Yolculuğunun en kazançlı günlerinin başladığı ilk gün bir dilenciydi. Atina sokaklarında yardım dilenirken kendini Delfi Mabedi’nde buldu. Apollo’ya adanmış bu kutsal tapınakta kadın bir kâhin bulunurdu, Pythia olarak bilinen bu kâhin yerdeki bir yarıktan Apollo ile iletişime geçer ve çeşitli kehanetlerde bulunurdu. Zenon, kâhinin konuşmasını dinlerken “Ölü deniz kabuklarının değil, ölü insanların rengini alın” sözlerini duyduğunda afallamıştı. Şaşkın bir hâlde döndüğü Atina’da kendini bir kitapçıda buldu. Ksenofon tarafından yazılmış Sokrates’in Hatırlamaya Değer Şeyleri adlı kitabını okumaya başladığında kâhinin şifreli sözlerinin mührü kırıldı. Kendisinden yıllar önce dünyadan geçmiş bir filozofun öğretisini özümseyerek “ölü insanların rengine” bürünmesi gerektiğini anladı. Heyecanla kitapçıya döndü ve sordu: “Bunun gibi bir adamı nerede bulabilirim?”
Antik dünyanın en önemli okullarından birinin kurucusu Kıbrıslı Zenon tarafından söylenmiştir bu sözler. Bir zamanlar varlıklı bir tüccar olan Zenon, fermente edilmiş kabuklu deniz canlılarından elde edilen ve kralların giysilerini boyamak için kullanılan “kraliyet moru” adıyla bilinen paha biçilmez ürünün ticaretini yapıyordu. Bir gün gemisi fırtınaya yakalandı. Canını zar zor kurtarıp karaya ulaştığında mallarının köpüren dalgalar arasında batışını ve her şeyin geldiği yere, okyanusa geri dönüşünü izliyordu.
Oysa birimize ne çok serzenişte bulunuruz. İnsanlar herbiri ayrı dünya ve farklı kişilikler olduğu için birbirinden farklılaşmaları normaldir. Herbirimiz çeşitli faktörlerden dolayı farklı karakter yapılarına bürünürüz. Bizimki insanda dini aramak değil ki insanı, insanda aramak. Bana göre ayetler tartışmaya açık değildir. Hem Allah’a inancın tam teslimiyetidir düşünüldüğünde; “ dinler insanı açıklamakla uğraşmazlar” cümlesi. Eğer dinin Allah tarafından gönderildiğine inanıyorsa kişi. Onun zaten bildiği bir varlığı neden araştırsın ve öğrenmeğe çalışsın? Peki gelelim bu günün asıl soruna; içimiz dışımız ne kadar bir olmalı?
İşte ben , içi dışı bir insanı , tabiat ananın şefkatle , özene bezene yarattığı , gerçek , normal insan olarak görürüm. Böyle bir adamı delicesine kıskanırım. Ahmak olmasına ahmaktır; bunun aksini iddia edecek değilim, fakat normal adamın ahmak olması gerekmediği ne malum ? Belki bu halin kendine göre güzelliği bile vardır.
Yeraltından notlar; Dostoyevski
Acaba ne kadar doğru :) gerçekte insanın sınırlı olması gerekmiyor muydu? Ne kadar dışarı yansımalıyız?
Güneş gibi ol şefkatte,merhamette. Gece gibi ol ayıpları örtmekte. Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte. Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette. Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette. Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.
