Kültür Sanat Edebiyat Şiir

nasuh mahruki sizce ne demek, nasuh mahruki size neyi çağrıştırıyor?

nasuh mahruki terimi Var Mısın? tarafından 29.07.2004 tarihinde eklendi

  • Adem Demir
    Adem Demir 05.12.2008 - 13:44

    merhaba nasuh mahruki nasılsın iyimisin umarım iyisindir seni tanımadan önce sana karşı ön yargılıydım ama /vatan lafla degil eylemle sevilir/ kitabını okuduktan sonra daha dogrusu su anda sayfa 400 e geldim sana karşı mahcup oldum hoş görunuze sıgınıp af dilerim neyse sana ve arkadaşlarına saglık ve mutluluklar dilerim hoşça kal

  • Arzu Çağlayan
    Arzu Çağlayan 21.11.2006 - 16:14

    AKUT'tan tanıdığım kadarı ile mükemmel bir kişilik. Az biraz ukala ama yakışıyor bee!

  • Talha Yasin
    Talha Yasin 02.11.2006 - 01:47

    yabancı dilim yok. biri bunu bana açıklasın.

  • Korkut Orhan
    Korkut Orhan 02.11.2006 - 00:11

    everest dağında zirve yapan ilk türk...

    medyanın yansıttığının çok daha ötesinde kalite ;)

    misyonuyla, vizyonuyla, gelecek nesillerin örnek alması gereken bir karakter...

  • Bilge Sem
    Bilge Sem 01.11.2006 - 23:56

    iyi kalpli,yardım amacı güden insan..allah yolunu acık etsın..

  • Ece Özdemir
    Ece Özdemir 26.10.2006 - 09:16

    Yardım kuruluşlarından tanıdığım ve yüreğine hayran olduğum biri...

  • Ayse Mutlu
    Ayse Mutlu 08.02.2005 - 09:42

    bunca başarısına,alçakgönüllülüğüne sebep olmuştur belki ermeni olması..belki kendini hep farklı görmüştür..misyon yüklemeyin lo hemen..

  • Hakan Ateistim
    Hakan Ateistim 08.11.2004 - 17:23

    Kendisiyle tanışmıştım bir zamanlar. Alçak gönüllü koltuğunun altına bir çok karpuz sığdırabilmiş bir insan. Ancak Ermeni kökenli olması farklı amaçlarınında olabileceği kuşkusunu yaratıyor. (hemen zıplamasın ermeni kökenli arkadaşlar bir bildiğimiz var ki söylüyoruz.)

  • Fatih Alptekin
    Fatih Alptekin 18.08.2004 - 12:41

    Gerçek bir profesyonel, oldukçada zengin bir insan,bu yüzden istediği yere rahatlıkla gidebiliyor, oysa ülkemizin diğer dağcıları yurt dışına tırmanış yapmak için yıllarca,ordan burdan kırpıp biriktiriyorlar, bu yüzden akut un bir finansman problemi yok diğer arama-kurtarma ekipleri gibi, ülkemizin en eski ekiplerinden biri Dağcılık federasyonunun TÜDAK(türkiye dağ aramam kurtarma) ekibidir tarihi boyunca bir çok çalışma yapmıştır, ama hiç bir zaman akut kadar popüler olamadı, çünkü asla böyle bir endişesi olmadı.

  • Var Mısın?
    Var Mısın? 18.08.2004 - 10:41

    İSTANBUL - Türkiye'yi acılara boğan Gölcük ve Düzce depremlerinde yaptıkları
    çalışmalarla, kurtardıkları canlarla büyük sevgi ve güven kazanan Arama
    Kurtarma Derneği (AKUT) , şimdi de Irak Savaşı'nda mağdur olacak insanlar
    için harekete geçmeye hazırlanıyor. AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, özellikle
    savaştan kaçacak mülteciler ve kimyasal silah nedeniyle zarar görecek
    sivillere yardımcı olabilmek için başta Kızılay olmak üzere tüm yetkili
    kurum ve kişilere başvuru yaptıklarını söyledi.

