koyduğun ustan mıydı,
Bir uyumaz hasmın mıydı,
'Ooooof' de bunlar olsun muydu?
De be aslan karam,
De yiğit karam,
Hangi kahpenin hançeri,
Saklı hançeri,
Yaranda?
Ahmet ARiF
Günah diye bişey varsa; bende en uçlarda ve keskin çağrışımlar yapar.. Bu keskinlik yüzünden de kan kırmızı olduğunu düşünürüm renginin...
Ama bunu ille de siyahtan beyaza bir renk skalasında değerlendireceksek...; Uç oluşu ve keskinliği yüzünden siyah yada beyaz olmalı gibi sanki....
GRİ ise bütün yumuşaklığı, esnekliği, hoş görüsü, sevecenliği ve çoğul bakış açısıyla olsun olsun da sevabın rengi olsun........diye düşünüyorum.. :))
nisan...((:......)) :
Zülüf dökülmüş yüze
Kaşlar yakılmış göze
Usandım bu canımdan (aman aman)
Derdinle geze geze
7 nisan 2006
Söylediği türküler ve o güzel aryalar kadar güzel ışıklar diliyorum...
90 lı yılların sonlarıydı sanırım... Kafayı taktığım bir goblen yüzünden kırmızının olmadık bir tonunda ipek nakış ipliği bulmak umuduyla, Zafer çarşısına, meşhur İpekçi Cemal'e gitmiştim.. Çarşıdan içeri girdiğim anda çok güzel bir müziğin sihrine kapıldım.. Bir ege türküsüydü ve bir tenor söylüyordu... Müziğe kitlenerek / sesime gel tarzında / hipnotize olmuş gibi burnumun doğrusuna, kaset-kitap satan dükkanlardan birine daldım... Burada mı çalıyor bu diye sordum.. Evet dediler.. Peki bitane satın alabilirmiyim dedim Elbette deyip bana sevda türküleri adlı o muteşem kasedi verdiler..
Bekir Küçükay'ın gitarla eşlik ettiği şarkıları muhteşem bir tenor, Ömer Yılmaz söylüyordu.. Ankara devlet opera ve balesinde birkaç kez canlı izlemek ayrıcalığına eriştiğim o güzel ses yani.. Türküler çok sevdiğim çok özel türkülerdi.. Ömer Yılmaz inanılmaz güzel yorumluyordu... İstanbul Devlet konservatuvarında öğretim üyesi olan Bekir Küçükay'da gitarıyla mükemmel bir katkıda bulunuyordu...
Ogünden bugüne bu albümün kaset ve CDlerinden kaç tane aldım, kaçtanesini yakın dostlara kaptırıp tekrar yenisini aldım hiç hatırlamıyorum..
Pazar günü televizyonda tembel tembel zap yaparken birden gözüme takıldı.. Ömer Yılmazla ilgili bişeylerin anlatıldığı bir programdı.. Kulak kabartınca öğrendim ki 7 nisanda hemde daha 53 yaşındayken kaybetmişiz onu...:((
haziranda ölmek.... demişti Hasan Hüseyin bir şiirinde...:((nisan haziranı geçer oldu bu bakımdan.....
Her fenerliye söylerim çoğunlukla... :)) Oh kızdıracak bi konu çıktı diye... Ama söz konusu olan cim bom fener derbyleri olunca kızan yada kızdırılan taraf olmaktan kurtulamıyorum bir türlü...:((
Eh napalım bu da kader demek ki... :))
4-0 dan bikaç gün önce gruplardan birine bir yazı gelmişti.. Yanlış hatırlamıyorsam mesaj yaklaşık olarak şöyle bitiyordu...;
''Şimdi cim bomlular bilmem kaç yüzüncü kere yine uefa kupasını hatırlatıp onunla övünecekler'' gibi bişey di işte...
6-0 ı anıp gülümsedim... :)))
E şimdi bi de nur topu gibi bi 4-0 ınız oldu... :)) Altalta toplarsak 10- 0 eder hatta... :)) Buda fenerlilerin çoğuna (genelleştirmeyeyim) 10x10=100 yıl kadar yeter... :)) Allahtan pendikten daha fazla maçı oluyo fenerin cimbomla.. :))
Ama ben yinede, şampiyonlar liginde bir fener maçı olduğunda, karşı takımı tutmayan bir cim bomlu olarak, umarım ve dilerim kiiiiiiiiiii;
fener bize yaptığı hırsı bize topladığı enerjiyi aklı ve oyunu avrupa maçlarında gösterip göğsümüzü kabartsın.. Vizyon ve hedeflerini cimbomla sınırlamayıp avrupa başarıları göstersin...Biz bile yıllar yılı övünelim avrupadaki İKİNCİ türk takımımız diyerekten fenerle... :))))
Not: kızmak kızdırmak kızdırılmak söz konusu olduğunda hitlerin yanıda fenerin esamesi mi okunurmuş ayol... :))))
Sazın büyük üstadı sustu...
Yad etmek ve muteşem bir bağlama resitali için aşağıdaki link'e gidip sesi açın....
http://home.arcor.de/aliekbercicek/
Mutluymuş gibi yapmak kadar zor değil...:! !
Seviyorum Suskunluğunu
Seviyorum suskunluğunu, sanki sen
yokmuşçasına burada
duyarsın beni uzaktan, dokunmaz sana sesim.
Uçup gitmiş gibi gözlerin
ve ağzın bir öpüşle mühürlenmiş.
Seviyorum suskunluğunu, çok uzakta
görünüyorsun
Sanki yas tutuyorsun, kumrular gibi cilveleşen
kelebek benzeri.
Uzaklardan duyuyorsun beni, ulaşmıyor sana sesim.
Bırak da varayım dinginliğine sessizliğinde.
Ve konuşayım sessizliğinle
bir lamba gibi parlak, bir yüzük gibi yalın.
Gece gibisin, suskunluğun ve takım yıldızlarınla
Yıldızlarınki gibidir sessizliğin, öyle uzak, önyargısız.
Seviyorum suskunluğunu, sanki sen yokmuşçasına burada
uzakta ve hüzün dolu, sanki ölmüşsün gibi.
İşte o zaman bir sözcük yeter
Uçarım, uçarım sevinciyle yaşadığının.
Pablo Neruda