Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Ümraniye Belediyesi Şiir Yarışması
  • peri bacaları12.02.2006 - 16:03

    Kapadokya Genel Tarihçe

    Erozyonun oluşturduğu Peri Bacaları ve inanılmaz görüntülerle herkesi şaşırtan vadileri, insanların inanç uğruna oyarak inşa ettikleri ve günümüze kadar canlılığını koruyabilmiş freskleriyle kaya kiliseleri, canlarını kurtarabilmek amacıyla yerin metrelerce altını -kimi zaman sekiz kat- oyarak yeraltı yerleşim yerleri bugünkü Kapadokya'yı meydana getirir. İnsan ve doğa el ele vermiş ve dünyanın harikalarından birini ortaya çıkarmıştır.

    Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış olan Strabon, Geographika adıyla yazmış olduğu kitabında Kapadokya'yı, doğuda Malatya, batıda Aksaray, güneyde Toros Dağları ve kuzeyde Doğu Karadeniz'e kadar uzanan b ir bölge olarak sınırlandırır. Bugün ise Kapadokya eşittir peribacaları, kaya kiliseleri, yeraltı şehirleri olduğu için bugünkü Kapadokya, bu oluşumların en yoğun olduğu Avanos, Ürgüp, Uçhisar, Göreme, Ortahisar, Gülşehir, Derinkuyu ile Aksaray yakınındaki Ihlara vadisi akla gelmektedir.

    Kapadokya bölgesinin jeolojik oluşumu Erciyes, Hasan, Melendiz, Göllüdağ ile daha birçok küçük volkanik dağların, Üst Miyosen çağda patlamaları ile başlamıştır. Bölgeye yayılan lavlar, göller, akarsular üzerinde 100-150 metreyi bulan değişik sertlikte tüf tabakasından oluşan yüksek bir plato meydana getirmişlerdir. Zamanla bu platonun, erozyonun etkisiyle inanılmaz derecede aşınması sonucu bugünkü vadiler ortaya çıkmış, peri bacası adı verilen üzerinde daha sert ve geniş bir kaya tabakasının bulunduğu konik şekiller oluşmuştur. Dünyanın birkaç bölgesinde de görülen Peri Bacaları, hiçbir yerde Kapadokya'da olduğu kadar yoğun bir şekilde bulunmamaktadır. Tabiatın bu cömertliğinden yararlanan insanoğlu ise, oyulmaya çok elverişli olan bu kalın kaya kütlesini oyarak, günün şartlarına göre evler, manastırlar, kiliseler ve yeraltı sığınakları yapmışlardır. Özellikle Hıristiyanlığın Anadolu'da yayılmaya başlamasıyla birlikte, Kapadokya'nın jeolojik yapısının verdiği bu avantajla manastır ve kilise sayısı binlerle ifade edilen sayıya ulaşmış ve Hıristiyan keşişlerin merkezi durumuna gelmiştir.

    M.Ö. 2000'lerden başlayarak Hititler bölgeye yerleşmiş ve yerli halkla kaynaşarak Büyük Hitit İmparatorluğunu kurmuşlardır. Bu dönemde Kayseri yakınlarında bulunan Kültepe (Neşa,Kaniş) Asur Ticaret Kolonilerinin önemli bir ticaret merkezi durumundadır. M.Ö. 1200'lere kadar hüküm süren Hitit İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Geç Hitit Devletleri kurulmuştur. Friglerin, Geç Hitit Devlerine son vermesinden sonra Kimmerlerin, Medlerin ve M.Ö. 547'den itibaren ise Perslerin hakimiyetinde kalmıştır. Persler Anadolu'yu Satraplık adı verilen bölgelere ayırarak yönetirler. Bu bölgelerden biri olan bugünkü Kapadokya bölgesine ise Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Katpatuka adını verirler.

    Pers İmparatorluğu'nu yıkan Büyük İskender Katpatuka'da beklemediği bir direnişle karşılaşır. Bunun üzerine, komutanlarından biri olan Sabistas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirir. Buna karşı çıkan halk bir Pers asilzadesi olan I. Ariarathes'i (M.Ö. 332-352) kral ilan eder. Büyük İskender ile iyi ilişkiler kuran I. Ariarathes, Kapadokya Krallığının sınırlarını da genişletir. Büyük İskender'in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, yeniden bir savaş dönemine girer ve Pontus, Galat, Makedonya ve Romalılarla mücadele eder. M.S. 17 yılında Tiberius Roma İmparatorluğuna bağlayarak eyalet haline getirir. Batıya açılan yeni yolların yapılması, eyaletin merkezi durumundaki Kayseri'nin önemini artırmış, ticaretin Asur Ticaret Kolonilerindeki parlak dönemindeki canlılığına kavuşmuştur. Daha sonraki yıllarda İran'dan gelen Sasanilerin akınlarından korunmak için şehrin etrafı surlarla çevrilmiştir. Hıristiyanlığın yayılması sırasında, Kapadokya bölgesi bu bakımdan da önemini artırmış ve Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilince Kayseri Başpiskoposluk merkezi haline gelmiştir. IV. Yüzyılda Başpiskopos olan Aziz I. Basilius'un büyük çabalarıyla Hıristiyanlık bölgeye yerleşmiş ve kayalar içinde mistik bir manastır hayatı başlamıştır.

    Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca, Kapadokya doğal olarak Doğu Roma İmparatorluğunun sınırları içinde kalır. VII. Yüzyıl başlarında Bizanslılarla Sasaniler arasında yoğun savaşlar meydana gelmiş ve Sasaniler 6-7 yıl bölgeyi ellerinde tutmuşlardır. M.S. 651 yılında, Halife Osman Sasani Devletini yıktıktan sonra, Arap-Emevi akınlarına maruz kalır Kapadokya halkı. Bu karışıklık sırasında, bir süredir devam eden hıristiyan mezhep çatışmaları, özellikle İmparator III. Leon'un ikonaları yasaklamasıyla, doruk noktasına ulaşır ve İkonaklazm (726-843) denilen dönem başlar. İkonaklastik dönemde Kapadokya'ya büyük bir göç yaşanmış, ikona taraftarı olan Hıristiyanlar bölgeye gelip kayalara oyulmuş manastırlarda gizlenerek ibadetlerine ve faaliyetlerine devam etmişlerdir.

    1082 yılında Kayseri'nin Selçuklular tarafından fethedilmesini müteakip Kapadokya halkı huzurlu bir döneme girer. Selçuklu hakimiyetindeki Hıristiyanlar serbestçe ibadetlerini yaparlar ve kiliselerini inşa ederler. Ancak, 1308 yılında Moğol kökenli İlhanlılar Kayseri'yi ele geçirip, şehri yakıp yıkarlar. Bu durum çok sürmez ve Osmanlılar döneminde bölge artık rahat ve huzura kavuşur.

    ayrıntılı bilgi için bkz: http://www.bulentozmen.com/tr/kapadokya.htm

  • ay başı07.06.2004 - 20:08

    Adet nedir?
    Aslında yumurtlaması olan kadınlarda 28-30 günde bir kanamayla rahim içi zarının dışarı atılmasıdır. Eğer bir cinsel ilişki sonucu gebelik gelişirse, embriyo tüpler yoluyla rahme ulaşır. Rahim içinde özel olarak hazırlanmış dokuya tutunur ve gelişip büyümeye başlar. Bu doku, yani rahim içi zarı her ay hormonlarla kadifemsi bir değişim gösterir. Yaklaşık bir santim kadar kalınlaşır ve gebeliğe hazır hale gelir. Eğer yumurtlama olmazsa 28-30 günlük bir olgunluk döneminden sonra işlevini kaybeder ve dökülür.

    * Bir kadın ne zaman adet görmeye başlar? Normali nedir?
    Bir kadın ortalama 12 yaşından 50 yaşına kadar her ay bu süreci doğal olarak yaşar. Ortalama 28 günde bir adet görür. Ama 21 ile 35 gün kabul edilebilir bir adet düzenidir. Adet süresi ise 2-7 gün olmalıdır.

    * Atılan miktar ne kadar olmalıdır peki?
    Adet kanamaları normalde 2-3 gün sürer. Günde 2-3 pet kanama normaldir... Hacmi herkeste farklıdır, ölçmek de mümkün değildir. Ama 40 ml.'lik bir kan normaldir. Yani kan alınan tüpler 10 cc.'liktir. 3-4 tanesini dolduracak kadar kan olur.

    * Şiddetli kanamaların nedeni nedir?
    Polipler, miyomlar ya da rahimle ilgili başka bir problem olabilir. O yüzden kanaması 5-6 günden fazla süren kadınlar Acaba rahmimde bir problem mi var? ' diye bir hekime müracaat etmeli.

    * Peki ya kanama azsa... Bu bir hastalık belirtisi midir?
    Tabii. Kanamanın olmaması ya da 1.5 ayda bir olması da yumurtlama bozukluğunun bir işareti olabilir.

    * Bir genç kız ilk adetten sonra hemen düzenli bir şekilde adet görmeye başlar mı?
    Hayır. 12-13 yaşındaki bir ergenin vücudu, kilosu belli bir yere ulaşıncaya kadar düzensizlikler olabilir. İlk yıllarda 2 ayda, 3 ayda bir adet görülebilir. Bu düzenin oluşmasıyla beraber yumurtlama da başlamış demektir. Yani genç kız üreme dönemine ulaşmış demektir. Adet düzensizliğinde hekime gitmeyi gerektiren belirtiler aşırı tüylenmenin başlaması ve kanamanın çok seyrek olmasıdır. Eğer 35 gün geçtiği halde adet olunmuyorsa yumurtlama düzensizliği var demektir.

    Tüylenmede geriye dönüş yok ama...
    * Adet düzensizliğinde en sık görülen neden nedir?
    Genç kızların arasında hiç azımsanmayacak oranda polikistik over sorununa rastlanıyor. Adetler 2 ayda, 3 ayda bir oluyor. Ve bu hanımlar gittikçe tüyleniyor.

    * Nasıl?
    Erkeksi tüylenmeler oluyor. Yani kadının yüzünde, göğüslerinin arasında, kollarında tüyler artıyor... Bunlar erkeksi, siyah tüylerdir. Tek tük çıkanlar anormal bir gidişatın belirtisi değildir. Ama saçlarda açılma varsa, yüzde, kollarda, göğüs aralarında, sırtta, bacakların üst kısmında, göbekte, yani kadınlarda pek görmeye alışık olmadığımız yerlerde siyah ve çok miktarda tüy çıkmışsa bir soruna işaret eder.

    * Tüylenme neden olur?
    Yumurtlama bozukluğu olanlarda erkeklik hormonu daha fazla salgılanıyor. Ve sürekli erkeklik hormonuna maruz kalan kadında erkek tipi tüylenme başlıyor.

    * Diyelim tedaviye gelinmedi...
    Çok ciddi, kadını mağdur edecek şekilde tüylenme oluyor. Ama cinsel bölgelerde bir değişiklik ya da davranışsal bir bozukluk olmuyor.

