İçinde yarım kalmış hikayeler doluyken, hayattan tamamlanmayı beklemek kanatların olmadığını bile bile uçmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Aslı Birer
Şili’ye 1943’te dönebildi ve 1945’te de senatör seçildi. Şili Komünist Partisi’ne katıldı ve iktidara yönelik eleştirileri yüzünden iki yıl boyunca kaçak hayatı yaşadı.
Yavaş yavaş ölürler Seyahat etmeyenler. Yavaş yavaş ölürler Okumayanlar, müzik dinlemeyenler, Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler Alışkanlıklarına esir olanlar, Her gün aynı yolları yürüyenler, Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler, Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler Heyecanlardan kaçınanlar, Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler, Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar, Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.
Anasayfada şöyle bir dolandım da ne kadar sevgiye muhtaç olduğumuz yağmur gibi çarptı gözlerime. Neredeyse tüm üyelerin sevginin değişen ve neseneleşen deviniminden dolayı yitip giden bu güzelim duyguyu eskilerinde arıyor. Kimi yitirdiği değerlerinde, kimi özlemlerinde sakladığı değerlerinde, kimi hayallerindeki değerlerinde. En çok da gitgide yalnızlaşan bir topluma dönüştüğümüzün izleri düşmüş sayfalara.
Bugün yine şiirci kuşlar ötüşmüş ağlamaklı gülüşlü… sahi insanın, insanı sevmesi, ya da bir canlıyı sevmesi her zaman şartlara mı bağlıydı?
Bazı kitaplı filozoflar mevlananın filozof olmadığını söylüyor… bu” kitapsız:) filozof da mevlananın gelmiş geçmiş en büyük filozoflarından olduğunu söylüyor.
Özgürlük hiçbir zaman “her istediğini yapma izni” anlamı taşımamıştır. Gandhi
Bu sözü içi dışı bir olmak üzerine de uyarlamak mümkün.
Dilin özgürlüğünde de aynı kurallar geçerli olmalı evet insan her aklından geçirdiği şeyleri yine kendi aklında harmanlayıp elemeden konuşmamalı aksi durumda bu patavatsızca konuşmak olur ki özgürlük ile alakası yoktur. Her şeyin bir denge noktası vardır ve oradan oluşan eylemler kişinin doğrusudur. Bu söylemler, düşünceler artık başka fikirler ile karşılaşmış ve tartışılmaya başka fikirlerle geliştirilmeye açıktır. Ama kişinin tartışılmaya değer bir düşünme kapasitesinin de olduğunu bize gösterir. Burayı ayırt ettikten sonra.
Artık mevlananın ne demek istediğine bakalım.
Güneş gibi ol şefkatte,merhamette. Yaptığın iyiliği karşılık beklemeden, canlı aleme; bitkiler, hayvanlar, doğa, çevren, insanlar vs. Yap.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte. Kendinden başkalarının ayıplarını ortaya çıkarmak ilk önce insanın kendisine zarar verecektir. Görmemek daha akıllıca bir davranıştır. ( bunu da suçlarla karıştırmamak gerekir)
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte. Su hem engel tanımaz hem de hayat vermek için sorgulamaz.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette. Öfke kontrolü birçok olumsuz durumu engeller. Sinirlilik durumu ve aşırı öfke ilkönce kişinin kendi sağlığını ve çevresini olumsuz yönde etkiler. Burada sessiz olmayı ve kendini inzivaya çekmek gerektiğini öğütlemiş.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
“Toprak; eğer insandaki korteks’ e sahip olsa dünyanın tanrısı benim derdi” . Bunu bendeniz söyledim:) Ve bu kadar önemli bir görevin işlevin bile olsa toprak gibi alçakgönüllü olmayı kibrin aslında insan için ne kadar yıkıcı etkileri olduğunu anlatmış.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.
Bu da kişilerin insanları kandırmayacak, olduğundan farklı görünmeyecek şekilde samimi olmalarını öğütlemiş, tıpkı geçmiş filozofların da ortak görüşleri olduğu gibi.
Aşağıdaki yazıda da neredeyse aynı şeyler vurgulanmıştır.
Bana göre insan yürüyeceği yoldaki dikenleri hem kendisi, hem de kendisinden sonra oradan geçecekleri düşünerek temizleyerek yolculuğa devam ederse yolun sonunda görevini kişisel olarak tamamlamış olacaktır. Aslı Birer
İnsanın Değişmez Yazgısı Karşısında Yaşama Direnmesi Mümkün mü?
Özlem Küskü
06.12.2023 - 23:13 Benim en kazançlı yolculuğum gemimin battığı ve tüm servetimi kaybettiğim gün başladı." Buradan başlayıp yine burada bitirdiğim yazıyı okuyabilirsiniz.
Gülkurusu yüreğimin süveydasında, kokusunu gizlediğim, fırtınada sürüklenen yaprak, düşen sevdaydı dudağımdan sessiz sedasız sürüklenip yiten…
İçinde yarım kalmış hikayeler doluyken, hayattan tamamlanmayı beklemek kanatların olmadığını bile bile uçmaya çalışmaktan başka bir şey değil.
