Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • step18.11.2006 - 12:42

    adım
    Bir de bir zamanlar 'step by step' diye bir dizi vardı onu hatırlatıyor.

  • haldun taner16.11.2006 - 12:55

    1915 yılının bir bahar sabahıydı. Son Osmanli meclisinin İstanbul milletvekili Ahmed Selahattin Bey’ in Bebek’ teki beyaz ahşap evinde her zamankinden farklı bir heyecan vardı. İlk evliliğinden çocuğu olmayan Ahmed Selahaddin Bey o günü uzun zamandir bekliyordu. 16 Mart 1915 sabahı doğan ilk ve tek çocuklarına Seza Hanim’ la birlikte Haldun ismini verdiler.

    İstanbul Darül-fünun Hukuk Fakültesi’ nin en genç profesörü Ahmed Selahattin Bey Lozan’ ın mimarlarındandı. Ancak genç yaşta hayatını kabetti. Yıllar sonra yazar olan oğlu “Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil” kitabinda babasını şöyle anlattı:

    ...”Daha profesör olmadan yeni evliyken ve yüksek öğrenim genel müdürüyken İttihat ve Terakki hükumetinin sözüm ona hasta olduğundan ama aslında hükumetle bağdaşmayan liberal düşüncelerinden ötürü matematikçi Salih Zeki’ yi işinden uzaklaştırınca İttihat ve Terakki’ nin bu yüz kızartan suçuna katılamayacağını, profesör hasta ise işinden çıkartmak yerine tedavisinin gerekeceğini bildiren bir yazı yazıp istifa etmişti. Öldüğünde 42 yaşındadır ve cebinden yalnız 75 kuruş çıkmıştır. Bütün bu ayrıntıları nereden mi biliyorum? Kendisi babamdır da ondan.”

    Annesiyle başbaşa kalan Haldun önce Galatasaray Lisesi’ nde yatılı okudu. Ardından devlet bursuyla Almanya’ ya Heidelberg Üniversitesi’ ne gitti. Arzusu günün birinde bir gazetenin başyazarı olmakti. Bu yüzden siyasal bilimler fakültesini tercih etti. Anne Seza Hanım oğlunu yalniz bırakmamış, onunla birlikte Heidelberg’e yerleşmişti. Ancak genç Haldun, üçüncü sınıfın sonunda zatüreye yakalandı. Almanya’ da uzun bir süre tedavi edildiyse de eğitimine devam edemeyeceğine karar verip yeniden İstanbul’ a döndü. İstanbul’ da aylarca Erenköy’ deki evden çikamayan Haldun kendini okumaya verdi. Böylece mesleğini seçmesi de kolaylaştı. Yazar olacaktı.

    1945’ te ilk öyküsünü, 1949’ da ilk oyunu Günün Adamı’ nı yazdı. Zilli Zarife, Keşanlı Ali Destanı, “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” gibi 20’yi aşkin oyuna, “Yaşasın Demokrasi”, “Şişhane’ ye Yağmur Yağıyordu” gibi onlarca öykü ve denemeye imza attı.

    İstanbul Üniversitesi Alman Filolojisi’ nden mezun olan Haldun Taner Edebiyat Fakültesi’ nde ve Gazetecilik Enstitüsü’ nde ders veriyordu. Ancak üniversitenin kadrolu elemanı değildi. Buna rağmen 1960 darbesinden sonra “sakincali öğretim üyesi” olarak 147’ lerle birlikte üniversiteden uzaklaştırılmaktan kurtulamadı.

    “Son günlerde basında 147’ ler Derneği’ nin önümüzdeki günlerde seçimlerde şu veya bu parti listesinde toplu olarak yer alacaklarina dair bazı söylentiler dolaşmaktadır. Sırf akademik bir kurul olarak kurulan 147’ler Derneği’ nin toplu olarak faal politika ile ve dolayısıyla siyasal partilerin hiç biriyle ilişiği olmayacağını ancak ferd olarak her vatandaş gibi politikaya katılmak isteyenin de istediği partiden aday olmasını kimse engelleyemez.”

    Haldun Taner’ in bu olaydan sonra bir daha iktidarla yıldızı barışmadı. Hep muhalif oldu. Hem oyunlarında hem öykülerinde iktidarı, iktidar yandaşlarını bazen sert bazen de mizahi bir üslupla eleştirdi. Yıllar sonra Kültür Bakanlığı ve Şehir Tiyatroları sanat yönetmenliğini de belki bu yüzden reddetti.

