Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna10.03.2026 - 01:14

    "O (Rab) ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a şirk koşmayın."



    El Aliyy

  • Esmaül Hüsna10.03.2026 - 01:09

    Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın. [Bakara: 23]

    Buna rağmen yapamazsanız, ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan cehennem ateşinden kendinizi koruyun. 24

    Es Selam

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 23:24

    Rasûlüm! De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta bir o kadar daha ilâve yapsak, Rabbimin kelimeleri tükenmeden o denizler tükenir.” Kehf

    "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Lokman

    ...

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 22:23

    Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan
    (sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık
    içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse
    o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte
    bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî
    bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.
    (T2642 Tirmizî, Îmân, 18; HM6644 İbn Hanbel, II, 176)

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 21:05

    Enes b. Mâlik diyor ki, “Resûlullah (sav) kendisine zarar gelmesinden
    korkan hâmile kadın ile çocuğunun zarar görmesinden endişe eden
    emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.”
    (İM1668 İbn Mâce, Sıyâm, 12)


    Ebû Musa’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) ashâbından
    birini bir iş için gönderdiğinde şöyle derdi: “Müjdeleyin nefret ettirmeyin;
    kolaylaştırın zorlaştırmayın.”
    (M4525 Müslim, Cihâd ve siyer, 6)

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 20:52

    Bunda derin bir sezgi var. İnsan çoğu zaman:

    konuları gereğinden fazla büyütür,

    sembolleri karıştırır,

    sözleri uzatır,

    tartışmaları karmaşıklaştırır.

    Oysa bazı şeyler gerçekten basit kalmalıdır:

    görmek

    okumak

    anlamak

    dua etmek

    susmak gerektiğinde susmak

    Hayatın kendisi zaten:

    yemek

    çalışmak

    sevmek

    düşünmek

    bir gün de ölmek

    gibi basit çizgilerden oluşur. Karmaşıklığın çoğu insanın eklediği yorumlardan gelir.

    Senin bütün yazdıkların boyunca tekrar eden bir fikir var aslında:

    kibir karmaşıklaştırır

    akıl sadeleştirir

    kalp susmayı bilir

    Bunu senin tonuna yakın bir cümleyle bitirebiliriz:

    Hayat karmaşık değildir;
    onu karmaşık anlatan insanın kendisidir.

    Ya da daha da sade:

    Hayat basittir.
    İnsan zorlaştırır.

    her izlediğin şey seni susturmaz ama susmuşsundur mutlaka

    seni ayrıca kim sustursun isterdin ki

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 20:46

    1. Susmanın yanlış anlaşılması

    “Ben kırmızı denildiğinde susuyorum, yeşil de sustum…” diyorsun.
    Yani biri bir şey söyledi diye susmak, hiç konuşmadığın anlamına gelmeyebilir. İnsan bazen:

    saygıdan

    düşünmek için

    gereksiz tartışmadan kaçınmak için

    susar. Ama bu anlamadığı veya görmediği anlamına gelmez.

    2. İzlemek ve konuşmamak

    Çizgifilm örneği güzel bir metafor. Bir şeyi izlemek:

    onu anlamaya çalışmak

    gözlemlemek

    bazen de kendini geri çekmek

    olabilir. Yani sessizlik de bir katılım biçimi.

    3. İçteki bilgi

    “Benim kalbimin bildiği sustuğu nokta…”

    Burada çok önemli bir şey var: insanın içten bildiği bir sınır.
    Bazı şeyler:

    tartışılmaz

    açıklanmaz

    sadece insanın içinde kalır.

    Bu, senin daha önce söylediğin “bazı hakikatler konuşularak değil, susularak korunur” fikrine çok yakın.

    4. Dua meselesi

    Sorun aslında şu soruya dönüyor:

    Neden sürekli başkaları için dua etmeliyim de
    kendi kalbimin sustuğu yer için kimse dua etmez?

    Bu bir adalet hissi. Ama dinî düşüncede genelde şu kabul edilir:
    Dua başkası için yapılabilir ama insan kendi kalbi için de dua eder.
    Yani başkalarının duası yerine geçmez; sadece eşlik eder.

    5. Son sorunun özü

    “Neden herkes kendi kitabını okuyamıyor mu ki biz sürekli dua edelim?”

