"O (Rab) ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a şirk koşmayın."
Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın. [Bakara: 23]
Buna rağmen yapamazsanız, ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan cehennem ateşinden kendinizi koruyun. 24
Rasûlüm! De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta bir o kadar daha ilâve yapsak, Rabbimin kelimeleri tükenmeden o denizler tükenir.” Kehf
"Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Lokman
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan (sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir. (T2642 Tirmizî, Îmân, 18; HM6644 İbn Hanbel, II, 176)
Enes b. Mâlik diyor ki, “Resûlullah (sav) kendisine zarar gelmesinden korkan hâmile kadın ile çocuğunun zarar görmesinden endişe eden emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.” (İM1668 İbn Mâce, Sıyâm, 12)
Ebû Musa’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) ashâbından birini bir iş için gönderdiğinde şöyle derdi: “Müjdeleyin nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.” (M4525 Müslim, Cihâd ve siyer, 6)
“Ben kırmızı denildiğinde susuyorum, yeşil de sustum…” diyorsun. Yani biri bir şey söyledi diye susmak, hiç konuşmadığın anlamına gelmeyebilir. İnsan bazen:
saygıdan
düşünmek için
gereksiz tartışmadan kaçınmak için
susar. Ama bu anlamadığı veya görmediği anlamına gelmez.
2. İzlemek ve konuşmamak
Çizgifilm örneği güzel bir metafor. Bir şeyi izlemek:
onu anlamaya çalışmak
gözlemlemek
bazen de kendini geri çekmek
olabilir. Yani sessizlik de bir katılım biçimi.
3. İçteki bilgi
“Benim kalbimin bildiği sustuğu nokta…”
Burada çok önemli bir şey var: insanın içten bildiği bir sınır. Bazı şeyler:
tartışılmaz
açıklanmaz
sadece insanın içinde kalır.
Bu, senin daha önce söylediğin “bazı hakikatler konuşularak değil, susularak korunur” fikrine çok yakın.
4. Dua meselesi
Sorun aslında şu soruya dönüyor:
Neden sürekli başkaları için dua etmeliyim de kendi kalbimin sustuğu yer için kimse dua etmez?
Bu bir adalet hissi. Ama dinî düşüncede genelde şu kabul edilir: Dua başkası için yapılabilir ama insan kendi kalbi için de dua eder. Yani başkalarının duası yerine geçmez; sadece eşlik eder.
5. Son sorunun özü
“Neden herkes kendi kitabını okuyamıyor mu ki biz sürekli dua edelim?”
Bu da çok güçlü bir soru. İnsanlar bazen:
başkalarının inancını
başkalarının yolunu
başkalarının duasını
fazla konuşur. Ama herkesin kendi kitabıyla, kendi kalbiyle kurduğu bir ilişki de vardır.
Senin metninin ritmini koruyarak küçük bir şiirsel forma getirirsem şöyle olur:
Kırmızı dendi, sustum. Yeşil dendi, yine sustum.
Bir çizgifilm izledim diye hiç susmamış mı oldum?
Her sustuğunda aklına kim geliyor?
Kalbimin bildiği bir susma noktası var.
Orası konuşulmaz.
Ama vır vır konuşanlar için neden dua istenir de o sessizlik için tek bir dua okunmaz?
Herkes kendi kitabını okuyamaz mı?
Burada aslında sen şu sorunun etrafında dolaşıyorsun gibi görünüyor:
İnsan kendi iç sessizliğini başkalarına açıklamak zorunda mı?
Önce netleştireyim:
Abraham (Hz. İbrahim) ile ilgili anlatılarda eşinden bahsedilir ama eşekle ilgili belirgin bir sahne yoktur.
Buna karşılık Jesus Christ ile ilgili anlatılarda eşek vardır; özellikle Kudüs’e giriş sahnesinde. Bu olay Hristiyan geleneğinde Palm Sunday olarak anılır. O anlatıda İsa’nın eşek üzerinde şehre girmesi alçakgönüllülüğün sembolü olarak yorumlanır.
Yani senin dediğin gibi:
İbrahim’in eşi konusu › ayrı bir anlatı
İsa’nın eşeği › ayrı bir anlatı
Çizgi filmlerde veya popüler anlatılarda bu tür sahneler bazen karıştırılabiliyor. Sen de tam buna dikkat çekiyorsun gibi: “Bu konunun onunla ne ilgisi var?”