    * Yani kurt kadın oluyoruz... Peki geri dönüş var mı?
    Maalesef geri dönüş olmuyor. Yeni tüylerin çıkması önleniyor. Çıkmış tüyler eğer kalınlaşmışsa ancak kozmetik olarak yani lazerle, epilasyonla halledilebiliyor... Biz yeni tüylerin çıkmamasını erkeklik hormonunun aşırı çalışmasını engelleyerek önlemiş oluyoruz.

  • ay başı07.06.2004 - 20:06

    'sizin için önemli olan her şey esastır ve önemlidir ve de gereklidir'

    ~Muayeneye gelirken lütfen aklınızdaki her şeyi bir kağıda yazınız! , çünkü orada unutabilirsiniz, aklınıza gelen sormak istediğiniz her şeyi ama her şeyi yazın,siz inanıyorsanız gereklidir!

    Ayıp olur mu? , doktor ne düşünür? , kızar mı? demeyiniz,bir ücret ödeyip karşılığını alıyorsunuz, çekinmenize gerek yok, sizin bedensel sağlığınız ve de ruhsal sağlığınız bizim için çok önemlidir.

    Eğer ki hasta ruhen tatmin olmazsa veya neyi olduğunu-problemi tam olarak anlamazsa verdiğimiz ilaçları düzgün kullanamaz veya kullansa da ruhen,aklen tatmin olmadığı için ilaçlardan gerekli verimi alamayız, bu yüzden muayene sonrası da sormak istediğiniz her şeyi; hastalığınız veya ilaç kullanımı, bulaşıcılık, veya cinsel yaşamınıza olan etkisi gibi her şeyi sorunuz, böyle yaparak hem bize hem kendinize faydalı olursunuz! !

    UFAK ÖNERİLER:
    - doktora geliyoruz diye ağda veya epilasyon gibi bizim için gereksiz ve de sağlıksız işlemlerle uğraşmayınız! (bakınız kadınlara öneriler:-Ağda, jilet gibi yöntemlerle temizlik sağlandığı düşünülebilir.Ancak alınarak açılan kıl kökleri genital (cinsel bölge) bölgenin kolayca mikrop kapmaya elverişli hale gelmesine neden olur.Ayrıca uzun yıllar yapılan ağdalar nedeniyle kıl dönmeleri ve dış dudaklarda şekil bozuklukları oluşmaktadır.Bu nedenle gereken yerlerde makas veya makinayla tüylerin kısaltılması genital bölge için en sağlıklı temizlik yöntemidir.)

    -muayene öncesi vajeninizi yıkayıp temizlerseniz biz sizin akıntınızı veya doğal vajen yapınızı göremeyiz,unutmayınız doktor hasta arasında ayıp yoktur.

    -her zaman muayene olabilirsiniz gerekirse adetliyken bile!

    -muayeneye gelirken eski reçete ve tahlilerinizi de getiriniz,kendi başınıza ilaç aldıysanız kutusunu getirmenizde faydalı olur.

    -gelmeden önce son adet tarihinizi ve adet düzeninizi de yazarsanız (mutlaka sorarız) hatırlamaya çalışmak zorunda kalmazsınız.

    -muayeneye gelirken rahat ve huzurlu olunuz,
    sizi seviyor ve saygı duyuyoruz,
    canınızın acımayacağını,karşınızdaki insanın size faydalı olmak için orada olduğunu,bunun karşılığını ödediğinizi,sizin mutluluk ve sağlığınızın ona mutluluk ve gurur verdiğini ve de onunda bir annesi,kız kardeşi, karısı veya kız arkadaşı olduğunu ve sizi anladığını biliniz ve inanınız!

    Geçenlerde bir doktor arkadaşımın muayenesine gittim, çocukluk arkadaşımdı ve konuşurken basit bir sıkıntımdan bahsettim,gel bakalım dedi ve o an hafif bir korku ve sıkıntı yaşadım,bir doktor olarak bende bunları yaşıyorum,hepimiz sağlığımız veya geleceğimiz söz konusu olunca heyecanlanır ve panikleriz,yaşadıklarınız ve hissettikleriniz tamamen doğaldır,
    hele hele bu konu intim bir konu ise,yıllarca yanlış olarak bunu konuşmanın ayıp olduğuna inandırılmışsak, hep böyle görüp büyütülmüş isek hissettikleriniz sizin değil sizi böyle yetiştirenlerin kabahatidir.

    Ve ilk kez jinekoloji (kadın-doğum) muayenesi olacak hanımlarımız ne ile karşılaşacaklarını bilmediklerinden daha fazla heyecan ve korku duyarlar. Bu korku ve heyecan yüzünden bir gece öncesinden uykusuz kalan ya da muayene olmayı sürekli erteleyen çok sayıda kadın vardır.İlk kez hamile olup kürtaj olacak genç hanımlarımızda kürtaj olmanın korkusunun yanı sıra doktor ne diyecek,ne düşünecek diye de bir korku vardır.(tekrar hatırlatıyoruz muayene ve kürtaj olmak için evli olmak gerekmez)

    Kadın olmak özeldir, bunu gururunu taşıyın ve yaşayın, kadın olmaktan ve kadınlık organlarınızdan utanmayınız.

    Muayene-kadın hastalıkları ve doğum muayenesi her kadının hayatında düzenli ve belirli aralıklarla olması gerekli bir muayenedir.Hepiniz en azından bir kere zorunluluk yüzünden jinekoloğa gittiniz veya gideceksiniz.
    Madem bunu yaşamak zorundasınız daha kolay olması için ruhen ve bedenen hazırlanın!