    Yıllar sonra Milliyet gazetesindeki 28 Nisan 1985 tarihli köşesinde demokrasiyi şöyle tarif ediyordu:

    “Demokraside el pençe divan durup boyun kırmak yoktur. Dalkavukluk, ”evet efendim”cilik,”sepet efendim”cilik, “aynen keramet efendim”cilik yoktur. Demokrasi zart zurta hiç gelmez. “Bu budur”, “ben yaptım oldu” sananların balonunu delerler. Demokrasi kuru bir etiket değildir. Demokrasi bir düşünce tarzıdır, bir yaşam üslubudur.

    Hasılı demokrasi en güç rejimdir.

    Çünkü kültür ister, olgunluk ister, eğitim ister. Sade fikir özgürlüğü, söz eşitliği yetmez. O fikir ve sözlerde seviye ister.”

    Tiyatronun bir bilim olarak üniversitelerde okutulmasına önayak oldu. Zeki Alasya Metin Akpınar’ la birlikte ilk politik taşlama, yani kabare tiyatrosunu kurdu. Adı Devekuşu Kabare’ ydi.
    Haldun Taner ilk müzikal oyunu, ilk epik tiyatroyu, Keşanlı Ali Destanı’ nı yazdı.

    Haldun Taner Keşanlı Ali Destanı’ nı önce Devlet Tiyaroları’ na ve Şehir Tiyatroları’ na vermiş ancak ikisinden de red cevabı almıştı. Zira iki kurum da oyunun o güne kadar adı pek de duyulmayan Yalçın Turan’ ın yaptığı müziklerini beğenmemişti. Müziklerin değiştirilmesini kabul etmeyen Haldun Taner kara kara Keşanlı Ali’ yi ne yapacağını düşünüyordu.

    Herkes oyuna bayılmiştı. Yalnız küçük bir sorun vardı. Oyunun kadrosu 40 kişiydi. Oysa Engin Cezzar Gülriz Sururi Tiyarosu’ nun kadrosu 15’ i bulmuyordu. Üstelik bu oyunu sahneye koyacak, dekor yaptıracak paraları da yoktu. Haldun Taner’ in “iki kalas bir heves olursa tiyatro olur” sözünü doğrularcasına önce oyuncu bulundu, ardından kredi almak için araba rehin bırakıldı ve sonunda oyun sahnelendi.

    Keşanlı Ali Destanı sonrasında pek çok Avrupa ülkesinde sahneye çıktı. Sahnelendiği ülkelerde gazetelere manşet oldu.

    “Yermek için yazdık, öğretmek için yazdık, anlatmak için yazdık, güldürmek için yazdık, yüreklendirmek için yazdık. Bunların hepsini bir arada denemek için yazdık. Bir gediği doldurduğumuz kuruntusu ile, bizden önce söyleneni yakalamak hevesiyle yazdık. Yararlı olmak duygusu ile yazdık. Yazıyoruz da. Yazacağız da. Ölüm bir gün elimizi tutuncaya kadar...“

    Ölüm, Haldun Taner’ in elini 7 Mayıs 1986’ da İstanbul’ da tuttu.


    '17.05.2006 Emiyra YILMAZ'

  • işin kılıcı16.11.2006 - 12:54

    IŞIN KILICI olsa idi yazacaklarım var idi ama bu şekilde herhangi bir şey çağrıştırmıyor.

  • harmanlı16.11.2006 - 12:52

    Adıyaman ilimizin Gölbaşı ilçesine bağlı ilçeye yaklaşık 10 km uzaklıkta şirin bir belde.

  • 80lerin en iyileri15.11.2006 - 20:00

    Voltran.

  • beymelek15.11.2006 - 19:58

    Samipaşazede'nin Karabibik adlı romanının geçtiği yer.
    Demre'ye bağlı bir belde

  • demre15.11.2006 - 19:57

    Myra, Kekova, beymelek, Finike, Kral Mezarları ve Demre Çok Programlı Lisesi'ni hatırlatıyor tabii bir de Finike-Demre arasındaki o iğrenç yol...

  • demre15.11.2006 - 19:56

    Noel Baba

  • kan uykusu07.11.2006 - 18:16

    'Tavşan uykusu, şekerleme uyku, derin uyku ve Kan uykusu...

    Kan uykusu demek koma anlamına geliyor.
    Derin bir uyku.

    Bir anlamda ölüm.

    Bir askerseniz Yedi gün boyunca operasyona çıkıp durmadan yürüdüyseniz sadece 4 saat uyursanız sonranız kan uykusu.

    Kay uykusu benim ilk duyduğumda kulağa sert gelen ama sonrasında izlediğimde başından kalkamadığım bir çalışma.

    30 ekim 2006 Skytürk televizyonunda Serdar AKİNAN imzası ile yayınlanan belgesel Türk ordusunun Pkk ile mücadelesi boyunca yapılmış en ciddi ve tarihi çalışma...