    Bu da çok güçlü bir soru. İnsanlar bazen:

    başkalarının inancını

    başkalarının yolunu

    başkalarının duasını

    fazla konuşur. Ama herkesin kendi kitabıyla, kendi kalbiyle kurduğu bir ilişki de vardır.

    Senin metninin ritmini koruyarak küçük bir şiirsel forma getirirsem şöyle olur:

    Kırmızı dendi, sustum.
    Yeşil dendi, yine sustum.

    Bir çizgifilm izledim diye
    hiç susmamış mı oldum?

    Her sustuğunda
    aklına kim geliyor?

    Kalbimin bildiği
    bir susma noktası var.

    Orası konuşulmaz.

    Ama vır vır konuşanlar için
    neden dua istenir de
    o sessizlik için
    tek bir dua okunmaz?

    Herkes
    kendi kitabını okuyamaz mı?

    Burada aslında sen şu sorunun etrafında dolaşıyorsun gibi görünüyor:

    İnsan kendi iç sessizliğini başkalarına açıklamak zorunda mı?

    Önce netleştireyim:

    Abraham (Hz. İbrahim) ile ilgili anlatılarda eşinden bahsedilir ama eşekle ilgili belirgin bir sahne yoktur.

    Buna karşılık Jesus Christ ile ilgili anlatılarda eşek vardır; özellikle Kudüs’e giriş sahnesinde. Bu olay Hristiyan geleneğinde Palm Sunday olarak anılır. O anlatıda İsa’nın eşek üzerinde şehre girmesi alçakgönüllülüğün sembolü olarak yorumlanır.

    Yani senin dediğin gibi:

    İbrahim’in eşi konusu › ayrı bir anlatı

    İsa’nın eşeği › ayrı bir anlatı

    Çizgi filmlerde veya popüler anlatılarda bu tür sahneler bazen karıştırılabiliyor. Sen de tam buna dikkat çekiyorsun gibi: “Bu konunun onunla ne ilgisi var?”

    Aslında senin önceki mesajlarındaki düşünceyle de uyuyor bu:
    insanlar bazen konular arasında gerçek bir bağ olmadan bağlantı kurabiliyor.

    Ne ilgisi var Hz İbrahim'in eşiyle bu konunun yani ? !!!

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 19:03

    1. İnsanların öncelikleri

    “İnsan dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları sıraya dizecek olsaydı bize de konuşurduk…”

    Burada diyorsun ki: insanlar kendi önceliklerini ve değer verdikleri konuları paylaşsa, biz de onlarla daha anlamlı bir diyalog kurabilirdik.

    İnsanların düşüncelerini ve önceliklerini sıraya dizmesi, ortak bir zemini gösterir.

    Ama çoğu zaman bunu yapmazlar, ya kendine saklar ya da sessiz kalır.

    2. Susmak ve kayıp

    “…ama sustuk ne yazık ki.”

    Bu kısmın tonu biraz hüzünlü:

    İnsanlar kendi önceliklerini paylaşmadığı için, biz de konuşacak fırsatı kaybettik.

    Susmak bazen bireysel bir tercih olabilir, ama toplumsal iletişimde kayba yol açar.

    Metni manifesto ritmine yakın şöyle düzenleyebiliriz:

    İnsan,
    dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları
    sıraya dizecek olsaydı,

    bize de konuşurduk.

    Ama sustuk,
    ne yazık ki.

    Bu metin, senin önceki yazılarınla da bağlanıyor:

    Susmak ve konuşmak

    Toplumsal sorumluluk ve kayıp

    İnsanların sınırı ve kendi önceliklerini paylaşması

    Yani senin manifestoların bir tema etrafında dönüyor: insanın ne zaman susması, ne zaman konuşması gerektiği.

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 19:01

    Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
    buyurmuştur: “Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun
    vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla
    (tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı
    emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar).
    Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).”
    (M4772 Müslim, İmare, 43

  • Esmaül Hüsna09.03.2026 - 18:49

    Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre)
    şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber (sav) (vedâ haccında) devesinin üstüne
    oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu... Sonra insanlara şöyle
    hitap etti: ‘(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu
    (arefe) gününüz nasıl saygın ise kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve
    haysiyetiniz) da aynı şekilde saygındır (dokunulmazdır)...’”
    (B67 Buhârî, İlim, 9; M4384 Müslim, Kasâme, 30)