Aslında senin önceki mesajlarındaki düşünceyle de uyuyor bu: insanlar bazen konular arasında gerçek bir bağ olmadan bağlantı kurabiliyor.
Ne ilgisi var Hz İbrahim'in eşiyle bu konunun yani ? !!!
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla (tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar). Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).” (M4772 Müslim, İmare, 43
Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre) şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber (sav) (vedâ haccında) devesinin üstüne oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu... Sonra insanlara şöyle hitap etti: ‘(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu (arefe) gününüz nasıl saygın ise kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve haysiyetiniz) da aynı şekilde saygındır (dokunulmazdır)...’” (B67 Buhârî, İlim, 9; M4384 Müslim, Kasâme, 30)
"O (Rab) ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a şirk koşmayın."
El Aliyy
Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın. [Bakara: 23]
Buna rağmen yapamazsanız, ki asla yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan cehennem ateşinden kendinizi koruyun. 24
Es Selam
Rasûlüm! De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta bir o kadar daha ilâve yapsak, Rabbimin kelimeleri tükenmeden o denizler tükenir.” Kehf
"Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Lokman
...
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan
(sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık
içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse
o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte
bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî
bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.
(T2642 Tirmizî, Îmân, 18; HM6644 İbn Hanbel, II, 176)
Enes b. Mâlik diyor ki, “Resûlullah (sav) kendisine zarar gelmesinden
korkan hâmile kadın ile çocuğunun zarar görmesinden endişe eden
emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.”
(İM1668 İbn Mâce, Sıyâm, 12)
Ebû Musa’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) ashâbından
birini bir iş için gönderdiğinde şöyle derdi: “Müjdeleyin nefret ettirmeyin;
kolaylaştırın zorlaştırmayın.”
(M4525 Müslim, Cihâd ve siyer, 6)
Bunda derin bir sezgi var. İnsan çoğu zaman:
konuları gereğinden fazla büyütür,
sembolleri karıştırır,
sözleri uzatır,
tartışmaları karmaşıklaştırır.
Oysa bazı şeyler gerçekten basit kalmalıdır:
görmek
okumak
anlamak
dua etmek
susmak gerektiğinde susmak
Hayatın kendisi zaten:
yemek
çalışmak
sevmek
düşünmek
bir gün de ölmek
gibi basit çizgilerden oluşur. Karmaşıklığın çoğu insanın eklediği yorumlardan gelir.
Senin bütün yazdıkların boyunca tekrar eden bir fikir var aslında:
kibir karmaşıklaştırır
akıl sadeleştirir
kalp susmayı bilir
Bunu senin tonuna yakın bir cümleyle bitirebiliriz:
Hayat karmaşık değildir;
onu karmaşık anlatan insanın kendisidir.
Ya da daha da sade:
Hayat basittir.
İnsan zorlaştırır.
her izlediğin şey seni susturmaz ama susmuşsundur mutlaka
seni ayrıca kim sustursun isterdin ki
1. Susmanın yanlış anlaşılması
“Ben kırmızı denildiğinde susuyorum, yeşil de sustum…” diyorsun.
Yani biri bir şey söyledi diye susmak, hiç konuşmadığın anlamına gelmeyebilir. İnsan bazen:
saygıdan
düşünmek için
gereksiz tartışmadan kaçınmak için
susar. Ama bu anlamadığı veya görmediği anlamına gelmez.
2. İzlemek ve konuşmamak
Çizgifilm örneği güzel bir metafor. Bir şeyi izlemek:
onu anlamaya çalışmak
gözlemlemek
bazen de kendini geri çekmek
olabilir. Yani sessizlik de bir katılım biçimi.
3. İçteki bilgi
“Benim kalbimin bildiği sustuğu nokta…”
Burada çok önemli bir şey var: insanın içten bildiği bir sınır.
Bazı şeyler:
tartışılmaz
açıklanmaz
sadece insanın içinde kalır.
Bu, senin daha önce söylediğin “bazı hakikatler konuşularak değil, susularak korunur” fikrine çok yakın.
4. Dua meselesi
Sorun aslında şu soruya dönüyor:
Neden sürekli başkaları için dua etmeliyim de
kendi kalbimin sustuğu yer için kimse dua etmez?
Bu bir adalet hissi. Ama dinî düşüncede genelde şu kabul edilir:
Dua başkası için yapılabilir ama insan kendi kalbi için de dua eder.
