Tay yayınları tarafından serüvenleri yayınlanan, çocuklara hitap eden bir western karakteriydi. Şaşkın bakışlı, sarı kıvırcık saçlı, zeki, cesur ve centilmen bir kovboydu. Bazen neşe içinde gitarını çalar, bazense silahını konuştururdu. Asla hiçbir dostunun yardım teklifini geri çevirmez ve haydutlarla bıkmadan usanmadan boğuşurdu. Keyifle okunan maceralarında, Rozita adlı atı ve bazen de bir köpek kendisine eşlik ederdi. Taşıdığı bazı öğelerle bana hep Red Kit’i hatırlatmıştır Mini Ringo.
Saç stilini çok beğendiğim bir çizgi roman kahramanıydı.. Kıvır kıvır kızıl saçları, kendine has gülümseyişi ve kılıktan kılığa girmesiyle karizmatik bir silahşördü.. En yakın dostları Tonton ve Baron'du. Tonton, köfte yemek konusunu saplantı haline getirmiş ahmak bir adamdı, kızdığında veya şaşırdığında "Hay bin kokmuş köfte!..", "Dünyadaki bütün köfteler aşkına!..." gibi laflar ederdi. Castagnaclar soyundan geldiğini ileri süren ama asaleti konusunda kimseyi bir türlü ikna edemeyen Baron ise, silindir şapkalı ve ekose ceketiyle maceralara renk katardı. Tom Braks'ın kılıktan kılığa girerken kötü adamların hepsinin onunla aynı boyda olması ise pek garibime giderdi.
En beğenerek okuduğum çizgi romanlardandı.. Kahramanı “Çelik Blek” lakablı bir avcıydı.. Atletik vücudu, insanüstü gücü, kürk yeleği, kunduz postundan başlığı ile efsaneleşmişti. Çelik bilek, ülkesinin topraklarını düşman işgalinden kurtarmak için amansız bir savaşın içine dalmış, ömrünü bağımsızlık mücadelesine adamıştı. Birliğinin adı ise "Vatanseverler"di. Halk arasında "Avcı" diye bilinirlerdi. İngiliz askerleri ve haydutlar ise onlara "Asi" diye hitap ederlerdi. Esas amaçları, vatanlarını İngiliz askerlerinden, kendi deyişleriyle "Kırmızı Ceketliler"den temizlemekti.. Çelik Blek'in bu mücadelesinde "Profesör Oklitus" ve "Rodi" adında iki karakter de her daim yanında olurdu. Oklitus oldukça bilgili, aklı fikri yemekte olan biriydi, Rodi ise aklı havalarda olan çilli bir ergendi.. Sevimli ikili bir çok macerada Çelik Blek’e yardımcı olduğu kadar söz dinlememeleri yüzünden zararları olduğu da olurdu.
Jeriko yarı kızılderili yarı beyaz bir kahramandı. Yarı çıplak dolaşır, bir kızılderili gibi düşünür, yaşar, avlanır, öldürür ve intikam alırdı.. Upuzun sarı saçlarıyla klasik westernlerde pek karşılaşmadığımız bir tipti. Ancak o da hemen tüm çizgi roman kahramanları gibi adaleti gözetmekteydi. Ancak Jeriko'nun yasaları koruma ve adaleti yerine getirme yöntemleri çarpıcı, sarsıcı ve hatta bazen ürkütücüydü. Kendisini büyüten Arapaho Kızılderilileri gibi yaşamayı tercih eden Jeriko, yine de onlardan biri değildi. Maceraları genellikle beyazların arasında geçer, olayların çoğu kızılderili sorunlarını değil, beyazları ilgilendirirdi.