    Kadın-doğum doktoru muayenesinde canınız hiç bir şekilde acımaz,insan olarak ta size özen gösterilir,eğer muayene sırasında sizi rahatsız eden bir durum olursa ve bunu doktorunuza iletirseniz mutlaka bunu sizin için konforlu bir hale getirip devam edecektir.

    Jinekolojik muayenede nelerle karşılaşacağınızı bilirseniz muayeneden korkmazsınız.

    Önemli not: kişinin evli olup yada olmadığı kimseyi ilgilendirmez ve sorulmaz,sorulamaz,sadece cinsel yaşantısı yoksa bakire olduğunu belirtmesi gerekir, çünkü muayene yapılış şekli bakirelerde farklıdır.

    Muayene olmak için veya küretaj olabilmek için evli olmak gerekmez,bu sizin özel yaşantınızdır kimsenin bilmesi gerekmez.

    Ama Jinekolojik muayene sırasında doktorunuza diğer her şeyi açık ve saklamadan anlatmanız sizi tanımamız ve anlamamız için önemlidir. Hiç bir ön yargısız (acaba ne düşünür,beni nasıl görür gibi bir fikre kapılmadan) vereceğiniz bilgiler sizin sağlığınız ve tedaviniz için gereklidir.
    Bu bilgiler hiç kimseyle ve hatta özel durumlar dışında meslektaşları ile bile paylaşmadığı sırlardır. Bu bilgiler kanunen de gizli sayılır ve mahkeme kararı dışında kimse alamaz.Sizin adınızı vererek arayan,annesi ve kocası veya nişanlısı olduğunu söyleyip bilgi almak isteyen kişilere de böyle birini tanımadığımızı bildiririz.Geçmişte benzer durumlar oldu ve arayan kişiye böyle birini tanımıyoruz dedik ve akşam evde sen niye doktora gitmedin veya bak doktor seni tanımıyor gibi ufak yanlış anlaşılmalar yaşanmıştır.Hasta hakkında bilgi almak isteyen kişiler için önce muayene olan kişi beni-bizi arayıp ben...........,birazdan eşim veya erkek arkadaşım arayacak,ona durumumu anlatır mısınız demelidir,ancak o durumda bilgi verilir.

    Eğer ilk konuşmalar sırasında yanınızda bulunan kişinin veya kişilerin(anne,koca,sevgili) yüzünden bazı şeyleri söyleyemiyorsanız (mesela eski küretaj sayınız vesaire gibi) muayene odasında bunu doktorunuza bildiriniz,kesinlikle ikinizin arasında kalacaktır.

  • ay başı07.06.2004 - 20:04

    ADET DÜZENSİZLİKLERİ

    Öncelikle isterseniz menstürasyonun (adet kanaması) ne olduğundan ve niye olduğundan biraz bahsedelim:

    Rahim iç yüzeyinde her ay dölenmiş yumurtanın (gebeliğin) , gelip yapışmasına ve buradan beslenmesi için damarlanmasını sağlayacak bir tabaka oluşur ve eğer döllenme yoksa bu duvar görevini tamamlayıp yerini alttan gelen yeni dokuya bırakarak dökülür. Rahimden, dolayısıyla vücuttan dışarıya atılır. Her ay bu işlem aynı şekilde tekrarlanır biz bu sürece menstürel siklus (adet düzeni) , işlevini yitirerek yerini yeni oluşan yapıya bırakıp dışarıya atılan bu dokuya da mentürasyon kanaması (adet kanı) diyoruz.

    Her insanın vücudundaki her düzenin birbirinden farklı olduğu gibi adet düzeni de kişiden kişiye göre farklılık gösterir.

    Yılardan beri yapılan çalışmalar ve elde edilen veriler sonucunda;

    -İdeal sürenin 28 ± 7 gün olduğu yani bir kanamanın ilk gününden, sonraki kanamanın ilk gününe kadar geçen sürenin en az 21 en fazla 35 gün olmasını normal kabul etmekteyiz.

    -Ortalama menstürel kanama süresi de 5 ± 3 gün olarak kabul edilmektedir. Yani en az 2 gün, en fazla 8 gün süren adet kanaması normal sınırlar içindedir.

    Kanamanın miktarı da önemlidir, bir adet kanması boyunca kaybedilen kan miktarı ortalama 40 ml olup, en fazlası 80 ml en azı 20 ml dir.(basitce üç ile beş pet normal kabul edilmektedir)

    Bunların dışındaki kanamaları normal dışı kabul etmekteyiz ve bu anormal kanama dediğimiz kanamalar kadınlarımızın jinekolojik şikayetlerinin % 10 ila 15’ini oluşturmaktadır.

    Kanamanızın normalden çok veya az miktarda olması, daha sık veya daha uzun aralıklarla gelmesi, ara kanamaların olması yaşam kalitenizi bozacağı gibi, sinir sisteminizi de etkileyecektir. Hemen ekliyelim ilerideki sayfalarımızda adet sancıları ve adet öncesi gerginlik dediğimiz premenstural sendrom ve yapılması gerekenlerden bahsedeceğiz, çünkü bu da hanımlarımız için ciddi sıkıntılar oluşturmaktadır.

    Adet düzeni niçin bozulur ve neler bozar, normal dışı kanama, vücudun hem biz doktorlara hem de siz hanımlara bir işaretidir. Bu tip problemlerin çok basit nedenlerden oluşabileceği ve basit bir tedavi ile çözülebileceği gibi, altında yatan çok büyük problemlerden oluşabileceği gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Problem ne kadar büyük olursa olsun erken teşhisin başarısı çok yüksektir. Onun için kanama bozukluklarımızı ihmal etmiyelim, en kısa sürede bir jinekoloğa baş vuralım, sorun basitse çözümlendirip hayat kalitemizi yükseltelim, eğer ciddi bir neden varsa vakit kaybetmeden tedavimizi olup zarar görmeden veya en az zararla çözüme ulaşalım.