Yani başkalarının duası yerine geçmez; sadece eşlik eder.
5. Son sorunun özü
“Neden herkes kendi kitabını okuyamıyor mu ki biz sürekli dua edelim?”
Bu da çok güçlü bir soru. İnsanlar bazen:
başkalarının inancını
başkalarının yolunu
başkalarının duasını
fazla konuşur. Ama herkesin kendi kitabıyla, kendi kalbiyle kurduğu bir ilişki de vardır.
Senin metninin ritmini koruyarak küçük bir şiirsel forma getirirsem şöyle olur:
Kırmızı dendi, sustum.
Yeşil dendi, yine sustum.
Bir çizgifilm izledim diye
hiç susmamış mı oldum?
Her sustuğunda
aklına kim geliyor?
Kalbimin bildiği
bir susma noktası var.
Orası konuşulmaz.
Ama vır vır konuşanlar için
neden dua istenir de
o sessizlik için
tek bir dua okunmaz?
Herkes
kendi kitabını okuyamaz mı?
Burada aslında sen şu sorunun etrafında dolaşıyorsun gibi görünüyor:
İnsan kendi iç sessizliğini başkalarına açıklamak zorunda mı?
Önce netleştireyim:
Abraham (Hz. İbrahim) ile ilgili anlatılarda eşinden bahsedilir ama eşekle ilgili belirgin bir sahne yoktur.
Buna karşılık Jesus Christ ile ilgili anlatılarda eşek vardır; özellikle Kudüs’e giriş sahnesinde. Bu olay Hristiyan geleneğinde Palm Sunday olarak anılır. O anlatıda İsa’nın eşek üzerinde şehre girmesi alçakgönüllülüğün sembolü olarak yorumlanır.
Yani senin dediğin gibi:
İbrahim’in eşi konusu › ayrı bir anlatı
İsa’nın eşeği › ayrı bir anlatı
Çizgi filmlerde veya popüler anlatılarda bu tür sahneler bazen karıştırılabiliyor. Sen de tam buna dikkat çekiyorsun gibi: “Bu konunun onunla ne ilgisi var?”
Aslında senin önceki mesajlarındaki düşünceyle de uyuyor bu:
insanlar bazen konular arasında gerçek bir bağ olmadan bağlantı kurabiliyor.
Ne ilgisi var Hz İbrahim'in eşiyle bu konunun yani ? !!!
1. İnsanların öncelikleri
“İnsan dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları sıraya dizecek olsaydı bize de konuşurduk…”
Burada diyorsun ki: insanlar kendi önceliklerini ve değer verdikleri konuları paylaşsa, biz de onlarla daha anlamlı bir diyalog kurabilirdik.
İnsanların düşüncelerini ve önceliklerini sıraya dizmesi, ortak bir zemini gösterir.
Ama çoğu zaman bunu yapmazlar, ya kendine saklar ya da sessiz kalır.
2. Susmak ve kayıp
“…ama sustuk ne yazık ki.”
Bu kısmın tonu biraz hüzünlü:
İnsanlar kendi önceliklerini paylaşmadığı için, biz de konuşacak fırsatı kaybettik.
Susmak bazen bireysel bir tercih olabilir, ama toplumsal iletişimde kayba yol açar.
Metni manifesto ritmine yakın şöyle düzenleyebiliriz:
İnsan,
dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları
sıraya dizecek olsaydı,
bize de konuşurduk.
Ama sustuk,
ne yazık ki.
Bu metin, senin önceki yazılarınla da bağlanıyor:
Susmak ve konuşmak
Toplumsal sorumluluk ve kayıp
İnsanların sınırı ve kendi önceliklerini paylaşması
Yani senin manifestoların bir tema etrafında dönüyor: insanın ne zaman susması, ne zaman konuşması gerektiği.
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun
vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla
(tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı
emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar).
Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).”
(M4772 Müslim, İmare, 43
Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre)
şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber (sav) (vedâ haccında) devesinin üstüne
oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu... Sonra insanlara şöyle
hitap etti: ‘(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu
(arefe) gününüz nasıl saygın ise kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve
haysiyetiniz) da aynı şekilde saygındır (dokunulmazdır)...’”
(B67 Buhârî, İlim, 9; M4384 Müslim, Kasâme, 30)