Mevlana
Bugün sayfaya nasihatler taşımayı istiyorum. Çeşitli düşünürlerden bakalım neler çıkacak:)
Yolculuğunun en kazançlı günlerinin başladığı ilk gün bir dilenciydi. Atina sokaklarında yardım dilenirken kendini Delfi Mabedi’nde buldu. Apollo’ya adanmış bu kutsal tapınakta kadın bir kâhin bulunurdu, Pythia olarak bilinen bu kâhin yerdeki bir yarıktan Apollo ile iletişime geçer ve çeşitli kehanetlerde bulunurdu. Zenon, kâhinin konuşmasını dinlerken “Ölü deniz kabuklarının değil, ölü insanların rengini alın” sözlerini duyduğunda afallamıştı. Şaşkın bir hâlde döndüğü Atina’da kendini bir kitapçıda buldu. Ksenofon tarafından yazılmış Sokrates’in Hatırlamaya Değer Şeyleri adlı kitabını okumaya başladığında kâhinin şifreli sözlerinin mührü kırıldı. Kendisinden yıllar önce dünyadan geçmiş bir filozofun öğretisini özümseyerek “ölü insanların rengine” bürünmesi gerektiğini anladı. Heyecanla kitapçıya döndü ve sordu: “Bunun gibi bir adamı nerede bulabilirim?”
Antik dünyanın en önemli okullarından birinin kurucusu Kıbrıslı Zenon tarafından söylenmiştir bu sözler. Bir zamanlar varlıklı bir tüccar olan Zenon, fermente edilmiş kabuklu deniz canlılarından elde edilen ve kralların giysilerini boyamak için kullanılan “kraliyet moru” adıyla bilinen paha biçilmez ürünün ticaretini yapıyordu. Bir gün gemisi fırtınaya yakalandı. Canını zar zor kurtarıp karaya ulaştığında mallarının köpüren dalgalar arasında batışını ve her şeyin geldiği yere, okyanusa geri dönüşünü izliyordu.
Benim en kazançlı yolculuğum gemimin battığı ve tüm servetimi kaybettiğim gün başladı."
Oysa birimize ne çok serzenişte bulunuruz. İnsanlar herbiri ayrı dünya ve farklı kişilikler olduğu için birbirinden farklılaşmaları normaldir. Herbirimiz çeşitli faktörlerden dolayı farklı karakter yapılarına bürünürüz. Bizimki insanda dini aramak değil ki insanı, insanda aramak.
Bana göre ayetler tartışmaya açık değildir. Hem Allah’a inancın tam teslimiyetidir düşünüldüğünde; “ dinler insanı açıklamakla uğraşmazlar” cümlesi. Eğer dinin Allah tarafından gönderildiğine inanıyorsa kişi. Onun zaten bildiği bir varlığı neden araştırsın ve öğrenmeğe çalışsın?
Peki gelelim bu günün asıl soruna; içimiz dışımız ne kadar bir olmalı?
Dinler insanın esrarını çözmeyle ilgilenmez.
Homo absconditus “nvs” kökeninden türemiş insan kelimesini incelemeye değer:)
İnsanın özellikleri doğrultusundan fikirler yürütmek bizler için daha kaliteli ve yaşanır bir dünya oluşturur.
İşte ben , içi dışı bir insanı , tabiat ananın şefkatle , özene bezene yarattığı , gerçek , normal insan olarak görürüm. Böyle bir adamı delicesine kıskanırım. Ahmak olmasına ahmaktır; bunun aksini iddia edecek değilim, fakat normal adamın ahmak olması gerekmediği ne malum ? Belki bu halin kendine göre güzelliği bile vardır.
Yeraltından notlar; Dostoyevski
Acaba ne kadar doğru :) gerçekte insanın sınırlı olması gerekmiyor muydu? Ne kadar dışarı yansımalıyız?
Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.
Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.
Mevlana
Bugün sayfaya nasihatler taşımayı istiyorum. Çeşitli düşünürlerden bakalım neler çıkacak:)
Gökyüzü bardak
Boşaldı ağaçlara
Yaprak uyandı
Ahşap verandam
Limon ağacım ve ben
Ama güneş yok
İyi kilerim, hem varoluşuma hem de insan oluşuma katkıda bulunan değerlilerim iki karanfilim için yazdığım şiirden bir kesit.
Sadece dokuz yılda da büyüyebiliyormuş insanlar…
:)