    Nasuh Mahruki ile AKUT'u, gündemdeki siyasal gelişmeleri ve dağcılık
    serüvenini konuştuk.

    * Gölcük Depremi büyük bir felaketti? Nasıl izler bıraktı?

    Hepimizin hayatı alt üst oldu. Hepimizin 1999 yılıyla ilgili beklentileri
    hayalleri tutkuları tabi ki bitti, yok oldu. Ama biz zaten kendimize belirli
    bir misyon seçmiştik. Bütün öncelikler değişti. İnsan hayatı söz konusu
    olduğunda zaten herşey değişiyor ve elimizden gelen çabayı koyduk ortaya.
    Orada yaşadıklarımı ben açıkçası hiç düşünmüyorum. Orada ne yaşadıysak
    yaşadık ve o konu kapandı. Hatırlamıyorum bile.

    * Sorumluları kimlerdi size göre?

    Bu felaketin sorumluları hepimiziz. Sorumluları 50 yılın bütün hükümetleri,
    bütün belediye başkanları ve bu hükümetleri, bu belediye başkanlarını
    seçimle başa getiren bütün halk. Hepimiz bu işte suç ortağıyız. Mesela
    belediye başkanını sıkıştırıyoruz, diyoruz ki sen oy istiyorsun ama sen
    benim iki katlı evime dört kat izin ver, ya da imara açık olmayan yere imar
    izni çıkar. 50 yıldır süren böyle ahlaksız bir alışveriş var. Bu yüzden de,
    17 Ağustos günü görevde olan belediye başkanı ve hükümetin sorumluluğu, 40
    sene görevde olanların ve hükümetin sorumluluğundan ne daha az, ne daha
    fazla.

    * Ölümün kıyısına gelmiş bir insanı hayata döndürmek nasıl bir duygu?

    Çok farklı bir duygu. Yani yaşama şansı bitmiş birini ölümün elinden çekip
    almak ve ona tekrar bir hayat armağan etmek çok apayrı birşey. Ne dağlara
    tırmanmaya benziyor, ne bir zirveye ulaşmanın mutluluğuna benziyor. Çok çok
    üstün bir duygu bu. O yüzden zaten hepimiz bu kadar çaba gösteriyoruz ve
    kendi hayatımızı da riske atıyoruz. Çok büyük bir mutluluk ve insanın
    kendisine saygı duymasını sağlayan bir duygu.

    * Kurtardığınız insanlarla daha sonra görüştünüz mü?

    O insanlarla daha sonra hiç görüşmedik. Arama kurtarmacıların uyduğu genel
    bir kural vardır. Kurtardığınız insanla daha sonra görüşmezsiniz. Bu aslında
    ahlaki bir kuraldır. Karşımızdaki insanın hayatını bize borçlu olduğu
    duygusuyla yaşamasını istemiyoruz. Biz sonuçta o dönem onların hayatına
    giriyoruz, yapmamız gerekeni yapıp çıkıyoruz. Hayatlarını minnettarlık
    duygusu ile sürdürmelerini istemiyoruz.

    * AKUT birdenbire çok popüler oldu. İnsanlar üye olmak için birbirileriyle
    yarıştı. Halk neredeyse sizi birer kahraman gibi görüp çok şey bekledi. Bu
    beklenti sizi zorladı mı?

    * Çok fazla geldi. 17 Ağsutos sabahından sonra AKUT, yüz kat falan büyüdü.
    Bir gün içinde yüz kat büyüdük ve bunu kaldırmak çok zor. Altından kalkmak,
    getirdiği sorumluluğu, yükümlülüğü yerine getirebilmek. Ama çok iyi bir
    ekibimiz var bizim. Hepsi üniversite mezunu ya da üniversite öğrencisi olan,
    doğa sporları kökeninden geldiği için takım çalışmasına uyumlu olan bir
    yapımız vardı. Dolayısıyla çok kolay uyum sağladık.