    Neler adet düzenini bozabilir; yeni adet görmeye başlıyan genç kızlarımızda da ilk adet yılındaki kanamaları düzenli aralıklarla gelmeyebilir, biz gerekli muayeneyi yapıp altında herhangi bir başka neden yoksa hormonal düzen oturuncaya kadar beklenmesini tavsiye ederiz. Adetten kesilmek üzere olan hanımlarımızda da düzen bozulmaya başlar.


    Başka nedenler ne olabilir dersek;
    Gebelik
    Üzüntü
    Stress
    Hormonal problemler
    İyi huylu tümörler
    Kanserler
    Doğum kontrol hapı gibi hormon haplarının yanlış kullanımı
    Spiral
    Enfeksiyon
    Kan Hastalıkları
    Tiroid hastalıkları gibi bir çok neden adet düzenini bozabilir.
    Yapılması gereken nedir?
    En kısa sürede jinekoloğunuza gidip nedenini ve çözümünü öğrenmek olmalıdır.

  • miyop07.06.2004 - 19:54

    Cisimlerden gelen görüntünün görme noktasının tam üstünde kesişmesi gereken, daha çok göz küresinin boyunun normalden uzun olmasına bağlı olarak görüntünün görme noktasının önünde oluşmasıdır. Buna bağlı olarak retinada bulunan hücreler görüntüyü tam olarak algılayamaz ve beyne bulanık bir imaj gönderir ve net görme oluşmaz. Göz küresinin her 1 mm lik artı -3 dioptrilik miyopa sebep olur. Gözün boyunun uzaması vücut gelişiminin tamamlandığı 18 yaşına kadar devam edebilir. Göz boyunu belirleyen en önemli etmen aynı vücudun ciğer organlarının şeklinde belirlenmesindeki en büyük etmen olan genetik (Irsi) özelliklerdir.




    Miyop kişilerde nesneler uzaklaştıkça görüntü netliği bozulur. Bu bozukluğun düzeltilmesinde ilk adım kalın kenarlı eksi numaralı mercekleri gözün önüne yerleştirerek görüntüyü optik olarak tekrar görme noktası üzerine taşımaktır.



    Bu sayede görüntü görme noktası üzerine düşer ve net bir görüntü oluşur. Ancak bu mercekler görüntüleri küçültür. (Her dioptri için %2) ve fıçı şeklinde distorsiyona neden olurlar. Bu yüzden iki göz arasında 2 dioptriden fazla numara farkı olduğunda gözlük sebebiyle iki gözün retinasına yansıyan görüntüler arasında fazla miktarda büyüklük farkı oluşur ve beyin bunu tolere edemeyeceğinden baş ağrısı oluşur.


    Ayrıca “-” değerli gözlük mercekleri gözlerin içe doğru dönmesinin gerektiren okuma ya da yakına bakış anında tabanı içeride prizmalar gibi davranırlar. Yüksek miyoplarda kalın kenarlı mercekler estetik olarak da rahatsızlık verebilir.

  • astigmat07.06.2004 - 19:51

    .
    Astigmat nedir?


    Düzenli ve düzensiz olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Gözün en kuvvetli ata merceği olan korneanın yuvarlak olması gerekirken oval ya da yamuk olması şeklinde özetlenebilir. Bu şekilde nesnelerin görüntüsü görme noktası üzerine düşer ancak bu görüntü oval ya da yamuk bir görüntüdedir. Aynı cismin bir kısmı net bir kısmı bulanık olarak görünür. Beynin düzeltme mekanizmaları bozuk olan kısımları düzeltirken net olanlar bulanıklaşır ve baş ağrısı gelişir. Astigmatizma baş ağrısının yaygın sebepleri arasındadır. Miyop ve hipermetrop ile beraber görülebilir. Daha fazla bilgi için buraya tıklayınız.

  • astigmat07.06.2004 - 19:49

    Düzenli ve düzensiz olarak iki ana gruba yarılır. Gözün en kuvvetli ata merceği olan korneanın yuvarlak olması gerekirken oval ya da yamuk olması şeklinde özetlenebilir.




    Bu şekilde nesnelerin görüntüsü görme noktası üzerine düşer, ancak bu görüntü oval ya da yamuk görüntüdedir. Aynı cismin bir kısmı net, bir kısmı bulanık olarak görünür. Beynin düzeltme mekanizmaları bozuk olan kısımları düzeltirken net olanlar bulanıklaşır ve baş ağrısı gelişir. Astigtamtizma baş ağrısının yaygın sebepleri arasındadır.

    Miyop ve hipermetrop ile birlikte görülebilir. Bir gözdeki astigmatı belirlemek için iki değer kullanılır; 1-Astigmatın yani yamukluğun büyüklüğü 2-Astigmatın yönü



    Büyüklük silindirik camlarla düzeltilir. Yönü ise astigmatın aksi olarak ifade edilir. Buraya kadar anlatılan astigmat çeşidi kendi içinde bir düzen içeren bir yamukluk olan düzenli astigmatizmayı anlatmaktadır. Burada yamulan sadece bir aksta olmaktadır. Buna düzenli astigmatizma adı verilir. Ancak gözün yapısal özelliği ya da sonradan geçirilen travma ve enfeksiyon gibi nedenlerle korneada düzensiz yamuklar gelişebilir.