Gene Tay yayınlarından çıkan hastası olduğum bir yayındı.. Mister NO; şakaklarına hafiften kar yağmış, aklı bir karış havada olan eski bir Amerikan savaş pilotuydu.. Savaş sonrası yerleştiği Brezilya-Manaus’da aldığı külüstür uçakla, turist rehberliği yaparak geçimini sağlardı.. En yakın arkadaşı “SS” takma adlı "Otto Kruger"’di.. "Pır pır" adını verdiği uçağıyla arasında duygusal bir bağ vardı. Bir şeylere canı sıkıldığında “Puxa vida!” veya “Canına yandığım!” demesi meşhurdu. Çoğu maceradan evvel bir güzel dayak yer maceranın ortalarına veya sonuna doğru gücünü gösterirdi.. Aldığı parayı çarçur etmekte üstüne yoktu.. Eline bazı maceralarda yüklü miktarda para geçtiği halde kısa bir sürede metaliksiz kalırdı.. Her ne kadar dışarıdan soğuk biri gibi görünse de aslında samimi, dürüst ve insancıldı.
“Minik Serçe"den başka daha kimler yoktu ki; Altan Erbulak, Gani Müjde, Bülent Arabacıoğlu, Sadık Şendil, İhsan Ertürkmen'in yanında neredeyse tüm Gırgır ve Fırt ekibi vardı.. Sanırım bu nedenle 207 hafta yayında kalarak unutulmaz gazete ekleri arasındaki yerini aldı..
Walkman, insanın müziği taşıyabilme rüyasını gerçekleştirdi ve dünya çapında yüz milyonlarca adet sattı. O dönemler ülkemizde ithalat yasak olduğundan, gençler genellikle Almanya başta olmak üzere yurt dışındaki akrabaları sayesinde bu fenomen aygıta sahip olabilmişti. Öyle ki her gurbetçinin bir tane Walkman getirmesi adetten sayılmıştır. Daha sonraları çeşitli müzik dergileri, büyük hediye olarak walkman vermeye başladı. (Hey ve Onyedi) Lakin bu alete kendini çok kaptıran bazı kişilerin kulakları mahvoldu. Zira dinleyiciler, melodiye dikkat etmek yerine yüksek ritm sesleriyle tatmin olmaya başladılar. Bunun kapısını açan da tabi ki taşınabilir müziğin atası walkmanlerdi.
Çocukluğumuzun vazgeçilmezlerinden ve boğulma tehlikesi yaşatabilecek abur cuburlarındandı. Aynı zamanda herhalde pipet ile yenilen tek katıydı. Tırtıklı oval çöp kovalarına benzeyen bir kabı ile kenarlarına lastik geçirilen paraşütü andıran kağıttan bir kapağı vardı. Bunu yediğimizde genzimiz, burnumuz tıkanıp, ağzımızın içi kupkuru olduğundan hemen musluklara koşar; ağzımızı musluğun ağzına dayayarak içimizdeki ateşi büyük bir keyifle söndürürdük. Yenilmesinin yanında; ağzımızdakileri arkadaşlara püskürterek şakalar da yaptığımız olurdu... Sağlık bakanlığının uyuduğu o yıllarda; bu meret sadece sokaklarda, bakkallarda, kırtasiyelerde değil özellikle okul önlerindeki seyyar satıcılarda satılırdı.
1 Ocak 1985'de Özal hükümeti zamanında yürürlüğe giren, devlet gelirlerini arttırma amaçlı konan vergiye "Katma Değer Vergisi" ya da kısaca KDV denmişti. Ceplerinden tırmalanan paraların kendilerine yol, su ve elektrik olarak döneceği vaat edilen vatandaşlar ise buna tepki olarak, bu kısaltmanın açılımını "Kazık Daima Vatandaşa" olarak değiştirmişlerdi. TRT'de bu vergi için hazırlanan kamu spotlarında; Özay Gönlüm "Fişini de al Mustafa Ali", Ali-Ayşegül Atik çiftin "bir alışveriş, bir fiş", Zeki-Metin de "KDV'si içinde, satış fişi cebimde"skeçleriyle hafızalarımızda yer etmişti.. Ayrıca yönetmenliğini Kartal Tibet'in yaptığı, başrolünü Kemal Sunal'ın oynadığı, bu uygulamaya gönderme yapan "Katma Değer Şaban" isimli bir de film çekilmişti. :)
Tay yayınları tarafından serüvenleri yayınlanan, çocuklara hitap eden bir western karakteriydi. Şaşkın bakışlı, sarı kıvırcık saçlı, zeki, cesur ve centilmen bir kovboydu. Bazen neşe içinde gitarını çalar, bazense silahını konuştururdu. Asla hiçbir dostunun yardım teklifini geri çevirmez ve haydutlarla bıkmadan usanmadan boğuşurdu. Keyifle okunan maceralarında, Rozita adlı atı ve bazen de bir köpek kendisine eşlik ederdi. Taşıdığı bazı öğelerle bana hep Red Kit’i hatırlatmıştır Mini Ringo.