    Serdar Akinan önemli bir gazetecilik başarısına imza attı.
    Türkiye'nin gündemini, ekonomisini, siyasetini yıllardır belirleyen bir konunun Türk ordusunun PKK ile mücadelesinin bir cephesinde Türk Genelkurmayının koridorlarından, kışladaki erine kadar yaşanan tüm gerçekleri, detayları İLK KEZ bir belgeselde televizyonlarda izledik.

    Böylesine kitaplar elbette yazılmıştı ama bu belgesel pek çok ilke imza attı.

    İLk kez yıllardır süren bir savaşın ne anlama geldiği ilk kez şehit, yaralı, ölü geçen rakamların ötesinde verildi.

    Türk kamuoyuna duyurulmayan operasyonlar ilk kez anlatıldı.

    İlk kez bir karakol baskını nedir, nasıl yapılır, nasıl korunur grafiklerle gördük.

    İlk kez komutanlar yaptıkları operasyonların planlarını dakika dakika televizyonlarda anlattı.

    İlk kez kamuoyu bir savaşın perde arakasında Türk ordusu cephesinde yaşananların perde arkasını bir film estetiğinde izledi.

    İlk kez operasyonlarda siyasetçilerin yaptığı hatalar, tereddütler ekrana geldi.

    İlk kez askerlerin savaş meydanında neler yaşadığı, neler hissettiği bu kadar somut anlatıldı.

    İlk kez şehit olmanın anlamı komutan için,baba için,aana için bu kadar sıcak bir çatışma ortamından verildi.

    İlk kez bir askeri operasyonunun hatta birçoklarının nasıl hayata geçirildiği son derece gelişmiş grafik sistemleri ile planlarla gösterildi.

    İlk kez savaş meydanındaki askerler yaşadıklarını objektif olarak ekranda anlattılar.

    İlk kez bir şehit ailesi haberi nasıl aldığını bu kadar sıcak ve ilk ağızdan anlattı.

    İlk kez askerlerin bir operasyon sonrasında PKK'lıların sorguları ekrana geldi.

    İlk kez Türk ordusunda askerlerin kuzey Irak'dan silah alıp PKK ile mücadelede kullandıkları emekli askerler tarafından anlatıldı.

    PKK ile kritik bir dönem olan 1993-95 arassındaki dönüm noktasının nasıl olduğu bu kadar somut seyredildi.

    Serdar AKİNAN aylarca süren bir uğraştan sonra askerler tarafından çekilmiş görüntülere ulaşmış. Başarılı bir belgesele imza attı. Ama bu belgesel olarak önemli olduğu kadar PKK ile Türk ordusunun mücadelesinde de bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu belgesel ile birlikte bir savaşın üzerinde yıllardır dikkatle ve özenle örtülen bir perdenin ucu aralanmıştır.
    Elbette bir cephe için...
    Belgeselde Türk ordusunun mücadelesi anlatılıyor. Belgeselde buna soyunuyor zaten.
    Kimi çevreler için eksik gelebilir ama bu belgesel sonuçta böyle bir niyetle yola çıkmış bir çalışma. Yani pazılın bir parçası.

    Önemli bir parçası.

    Bu gözle bakıldığında yıllardır belgesel dünyasında en gerçekçi yapımlardan bir tanesini izledik.

    Bir başlangıç.
    Bir dönemi anlamak için diğer cephenin de belgeseli yapılmalı, anlatılmalı elbette...

    Çünkü biz yıllardır süren bir mücadeleyi böyle görmedik, dinlemedik, anlatılmadı...
    Bu belgeseller en az mücadelenin temeli kadar önemli.
    Bravo Serdar Akinan.
    Ellerine sağlık...
    Bize böylesine bir mücadeleyi generalinden, erine kadar gösterdiğin için. '
    (Cüneyt Özdemir-deepnot.com'dan)

  • deprem07.11.2006 - 12:39

    Dünya'daki büyük depremler...
    (1980 sonrası)