    Düzenli astigmatın tedavisinde birinci kademe tedavisinde ters yönde yamukluk içeren silindirik mercekler kullanılır. Bu camlar gözden bir miktar uzak olduklarından görüntüyü bir miktar bozar.

    İkinci kademeyse kontakt lensler gelir. Ancak bu lenslerinde gözdeki yamukluğa uygun özel yapım lensler olması ve uygulama sorunları nedeniyle çok kolay

  • veba06.06.2004 - 16:54

    VEBA (PLAGUE)

    Etkeni Yersinia pertis`dir.
    Dış ortama dayanıklıdır.
    Vücut dışında ölür. Buzlukta ve karanlıkta kalan pire dışkısı içinde aylarca canlı kalır.
    Primer olarak kemirici hayvan hastalığıdır.
    Veba (Şehir Vebası ve Orman Vebası)
    Şehir Vebası, şehir fareleri ile yakından ilişkilidir.
    Fare (enfekte pire) insan Yersinia pestis alır.
    Bulaşma Yolları;
    Pirenin ısırması
    Enfekte hayvan ürünlerinin alınımı
    Direkt el ile temas
    Akciğer Vebası insandan insana bulaşır.
    Vebanın 3 klinik şekli vardır.
    Bubonik Veba (en fazla görülen)
    Akciğer Vebası
    Veba sepsisi (kana karışması)
    Vebaya karşı aşı yoktur.
    Birçok antibiyotik tedavisine karşılık verir.
    Streptomycin, tetracyline ve Chloramphenical… vb.

  • astroloji06.06.2004 - 16:41

    bu durumda burçları yani davranış biçimlerini şu şekilde sınıflandırabiliriz:


    Davranış Biçimi Niteliği
    Koç Ateşli, hevesli, enerjik ve hayat dolu Öncü ve inisyatif sahibi, stratejist
    Boğa pratik, maddi, şekil verici Sabit, kararlı ve inatçı, statükocu
    İkizler entellektüel, iletişimci, objektif Değişken, uyumlu ve dağıtan
    Yengeç Sezgisel, duyarlı, koruyucu ve sübjektif Öncü ve inisyatif sahibi, stratejist
    Aslan Ateşli, hevesli, enerjik ve hayat dolu Sabit, kararlı ve inatçı, statükocu
    Başak pratik, maddi, şekil verici Değişken, uyumlu ve dağıtan
    Terazi entellektüel, iletişimci, objektif Öncü ve inisyatif sahibi, stratejist
    Akrep Sezgisel, duyarlı, koruyucu ve sübjektif Sabit, kararlı ve inatçı, statükocu
    Yay Ateşli, hevesli, enerjik ve hayat dolu Değişken, uyumlu ve dağıtan
    Oğlak pratik, maddi, şekil verici Öncü ve inisyatif sahibi, stratejist
    Kova entellektüel, iletişimci, objektif Sabit, kararlı ve inatçı, statükocu
    Balık Sezgisel, duyarlı, koruyucu ve sübjektif Değişken, uyumlu ve dağıtan


    Şimdi yeniden ilk örneğimize geri dönersek ne tür bir Merkür’e sahip olduğumuzu görebiliriz. Bu Merkür sezgisel, duyarlı ve çok daha pasif bir Merkür olacaktır. Böyle bir Merkür’e sahip kişinin iletişimde yumuşak konuşan, çekingen ve kolayca etki altında kalan birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu Merkür duygularını rahatça ifade edebilir ama sübjektif olduğu için de objektif gerçekler karşısında bocalayarak ürkeklik gösterecektir. Bu Merkür’de matematik bir zeka yerine Yengeç burcundaki geçmişe yönelik güçlü bir duygusal hafıza olacaktır.
    Enerjiyi tanımladık, onun kendini nasıl ifade edebileceğini gördük peki bu enerjinin ya da benzin dolu arabanın nereye gittiğini nasıl görebiliriz? İşte arabanın bulunduğu yolu bize gezegenin bulunduğu ev söyleyecektir.

    Evler günlük yaşamın alanlarını açıklarlar. Evleri sahne olarak da görebiliriz. Bazı sahneler çok öznel bazılaıı duygu yüklü kimileri de çok kalabalık olabilir. Evlerin burçlara son derece paralel bir anlam kümesi içerdiğini de görebiliriz. Örneğin Koç ilk burç olarak kendini öne sürmeyi, öncü ruhu açıklarken 1. Ev yani diğer adıyla yükselen burç (ekliptiğin ufku kestiği nokta) kişiliğin öne sürülüş biçimini ve günlük yaşamda kullandığımız maskeyi bizim başlangıç referans noktamızı anlatacaktir. Yükselen burç önemli bir referans noktasıdır çünkü tüm diğer evlere düşen burçlar da bu referansa göre dizilmektedir. Yine örneğin 2. Burç Boğa pratikliği, maddi vurguları açıklarken 2. Ev paranın ve kişisel servetin, kişinin kendi kaynaklarına yaklaşımının ve kendine ne kadar değer verdiğinin de evi olacaktır. 3. Burç İkizler iletişim enerjisini anlatırken 3. Ev ilk iletişim alanlarını, yakın çevremizi, ilk okul hayatımızı, kısa yolculukları, iletişimin yoğun olarak yaşandığı okulları, postaneleri, otobüs duraklarını vb. gösterecektir.