Saç stilini çok beğendiğim bir çizgi roman kahramanıydı.. Kıvır kıvır kızıl saçları, kendine has gülümseyişi ve kılıktan kılığa girmesiyle karizmatik bir silahşördü.. En yakın dostları Tonton ve Baron'du. Tonton, köfte yemek konusunu saplantı haline getirmiş ahmak bir adamdı, kızdığında veya şaşırdığında "Hay bin kokmuş köfte!..", "Dünyadaki bütün köfteler aşkına!..." gibi laflar ederdi. Castagnaclar soyundan geldiğini ileri süren ama asaleti konusunda kimseyi bir türlü ikna edemeyen Baron ise, silindir şapkalı ve ekose ceketiyle maceralara renk katardı.
Tom Braks'ın kılıktan kılığa girerken kötü adamların hepsinin onunla aynı boyda olması ise pek garibime giderdi.
En beğenerek okuduğum çizgi romanlardandı.. Kahramanı “Çelik Blek” lakablı bir avcıydı.. Atletik vücudu, insanüstü gücü, kürk yeleği, kunduz postundan başlığı ile efsaneleşmişti. Çelik bilek, ülkesinin topraklarını düşman işgalinden kurtarmak için amansız bir savaşın içine dalmış, ömrünü bağımsızlık mücadelesine adamıştı. Birliğinin adı ise "Vatanseverler"di. Halk arasında "Avcı" diye bilinirlerdi. İngiliz askerleri ve haydutlar ise onlara "Asi" diye hitap ederlerdi. Esas amaçları, vatanlarını İngiliz askerlerinden, kendi deyişleriyle "Kırmızı Ceketliler"den temizlemekti.. Çelik Blek'in bu mücadelesinde "Profesör Oklitus" ve "Rodi" adında iki karakter de her daim yanında olurdu. Oklitus oldukça bilgili, aklı fikri yemekte olan biriydi, Rodi ise aklı havalarda olan çilli bir ergendi.. Sevimli ikili bir çok macerada Çelik Blek’e yardımcı olduğu kadar söz dinlememeleri yüzünden zararları olduğu da olurdu.
Jeriko yarı kızılderili yarı beyaz bir kahramandı. Yarı çıplak dolaşır, bir kızılderili gibi düşünür, yaşar, avlanır, öldürür ve intikam alırdı.. Upuzun sarı saçlarıyla klasik westernlerde pek karşılaşmadığımız bir tipti. Ancak o da hemen tüm çizgi roman kahramanları gibi adaleti gözetmekteydi. Ancak Jeriko'nun yasaları koruma ve adaleti yerine getirme yöntemleri çarpıcı, sarsıcı ve hatta bazen ürkütücüydü.
Kendisini büyüten Arapaho Kızılderilileri gibi yaşamayı tercih eden Jeriko, yine de onlardan biri değildi. Maceraları genellikle beyazların arasında geçer, olayların çoğu kızılderili sorunlarını değil, beyazları ilgilendirirdi.
