Kültür Sanat Edebiyat Şiir

sibel yalçın sizce ne demek, sibel yalçın size neyi çağrıştırıyor?

sibel yalçın terimi Derya Deniz tarafından 05.05.2004 tarihinde eklendi

  • Sibel Turan
    Sibel Turan02.05.2009 - 14:02

    ben adımı o kızdan almişim
    ve ben çok mutluyum

  • Fatma Orus
    Fatma Orus09.07.2007 - 12:51

    Sibel Yalçın, henüz 18 yaşındayken, 9 Haziran 1995 tarihinde DYP İstanbul İl Merkezi önünde bir polisi öldürdükten sonra girdiği çatışmada öldürülen DHKP-C militanı. Eylemi, göz altına alındıktan 4 ay sonra cesedi bulunan Ayşenur Şimşek`in intikamını almak için gerçekleştirdiği söylenir. Eylemi gerçekleştirdikten sonra Okmeydanı`nda bir eve girmiş ve ev sahiplerini evden çıkardıktan sonra polisle çatışmaya başlamıştır. Polisin teslim ol çağrısına 'Siz bizim teslim olduğumuzu nerde gördünüz, asıl siz teslim olun, ' diye karşılık verdiği söylenir. Çatışmada hayatını kaybetmiştir.

    Cenazesi 5 gün süreyle verilmemiştir, ancak 16 Haziran tarihinde alınan cenazesi Alibeyköy Mezarlığı`nda toprağa verilmiştir.

    Yazar Nihat Behram, Sibel Yalçın için bir şiir yazmış ve bu şiiri Grup Yorum çeşitli eklemerle birlikte besteleyerek Sibel Yalçın Destanı adıyla Geliyoruz albümünde okumuştur.

  • Bilge Su
    Bilge Su30.06.2007 - 11:44

    'Biz hiç teslim olmadık ki...'

    on sekizinde yüreğini ortaya koymuş,büyük insan...asil insan...güzel insan...Sibel Yalçın...

    selam yoldaş selam sana selam silah elde düşenlere
    düşen yoldaş der ki “yola devam”
    ne güzel gülüyorsun
    alnında parlayan güneş yolumuzu aydınlatıyor
    selam sana yoldaş selam devam kavgaya devam...

  • Doktor Civanım
    Doktor Civanım14.11.2004 - 18:30

    Sibel Yalçın Destanı 1. Biz Hiç Teslim Olmadık Ki!