    Örneğimizde duyarlı iletişim Aslan burcunun evinde yani 5.evdedir. O halde bu duyarlı zihinsel yapı üstündeki çekingenliği atmak durumunda ve kendini göstermeye çalışacaktır. Belki bir Aslan gibi kükremeyecektır ama örneğin çocuklara (5. Ev çocuklar onlar da bizim yaratıcılığımızın bir ürünüdür) masal anlatmayı seven, yaratıcı bir hayalgücü gösteren, şiirler yazan bir karaktere bürünecektir.

    Aşağıda gezegenlere ait temel fonksiyonları yani enerji kümelerini bulabilirsiniz:


    Güneş Yaratıcı, bilinçli, kumanda edici, maskulen, otorite kuran, amaç düşkünü, ifade dolu, aktif, otoriter, dominant, güç arayan enerji
    Ay Duygusal ihtiyaçlar, subjektif, mutluluk ve hemen tatmin arayan, çocukuğa ve eve ait, hayal gücü ve irrasyonellik arayan güç
    Merkür Zihinsel iletişim, objektif, rasyonel, uyumlu ve kıvrak zihinsel süreçler
    Venüs Sosyal iletişim, bir araya gelme, değerlerimiz, sevdiklerimiz, zevklerimiz, kooperatif, barışçıl ama tembel pasif çekimler
    Mars Fiziksel enerji, maskulen, kendini koruyan ya da saldıran, hayvansal olabilen, kas gücü, doğrudan kullanılan aktif enerji
    Jüpiter Genişlemek, olgunlaşmak isteyen gerek maddi gerekse ruhsal yönden öğrenme ve olgunlaşma, yeni deneyinler arayan enerji
    Satürn Kısıtlayan, disipline eden, sorumluluk arayan, öğreten, maddi ve şekle sokucu, korku yaratan, fobik self kontrol getiren enerji
    Uranüs Bireyciliği öne koyan, aniden değiştiren, başkaldıran, asi ve buluşçu, elektrik dolu, saptıran ve ilerici dehasal kollektif enerji
    Neptün Rafine edici, hassaslaştıran, ruhsallığa önem veren, son derece dağıtıcı, organize olmayan, şiirsel ama irrasyonel dehasal kollektif enerji
    Pluto Varolan biçimi aşarak değiştirerek güç arayan, yoğun, aşırıya kaçan, yokeden, sert ve acımasız olabilen çoğu zaman kollektif biçimde ortaya çıkan dehasal enerji

  • astroloji06.06.2004 - 16:40

    İster bilimsel metotlarla inceleyin isterseniz pür sezgilerle, Astroloji bir semboller yığınıdır. Bu sembollere aslında hiç de yabancı olmadığınızı göreceksiniz çünkü bu değerler günlük yaşamda paylaştığımız değerlerin kümesidir. Bu anlam kümeleri insanın kollektif tarihsel belleğinin ürünleri olarak da görülebilir. (İsviçreli psikolog, Kollektif bilinçaltı ve arketipler evrenini ortaya koyan Carl Jung Astroloji’de Jungian Astroloji adı verilen psikolojik astroloji yaklaşımına neden olmuştur)

    Astroloji bir dildir ve bu dili konuşabilmeniz için onun kurduğu cümleleri anlamınız gerekir. Gökharitasına baktığınızda tonlarca bilgi, birbiri ile çatışan ögelerle karşılaşabilirsiniz, bu son derece doğaldır çünkü insan psişesi yani ruhsal hayatı biribiri ile iletişim içerisinde sonra derece değişik boyultar taşımaktadır. Bir astrolog olarak yaratıcı olmak bu ögeleri bir araya getirerek ortaya koyacağınız derinlikte yatar.

    Bir idli öğrenmek ilk bakışta karmaşık hatta korkutucu derecede zor gibi görülebilir ama bu dile ait temel gramer kuralları çalışılırsa yavaş yavaş Astrolojice konuşmaya başlayabilirsiniz.

    Şimdi karşınıza çıkabilecek örnek bir Astrolojice söz getirelim:
    Merkür Yengeç’te 5. Evde

    Bu anlatım insan psişesi içerisinde kendi içinde belirli bir anlam kümesidir. Bunun yorumunu kitaplara bakarak çıkarabilirsiniz ama herharitanın kendine has olduğunu unutmamalısınız başka bir deyişle kitaplardan alacağınız bilgiler aslında sadece ham işlenmemiş ve hala elden geçirilmesi gereken bilgilerdir.

    Burada 3 ayrı ama birbiri ile organik bir bağ içerisinde olan sistem vardır. En basit astrolojik bilgi parçasında bir gezegen bir burçta ve aynı zamanda bir evdedir. Bu birleşimin yaratıcı çıkış noktaları, zayıflıkları ve gerilim alıntada kaldığı zamanlara ait reaksiyonları olacaktır.

    Gezegenler bize insan psişesindeki yaşamsal fonksyonları çok kısa olarak sahip olduğumuz enerjileri anlatırlar. Bu enerjilerin sadece insani değil aynı zamanda hayvani de olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.