    * AKUT'a yönelik, size yönelik suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    AKUT her ne kadar aydın bir ekip olsa da hamuru bu ülkeden. Trafiğimizi,
    basınımızı görüyorsunuz. Bizi yönetsinler diye seçtiğimiz milletvekilleri
    birbirlerine silah çekiyorlar. AKUT'dan bugüne kadar disiplin suçuyla atılan
    insan sayısı 15 kişi. 8 yılda 15 kişi çok değil. Buradaki asıl sorun
    gazetecilik ahlakı olmayan insanların bunlara sarılıp, bu kişileri karşımıza
    böyle koskoca haberlerle çıkarması. Ve bunu yaparlarken haberin doğru olup
    olmadığına bakmadan, daha da kötüsü kişisel problemlerle bunu yapmaları.
    Tabi karşınızdakinin elinde bir medya gücü varsa onunla başa çıkmanız çok
    zor. Bir de biz böyle bir donanıma sahip değiliz. Bizim işimiz bu değil ki
    ona çamur at, buna çelme tak. Hayatımızda yaptığımız birşey değil. Bizim
    derdimiz arama kurtarma çalışması yapmak. Böyle bir saydırıyla karşılaşınca
    hakikaten ne yapacağımızı şaşırdık. Çünkü böyle bir savunma kalkanımız yok.
    Hayatı böyle algılamadığımız için, bunun önlemini alma ihtiyacı da duymadık.
    Ama çok ağır bedeller ödeyerek, öğrendik.

    * Bu haberler AKUT'a duyulan güveni azalttı mı?

    AKUT bugüne çok büyük fedakarlıklar sonucu geldi. Yaptıklarıyla 1999 yılında
    Türkiye'nin en güvenilir kurumu seçildi. Ama buna hiç saygı duymayan
    insanlar son derece basit kişisel hesaplaşmalarından dolayı çıkartıp böyle
    saçma sapan işleri başımıza bela ettiler. Ne yazık ki çok da büyük zararlar
    verdiler AKUT'a. Biz tamamen gönüllülük ilkesiyle çalışıyoruz. Yani hiçbir
    üye yaptığı çalışmalardan dolayı para almıyor burada. Maaşlı beş kişi var.
    115'e yakın arama kurtarma görevi üstlendik bugüne kadar ve 600'ün üzerinde
    insanın hayatının kurtarılmasında görev aldık. Bunların olabilmesi için
    kaynağa ihtiyacımız var. Gazetelerde çıkan bu tür olumsuz ve çok taraflı
    haberler bizi çok zor duruma soktu. Bağışlar azaldı. Ama yine de bize bu
    haksız saldırılarda bulunanların hayatının riske girdiğini görürsek bir an
    bile tereddüt etmeden koşarız yardımlarına.

    * AKUT şimdi neler yapıyor?

    AKUT şu anda 5 bölgede örgütlenmesini tamamlamış durumda. İstanbul, Ankara,
    Antalya, Marmaris ve Bingöl. Örneğin Bingöl ekibi inanılmaz iyi bir ekip.
    Şubat ayında on gün içerisinde 5-6 kişinin hayatını kurtardılar. Bu insanlar
    bizden önce ölüyorlardı. Bir kar motosikleti ve 20 kişilik ekiple Bingöl'de
    yollar kapalı bile olsa hasta nakli yapıyor. 9-12 yaş grubuna dönük bir genç
    akut gönüllüsü projesi başlattık. Bunun dışında bir 'AKUT TIR'ı' projemiz
    var. Bütün Türkiye'yi dolaşacak ve afetler, arama kurtarma ve ilk yardım
    konusunda toplumu bilgilendirecek, mesajlar iletecek bir proje.1-1,5 ay
    içerisinde hayata geçecek.

    * Bir sivil toplum örgütünün başkanı olarak ABD'nin Irak'a müdahalesini
    nasıl değerlendiriyorsunuz?