    17 Ağustos 1999- Türkiye'nin Marmara bölgesini etkileyen merkez üssü Kocaeli olan 7.4 büyüklüğündeki depremde, Kocaeli, Sakarya, Yalova, Gölcük, Düzce ile İstanbul Avcılar'da büyük hasar meydana geldi. 5 Eylül 1999 tarihi itibariyle ölü sayısı 15 bini geçti. Bölgede enkaz temizleme çalışmaları devam ediyor.
    30 Mayıs 1998- Afganistan'ın kuzeyini vuran şiddetli depremde 3 bin kadar insan yaşamını yitirirken, Takhar bölgesinde 50 köy yerle bir oldu.
    4 Şubat 1998- İran'da meydana gelen 7.1 şiddetindeki depremde en az 2 bin kişi öldü, binlerce kişi yaralandı. Merkez üssü Afganistan sınırına 150 kilometre mesafede olan depremde 11 köy yok oldu, Kaen ve Birjand kentlerinde büyük hasar meydana geldi.
    28 Mayıs 1995- Rusya'da 7.5 şiddetinde meydana gelen deprem ülkenin kuzeyindeki Sakhalin Adası'nda petrol üretim merkezi Neftegorsk kentinde 1989 kişinin yaşamına mal oldu.
    17 Ocak 1995- Japonya'da merkez üssü liman kenti Kobe kenti olan 7.2 şiddetindeki depremde 6 bin 500 kişi öldü.
    6 Haziran 1994- Kolombiya'da meydana gelen deprem ve depremde Paez Irmağı vadisinde meydana gelen toprak kaymasında bin kişi yaşamını yitirdi.
    30 Eylül 1993- Hindistan'da ilki 6.4 şiddetinde olan bir dizi deprem ülkenin batısı ve güneyinde 36 köyün yıkılmasına 22 bin insanın ölmesine yol açtı. Depremin merkez üssünün Maharashtra, Andhra Pradeş ve Karnataka eyaletlerinin bulunduğu bölgede olduğu tespit edilmişti.

    12 Aralık 1992- Endonezya'da, East Nusa Tenggara bölgesindeki birçok adada meydana gelen 6.8 şiddetindeki depremde 1490 kişi öldü. Babi Adası'nda 700 kişi yaşamını yitirdi.

    20 Ekim 1991- Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'nin kuzeydoğusundaki Uttarkashi bölgesi yakınında meydana gelen 6.1 şiddetindeki depremde 1600 kişi öldü, 2 bin bin kişi yaralandı.

    16 Temmuz 1990- Filipinlerde, merkez üssü Cabanatuan kenti olan 7.7 şiddetindeki depremde en az 2 bin kişi öldü, 3 bin 500 kişi yaralandı. Deprem sonucu 148 bin kişi evsiz kaldı.

    21 Haziran 1990- İran'da 7.7 şiddetindeki deprem Gilan ve Zanjan bölgelerini vurdu, 35 bin kişi yaşamını yitirdi ve 100 bin kişi yaralandı. Deprem, 500 bin kişiyi de evsiz bıraktı.

    7 Aralık 1988- Ermenistan'ın kuzeybatısını vuran 6.9 şiddetindeki depremde 25 binden fazla insan öldü, 18 bin kişi yaralandı. Spitak kasabası tamamen yok olurken, Leninakan kasabasının yarısı göçtü.

    5 Mart 1987- Ekvador Cumhuriyeti'nde merkez üssü El Reventador olan depremde binin üzerinde kişi öldü, birkaç bin kişi kayboldu.

    10 Ekim 1986- El Salvador'da meydana gelen 7.5 şiddetindeki depremde 1500 kişi öldü, 20 bin kişi yaralandı. Deprem 300 bin kişiyi evsiz bıraktı.

    19 Eylül 1985- Meksika'da 8.1 şiddetinde meydana gelen depremde, 6 bin ila 12 bin insan öldü, 40 bin kişi yaralandı.

    30 Ekim 1983- Türkiye'de Erzurum civarında 6.8 şiddetindeki depremde 1155 kişi öldü ve 500 dolayında kişi yaralandı. Deprem 35 bin kişiyi evsiz bıraktı.

    13 Aralık 1982- Yemen'de 6 şiddetinde meydana gelen depremde 3 bin kişi öldü, 2 bin kişi yaralandı. Deprem başkent Sana'nın güneydoğusundaki Dhamar bölgesinin altını üstüne getirdi.

    11 Haziran 1981- İran'da meydana gelen 6.8 şiddetindeki depremde 1027 kişi öldü, 800 kişi yaralandı. Depremde, Kerman bölgesindeki Golbaf kasabası yok oldu.

    23 Kasım 1980- İtalya'da 7.2 şiddetindeki depremde 2 bin 735 kişi öldü, 7 bin 500'den fazla insan yaralandı. Merkez üssü Eboli'de olan deprem en çok Napoli'de geniş bir alanı etkiledi. Deprem sonucu 1500'ün üzerinde kişi kayboldu.

    10 Ekim 1980- Cezayir'de meydana gelen 7.3 şiddetindeki depremde BM verilerine göre 2 bin 590 kişi öldü. Merkez üssü El Asnam kasabası olan deprem sonucu 330 bin insan evsiz kaldı.