    Daha onsekizinde. Ömrünün baharında. Ölüm daha çok uzak yaşına. Umut onunla, sevinç onunla, gelecek onunla. Yükselsin diye erdemin bayrağı semalarımızda, onsekizinde, ömrünün baharında, yüreğine doldurup umudu, düştü hasretinin ardına. Erken büyüyor çoçuklarımız. Onaltı yaşında direnişçi, onsekizinde bir kahraman. Öyle bilge, öyle insan, gözlerinde gökyüzünün yedi rengi. Uyanıyor bir Haziran sabahında İstanbul. Uyanıyor Gazi, uyanıyor Armutlu, Okmeydanı uyanıyor. Gündönüyor, varoşlardan akıyor hayat. Taze bir bahar havası sokaklarda. Uyanıyor İstanbul. Gencecik bir kızın, Sibel’in zafer sloganlarıyla. Bu haykırış, bu slogan, bu ses. Tanıyor bu sesi insanlık binlerce yıl öncesinden, Anadolu köylerinden tanıyor. Baba İshak’tan, Demirci Kawa’dan, Köroğlu’ndan, Bedreddin’den tanıyor. Pir Sultan’ın sesi bu. Yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan. Bir ana, nasıl korursa yavrularını kötülüklerden, bir güvercin nasıl çırpınırsa yavruları için, öyle koruyor yoldaşlarını. Onun mayasında vefa var, özveri var, tereddütsüz kendini feda etmek var yolunu gözleyenlere. O feda kuşağının evladı. Kaç kez geçti de ateş çemberinden, kaç kez sınadı da yüreğini kavgada, öyle aldı bu yükü omuzlarına. Geri çekiliyor vuruşa vuruşa. Gecekondular sıralanmış yolu boyunca. Çiçekleniyor sokaklar o vuruştukça. Gözler aralamış perdeleri. “Gir içeri” diyor gözler. “Burası siper, burası vatan sana”. Sırtından sıvazlıyorlar Sibel’i. Gözlerimizden bir damla yaş olup akanlar. Dört mevsime, yedi iklime sorduklarımız. Canımızdan çok sevdiklerimiz. Kulağına eğiliyorlar ve “SOR bunların hesabını” diyorlar. “Bir vakit orman kuytuluklarına atılmanın, dipsiz kuyulara salınmanın, ahlaksızlıkların, namussuzlukların...SOR bunların hesabını. Makineye kaptırılan kol için sor, Üzerine kurşun yağan bedenler için SOR”. Güç veriyorlar. Damarlarına taze kan oluyorlar. Akacaklarını bile bile. Biz hiç teslim olmadık ki. Pir Sultan teslim olmadı ki Hızır Paşa’ya. Mahir teslim olmadı ki. Bedreddin bir kez bile el pençe divan durmadı ki. Seyid Rıza dar ağacında kendi çekti ya ipini. Çiftehavuzlar’da, Bağcılar’da, nazlı nazlı dalgalanan bayrağımız, Sabo’larımız, Niyazi’lerimiz hiç teslim olmadı ki. Yazmaz tarih kitapları başeğdiğimizi zulmün önünde. Ölüme, yarine hasret bir sevdalı gibi sarılıp öylece ölürüz de, başeğmeyiz yine de zulmün önünde. Ey evladını yitirmiş analar. Ey şafak söktüğünde yola dizilip, gecekondu sokaklarında çamura toza bulananlar, alnından akan terle, toprağı işleyenler. Bir dilim ekmek için, gündoğumuyla günbatımını, kör karanlık mahzenlerde yitirenler. Ey işçiler. Gökkuşağının renkleriymişçesine tamamlayanlar birbirlerini, Anadolu’ya can katanlar, halklarımız! Öpün koklayın hasretle. Vatan diye kucaklayın şimdi o gülen fotoğrafı... SİBEL’İ...

  • Doktor Civanım
    Doktor Civanım14.11.2004 - 18:24

    Haykir Acini Ey Halk!


    Namluların gölgesinde binlerce yürek, sahip çıktı Sibel’e. Komutan binlerce el üzerinde, sarı bir yıldızın ışığıyla uğurlandı. Halk evladını bağrına bastı. Şimdi, sokakları yakıp kavuran, sadece gökyüzüne asılı duran güneşin sıcağı değil, bir halkın öfkesi yakıyor şimdi zulmün bağrını. Delikanlılarımız, genç kızlarımız, üzerine dünyanın en güzel türküsünü adı işlenmiş kırmızı fularlarını yüzlerine takıp, savurdukları ateş toplarıyla, aydınlatıyorlar gecenin karanlığını. Şimdi cenk mevsimidir. Dağların heybetini alıp ardına yürüyenler, zindan karanlığına direnler, Buca’da, Ümraniye’de destan yazanlar ve yeni destanlara bilenenler, Anadolu’nun her köşesinde, zulmedenlerin düşlerini karabasanlara çevirenler, binlerce Sibel olup haykırıyorlar.

  • Doktor Civanım
    Doktor Civanım14.11.2004 - 18:12

    Bize Ölüm Yok


    Kavganın alevlidir rüzgarı
    Yayılır gider ılık ılık
    Dağların başakların üzerinden
    Buğday gibi bereketli
    Akarsu gibi aydınlık
    Kim demiş ölüm var diye bize
    Kardeş kardeş atan bu yürek bizim
    Hey!
    Bize ölüm yok
    Bu yürek hiç durmayacak
    Bu yürek hiç susmayacak

  • Kemal Can
    Kemal Can12.08.2004 - 19:19

    Karşılık gözetmiyor o gencecik insanlar...
    Bu direniş senin için ey halk...
    Bunun için en gençlerimizi ölümle tanıştırdık.
    Gövdeni yüreğinle kırbaçla ey halk, haykır acını bu kara dumanı dağıt