Gene Tay yayınlarından çıkan hastası olduğum bir yayındı.. Mister NO; şakaklarına hafiften kar yağmış, aklı bir karış havada olan eski bir Amerikan savaş pilotuydu.. Savaş sonrası yerleştiği Brezilya-Manaus’da aldığı külüstür uçakla, turist rehberliği yaparak geçimini sağlardı.. En yakın arkadaşı “SS” takma adlı "Otto Kruger"’di.. "Pır pır" adını verdiği uçağıyla arasında duygusal bir bağ vardı. Bir şeylere canı sıkıldığında “Puxa vida!” veya “Canına yandığım!” demesi meşhurdu. Çoğu maceradan evvel bir güzel dayak yer maceranın ortalarına veya sonuna doğru gücünü gösterirdi.. Aldığı parayı çarçur etmekte üstüne yoktu.. Eline bazı maceralarda yüklü miktarda para geçtiği halde kısa bir sürede metaliksiz kalırdı.. Her ne kadar dışarıdan soğuk biri gibi görünse de aslında samimi, dürüst ve insancıldı.
“Minik Serçe"den başka daha kimler yoktu ki; Altan Erbulak, Gani Müjde, Bülent Arabacıoğlu, Sadık Şendil, İhsan Ertürkmen'in yanında neredeyse tüm Gırgır ve Fırt ekibi vardı.. Sanırım bu nedenle 207 hafta yayında kalarak unutulmaz gazete ekleri arasındaki yerini aldı..
Radyonun da mucidi olan Marconi tarafından icat edilmiştir.
Walkman, insanın müziği taşıyabilme rüyasını gerçekleştirdi ve dünya çapında yüz milyonlarca adet sattı. O dönemler ülkemizde ithalat yasak olduğundan, gençler genellikle Almanya başta olmak üzere yurt dışındaki akrabaları sayesinde bu fenomen aygıta sahip olabilmişti. Öyle ki her gurbetçinin bir tane Walkman getirmesi adetten sayılmıştır. Daha sonraları çeşitli müzik dergileri, büyük hediye olarak walkman vermeye başladı. (Hey ve Onyedi) Lakin bu alete kendini çok kaptıran bazı kişilerin kulakları mahvoldu. Zira dinleyiciler, melodiye dikkat etmek yerine yüksek ritm sesleriyle tatmin olmaya başladılar. Bunun kapısını açan da tabi ki taşınabilir müziğin atası walkmanlerdi.
Çocukluğumuzun vazgeçilmezlerinden ve boğulma tehlikesi yaşatabilecek abur cuburlarındandı. Aynı zamanda herhalde pipet ile yenilen tek katıydı. Tırtıklı oval çöp kovalarına benzeyen bir kabı ile kenarlarına lastik geçirilen paraşütü andıran kağıttan bir kapağı vardı. Bunu yediğimizde genzimiz, burnumuz tıkanıp, ağzımızın içi kupkuru olduğundan hemen musluklara koşar; ağzımızı musluğun ağzına dayayarak içimizdeki ateşi büyük bir keyifle söndürürdük. Yenilmesinin yanında; ağzımızdakileri arkadaşlara püskürterek şakalar da yaptığımız olurdu...
Sağlık bakanlığının uyuduğu o yıllarda; bu meret sadece sokaklarda, bakkallarda, kırtasiyelerde değil özellikle okul önlerindeki seyyar satıcılarda satılırdı.
1 Ocak 1985'de Özal hükümeti zamanında yürürlüğe giren, devlet gelirlerini arttırma amaçlı konan vergiye "Katma Değer Vergisi" ya da kısaca KDV denmişti. Ceplerinden tırmalanan paraların kendilerine yol, su ve elektrik olarak döneceği vaat edilen vatandaşlar ise buna tepki olarak, bu kısaltmanın açılımını "Kazık Daima Vatandaşa" olarak değiştirmişlerdi.
TRT'de bu vergi için hazırlanan kamu spotlarında; Özay Gönlüm "Fişini de al Mustafa Ali", Ali-Ayşegül Atik çiftin "bir alışveriş, bir fiş", Zeki-Metin de "KDV'si içinde, satış fişi cebimde"skeçleriyle hafızalarımızda yer etmişti..
Ayrıca yönetmenliğini Kartal Tibet'in yaptığı, başrolünü Kemal Sunal'ın oynadığı, bu uygulamaya gönderme yapan "Katma Değer Şaban" isimli bir de film çekilmişti. :)