Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar Elleri bak yumuk yumuk ojeli tırnakları Nerelere gizlesin şu avucun nasırları
Otomobil tamire geldi dün bizim tamirhaneye Görür görmez vurularak başladım ben sevmeye Ayağında uzun etek dalga dalga saçları Ustam seslendi uzaktan oğlum al takımları
Bir romanda okumuştum buna benzer birşeyi Cildi parlak kağıt kaplı pahalı bir kitapçı Ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız Yine böyle bir durumda tamirci çırağına
Ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları Arkası kuşlu aynamda taradım saçlarımı Gelecekti bugünleri arabayı almaya O romandaki hayali belki gerçek yapmaya (Romanlardaki hayali belki gerçek yapmaya)
Durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan Arabanın kapısını açtım açtım girsin içeri Kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri
Çekti gitti arabayla egzosuna boğuldum Gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum Ustam geldi geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları
Hiçbir şarkıyı koyamam yerine....her hakkı mahfuzdur...
İngilizceleri fena değil...en azından simultane çeviriyi bizim kadar hızlı ve iyi yapamasalar da dediklerimizi anlayabilirler...:=)) Şaka maka en güçlü rakiplerimizdendi.. Biraz şımarıktılar ama...olsun...nasılsa bizim kadar değiller...
Şelale'si....duru suların gönüllerde bıraktığı beyaz kadife köpüklerin büyüsü...
Çocuktum... Büyümeye direngen zamanlarımda aşk gibi akmıştı yüreğime o serin sular... Üniversiteden kaçışlarımda gittiğim lunaparklara eşlik eden çarpışan arabalar gibiydi güzelliği...gizli pikniklerin adresiydi....
sarı saç ve mavi gözün yakıştığı nadir erkeklerden.. balet olması bile ondaki erkeksi havayı azaltamıyor.. nedense son icraatları nedeniyle...^^bir teselli ver^^..yorumuyla kalıyor akıllarda... oysaki öncesi çok daha iyidi bence... çünkü Müslüm Gürses'in..Teoman'ın..^^bugün benim doğumgünüm^^'ünü yorumlaması gibi buruk ve acı bir tat ağızlarda bıraktığı... bütün estetiğine rağmen...
Start spreading the news, I’m leaving today I want to be a part of it - new york, new york These vagabond shoes, are longing to stray Right through the very heart of it - new york, new york
I wanna wake up in a city, that doesn’t sleep And find I’m king of the hill - top of the heap
These little town blues, are melting away I’m gonna make a brand new start of it - in old new york And if I can make it there, I’m gonna make it anywhere
Akdamar kilisesinin üzerindeki tarihi kabartmalarda hristiyanlığın geçmişi kazılıydı...Alman ve fransız turistlerin turistik değerlerimize bizden daha fazla sahip çıktığını görmek gerçekten acı vericiydi... Adamlar millerce yol gelmişler oraları görmek için... Bizimse haberimiz bile yok....
Aşk....tır...
gülmekten çok daha özel ve zor bir yeti...
gü-lüm-se-ye-bil-mek....
Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar
Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar
Elleri bak yumuk yumuk ojeli tırnakları
Nerelere gizlesin şu avucun nasırları
Otomobil tamire geldi dün bizim tamirhaneye
Görür görmez vurularak başladım ben sevmeye
Ayağında uzun etek dalga dalga saçları
Ustam seslendi uzaktan oğlum al takımları
Bir romanda okumuştum buna benzer birşeyi
Cildi parlak kağıt kaplı pahalı bir kitapçı
Ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız
Yine böyle bir durumda tamirci çırağına
Ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları
Arkası kuşlu aynamda taradım saçlarımı
Gelecekti bugünleri arabayı almaya
O romandaki hayali belki gerçek yapmaya
(Romanlardaki hayali belki gerçek yapmaya)
Durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan
Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan
Arabanın kapısını açtım açtım girsin içeri
Kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri
Çekti gitti arabayla egzosuna boğuldum
Gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum
Ustam geldi geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları
İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları
Hiçbir şarkıyı koyamam yerine....her hakkı mahfuzdur...
Yediğim ilk profiterol....
Hala durur mu acaba o küçücük dükkan?
İngilizceleri fena değil...en azından simultane çeviriyi bizim kadar hızlı ve iyi yapamasalar da dediklerimizi anlayabilirler...:=))
Şaka maka en güçlü rakiplerimizdendi..
Biraz şımarıktılar ama...olsun...nasılsa bizim kadar değiller...
Şelale'si....duru suların gönüllerde bıraktığı beyaz kadife köpüklerin büyüsü...
Çocuktum...
Büyümeye direngen zamanlarımda aşk gibi akmıştı yüreğime o serin sular...
Üniversiteden kaçışlarımda gittiğim lunaparklara eşlik eden çarpışan arabalar gibiydi güzelliği...gizli pikniklerin adresiydi....
sarı saç ve mavi gözün yakıştığı nadir erkeklerden..
balet olması bile ondaki erkeksi havayı azaltamıyor..
nedense son icraatları nedeniyle...^^bir teselli ver^^..yorumuyla kalıyor akıllarda...
oysaki öncesi çok daha iyidi bence...
çünkü Müslüm Gürses'in..Teoman'ın..^^bugün benim doğumgünüm^^'ünü yorumlaması gibi buruk ve acı bir tat ağızlarda bıraktığı...
bütün estetiğine rağmen...
Start spreading the news, I’m leaving today
I want to be a part of it - new york, new york
These vagabond shoes, are longing to stray
Right through the very heart of it - new york, new york
I wanna wake up in a city, that doesn’t sleep
And find I’m king of the hill - top of the heap
These little town blues, are melting away
I’m gonna make a brand new start of it - in old new york
And if I can make it there, I’m gonna make it anywhere
It's up to you - new york new york
Van'ın olmazsa olmazlarından....
Akdamar kilisesinin üzerindeki tarihi kabartmalarda hristiyanlığın geçmişi kazılıydı...Alman ve fransız turistlerin turistik değerlerimize bizden daha fazla sahip çıktığını görmek gerçekten acı vericiydi...
Adamlar millerce yol gelmişler oraları görmek için...
Bizimse haberimiz bile yok....