Aslı Birer
Herkes kendisiyle kavgalıydı, nedense kabahati hep doğan güne yükledik…
Aslı Birer
Öyle zaman olur ki insan bodur bir limon ağacının dibine sığar.
Öyle ki; yaprağın kokusundan, toprağın kucağından beslenir. Öyle bir hasret işte sadeliğe, arıdaki mükemmelliğe.
Aslı Birer
Ah, dilim! Beni ne çok düşman sahibi ettin
İçi zehir, dışı gül şerbeti ikram etseydin
Ne kadar renkli ne kadar da hoş! Ve lezzetli.
Aslı Birer
Sayfaya bir Pablo Neruda şiiri iliştireyim.
Şili’ye 1943’te dönebildi ve 1945’te de senatör seçildi. Şili Komünist Partisi’ne katıldı ve iktidara yönelik eleştirileri yüzünden iki yıl boyunca kaçak hayatı yaşadı.
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.
Anasayfada şöyle bir dolandım da ne kadar sevgiye muhtaç olduğumuz yağmur gibi çarptı gözlerime. Neredeyse tüm üyelerin sevginin değişen ve neseneleşen deviniminden dolayı yitip giden bu güzelim duyguyu eskilerinde arıyor. Kimi yitirdiği değerlerinde, kimi özlemlerinde sakladığı değerlerinde, kimi hayallerindeki değerlerinde.
En çok da gitgide yalnızlaşan bir topluma dönüştüğümüzün izleri düşmüş sayfalara.
Bugün yine şiirci kuşlar ötüşmüş ağlamaklı gülüşlü… sahi insanın, insanı sevmesi, ya da bir canlıyı sevmesi her zaman şartlara mı bağlıydı?
Bazı kitaplı filozoflar mevlananın filozof olmadığını söylüyor… bu” kitapsız:) filozof da mevlananın gelmiş geçmiş en büyük filozoflarından olduğunu söylüyor.
Özgürlük hiçbir zaman “her istediğini yapma izni” anlamı taşımamıştır.
Gandhi
Bu sözü içi dışı bir olmak üzerine de uyarlamak mümkün.
Dilin özgürlüğünde de aynı kurallar geçerli olmalı evet insan her aklından geçirdiği şeyleri yine kendi aklında harmanlayıp elemeden konuşmamalı aksi durumda bu patavatsızca konuşmak olur ki özgürlük ile alakası yoktur. Her şeyin bir denge noktası vardır ve oradan oluşan eylemler kişinin doğrusudur. Bu söylemler, düşünceler artık başka fikirler ile karşılaşmış ve tartışılmaya başka fikirlerle geliştirilmeye açıktır. Ama kişinin tartışılmaya değer bir düşünme kapasitesinin de olduğunu bize gösterir.
Burayı ayırt ettikten sonra.
Artık mevlananın ne demek istediğine bakalım.
Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Yaptığın iyiliği karşılık beklemeden, canlı aleme; bitkiler, hayvanlar, doğa, çevren, insanlar vs. Yap.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Kendinden başkalarının ayıplarını ortaya çıkarmak ilk önce insanın kendisine zarar verecektir. Görmemek daha akıllıca bir davranıştır.
( bunu da suçlarla karıştırmamak gerekir)
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
Su hem engel tanımaz hem de hayat vermek için sorgulamaz.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
Öfke kontrolü birçok olumsuz durumu engeller. Sinirlilik durumu ve aşırı öfke ilkönce kişinin kendi sağlığını ve çevresini olumsuz yönde etkiler. Burada sessiz olmayı ve kendini inzivaya çekmek gerektiğini öğütlemiş.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
“Toprak; eğer insandaki korteks’ e sahip olsa dünyanın tanrısı benim derdi”
. Bunu bendeniz söyledim:)
Ve bu kadar önemli bir görevin işlevin bile olsa toprak gibi alçakgönüllü olmayı kibrin aslında insan için ne kadar yıkıcı etkileri olduğunu anlatmış.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.
Bu da kişilerin insanları kandırmayacak, olduğundan farklı görünmeyecek şekilde samimi olmalarını öğütlemiş, tıpkı geçmiş filozofların da ortak görüşleri olduğu gibi.
Aşağıdaki yazıda da neredeyse aynı şeyler vurgulanmıştır.
Bana göre insan yürüyeceği yoldaki dikenleri hem kendisi, hem de kendisinden sonra oradan geçecekleri düşünerek temizleyerek yolculuğa devam ederse yolun sonunda görevini kişisel olarak tamamlamış olacaktır.
Aslı Birer
İnsanın Değişmez Yazgısı Karşısında Yaşama Direnmesi Mümkün mü?
Özlem Küskü
06.12.2023 - 23:13
Benim en kazançlı yolculuğum gemimin battığı ve tüm servetimi kaybettiğim gün başladı." Buradan başlayıp yine burada bitirdiğim yazıyı okuyabilirsiniz.
Neden mi hepsini bir defada paylaşmadım?
Belki yazarım:)