    Örneğin Merkür burada kişinin zihinsel algılama sürecini, zihinsel iletişimi, rasyonel kavrayışı ve sinirsel yapısını tanımlanmaktadır. Bu temeldeki fonksiyon ve enerjinin ta kendisidir ama bu enerjinin nasıl bir renk alacağı ve nasıl bir şekle gireceği içinde bulunduğa burca bağlı olacaktır. O halde gezegenler enerjiyi burçlar ise bu enerjinin nasıl bir ortamda olduğunu yani onu çevreleyen kabı göstermektedir. Örneğin bu enerjiyi bir litre benzine benzetirseniz bu bir litre benzini hangi tip arabaya koyduğunuz önem taşıyacaktır. Burada araba burç gibidir. Her kombinasyonun doğal bir akışı ve zorlandığı noktaları, diğer ögelerle çatışma ya da uyuşumları (açılar) söz konusu olabilir. Başka bir deyişle burçlar içlerine aldıkları gezegenlerin enerjilerini şekillendireceklerdir. Bu durumda iletişim arayan, oynak, hareketli Merkür ilkesi yani fonksiyonu su elementinden Yengeç’te gevşeyecek, çözülecek duyarlılık kazanacaktır. Bu Merkür’den kükreyen bir ses duyamayız ama örneğin Merkür Aslan’da olsaydı bu çok mümkün olacaktır. O halde Yengeç’teki Merkür bulunduğu burcun doğasını yansıtmaya başlayacak, kendini başarılı ya da başarısız bu yolla ifade etmeye çalışacaktır.

    Gezegenler fonksiyonları gösterirken, burçlar bize temel davranış biçimlerini anlatırlar. Burçlar insan yaşamında ve evrende görülen tüm anlam kümelerini içine alacaklardır.
    Örneğin dikkatli,titiz, kılı kırk yaran, sinirli bir görünüm Başak davranış biçimidir. Sabırsız, impulsif ve saf çocuksu bir davranış biçimi Koç’a aittir. Bildiğiniz gibi Astroloji’de bu davranış biçimleri belirli kategoriler altında paketlenip kolayca taşınabilirler. Biz bunlara elementler ve nitelikler demekteyiz.
    Elementlerde dörtlü bir ayırım söz konusudur. (12/4, her üç burç bir elementtendir) Zodyak’taki sınıflamaya bakarsanız ilk önce ateşli bir davranış gözünüze çarpar. İlk gelen Koç, Aslan ve Yay ateşin enerjik, sıcak, hareket halinde ve sürekli bir yaşam enerjisi yayan hevesini ama aynı zamanda yakıp yıkıcılığını da yansıtırlar.

    Doğal akış içerisinde hemen arkadan gelen Boğa Koç’un enerjisini pratik alana taşımak ister. Toprak elementi burçlar maddi, somutluk yanlısı, güvene önem veren, şekil verici ama aynı zamanda daha ağırkanlı ve donuk olabilirler. Başak ve Oğlak da bu gruptadır.

    Sırada maddi hayata geçen enerjinin başkalarına ifade edilmesi, etrafla kontakt halinde sunulması gelmektedir. Bu enerjiyi hava elementinden burçlar yansıtırlar. İkizler bu enerjinin en primitif halidir. İkizler sürekli hareket eden, meraklı, maymun iştahlı ve son derece kıvrak, eğilip bükülen bir enerji sunacaktır. Terazi ve Kova’da da hava elementinin rasyonel, daha soğuk ama iletişime açık yani objektif özellikleri görülecektir.

    Bunun tam tersine su elementi objektif değil son derece subjektif yani kişiye özgü nitelikleri açıklar. Şimdi sıra zihinsel düzeyde ifade edilen olayın psişik düzeyde, yani duygusal boyutta ifadesine, adeta sindirilmesine gelmiştir. İlk su elementi burç Yengeç bu sindirme işini çok güzel yapacaktır. Yengeç’le birlikte Akrep ve Balık burçları sezgisel, duygusal derinlik taşıyan, adeta mantık dışı, koruyucu ama kimi zamanda çürütücü özellikler taşıyacaktır.

    Burçlar kuşağındaki ikinci sınıflama üçlü ayırımdır. (12/4, her nitelikte 4 burç vardır) Bu üçlü ayırıma nitelikler diyoruz. Nitelikler sahip olunan enerjinin diğer bir boyutunu, bu enerjinin hangi yönde ifade edildiğini açıklar. Nedir bu yönler? Enerjinin önce bir çıkış yapması gerekir. Bu en doğal akıştır. Bu analojiden hareket edersek ilk nitelik öncü olacaktır. Öncü adı üstünde liderlik vasıfı gösteren, sürekli yeni bir proje üreten, stratejiye önem veren burçlardır. Koç ateşin yani fiziksel enerjinin öncüsü, Yengeç duygusal enerjinin öncüsü, hava zihinisel enerjinin öncüsü, Oğlak da pratik, somuta geçiş sağlayan enerjinin öncüsü konumundadır.Öne fırlayan enerji şimdi olgunlaşmak, sıkışmak ve iyice şekil almak yani katı hale gelmek durumundadır. İşte sabit nitelik bu sıkışmayı, konsantrasyon gücünü, kararlılığı ve aşırı durumda statükoya düşkünlüğü ve inatçılığı anlatırlar. Boğa maddenin katı hali gibidir. (Toprak) Aslan’da yaratıcı enerji somut bir hal alır. (Ateş) Akrep’te duygular yoğunlaşır, derinlik kazanır. (Su) Kova ise düşüncelerin ve fikirlerin sağlamlığını ve aşırı durumlarda kayıtsızlığını gösterir.

    Sıkışan enerji nereye yönelir? Ya patlayacak ya da dağılmaya uğrayacaktır. İşte bu görevi değişken nitelikteki burçlar yapar. Değişken nitelik enerjinin dağılan halini anlatırlar. Çözülme, dağılma ve dağıtma başlamıştır taa ki yen bir yön bulana kadar. Bu bakımdan değişken nitelik uyum, esneklik ve boyun eğişi de gösterecektir. İkizler dağılan zihni, Başak esneyen ve dağılan maddeyi, Yay dağılan enerjiyi ve Balık ise tümüyle evrenle birleşmeye çalışan duygusallığı anlatır ve enerji çarkına son noktayı koyar.