    İnanılmaz zor bir soru bu. Amerika'nın yaptığı son derece yanlış. Bütün
    dünya karşısına dikilmiş durumda. BM hayır diyor, Amerikan halkı bile
    yürüyüşler yapıyor. Ama Bush çıkarttı bu savaşı. Çok çok tehlikeli bir
    süreç. Ben duygusal bir insan olarak bu savaş olmasın kimse ölmesin
    diyordum. Bu savaşın ne olursa olsun engellenmesi lazımdı ama olmadı.

    * Bu savaş Türkiye'de tekrar bir Türk-Kürt çatışması yaşanmasına neden olur
    mu?

    Türkiye'yi zayıf bırakmak isteyen ekipler bunun için çalışacaktır eminim.
    Bana sorarsanız Türkiye'nin başındaki en büyük problemlerden bir tanesi
    Türkiye'deki etnik grupların kaşınması sürekli. Bu ülkede kimse azınlık
    değil. Hepimiz bu ülkenin sahibiyiz. Bu topraklar hepimizinse bu topraklar
    üzerinde insanca ve kardeşçe yaşamanın yolunu bulmamız gerekiyor. Ben daha
    fazla demokrasi ve daha fazla karşılıklı sevgi ve saygı diyorum.

    * Bir sivil toplum örgütü olarak Irak savaşı ile ilgili bir planlamanız var
    mı?

    Bu konuyla ilgili Kızılay'la İçişleri Bakanlığı ile görüşmelerimiz sürüyor.
    Biliyorsunuz AKUT bir sivil toplum örgütü ve organize olabilen insanları
    örgütleyebilen ve gönüllü çalışabilen bir ekibiz. Özellikle Irak'tan gelecek
    mültecilerin bakımı konusunda, o kamplarda gönüllü çalışma yapabiliriz dedik
    ve bu konuda görüşmelerimiz devam ediyor. Ondan da önemlisi biz kitle imha
    silahları ile ilgili bilgi birikimimizi şu anda her tarafla paylaşmaya
    başladık. Web sayfamıza da bununla ilgili bir yazı koyduk. Bu konuyla ilgili
    bir seminer eğitimi programımız var. Üzerimize bir görev düşerse biz gidip
    gönüllü çalışırız dedik.

    * Gelelim dağcılık serüveninize... Sizi sıcak evinizden dağların zirvesine
    taşıyan duygu ne?

    Dağcılığı riske girmiş olmak için yapmıyorum elbette. Ben dağları, doğayı
    çok seviyorum. Sevdiğim bir sporu yapıyorum ve çok mutlu oluyorum. Hem beden
    hem de ruh olarak çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Ama dağcılık özünde
    riskli bir spordur. Bu işin birinci kuralı riskli olması. Ya riski kabul
    edeceksiniz ve ona göre hareket edeceksiniz, ya da evinizde oturacaksınız.
    Ben çok sevdiğim ve risklerini di baştan kabul ettiğim için ona göre hareket
    ediyorum. Ama çok dikkat ederim. Çok bilgili ve eğitimli hareket etmeye
    gayret ederim. Kendimi de bütün kazalardan uzak tutmaya çalışırım.

    * Dağcılık pahalı bir spor mu? Bir işçi ya da memur amatörce de olsa
    yapabilir mi bu sporu?

    Dağcılık pahalı bir spor. Sponsor olmasa ben de yapamam. Bir everest
    tırmanışı 50-60 bin dolar. Bu insanın kendi kazandığı parayla yapacağı
    birşey değil kolay kolay. Ama sponsor desteğiyle yapılabilir birşey.
    Sponsorluk kavramı ülkede biraz daha oturursa genç nüfusu olan bir topraktan
    spor sanat bilim gibi her alanda çok başarılı insanlar çıkacaktır.

    * Son olarak zirveyi nasıl tarif edersiniz?

    Zirveyi bir hedef olarak tarif edebilirim. Yaptığınız her işte zirveyi
    hedeflemek en doğrusu. Ben hayatımda yaptığım herşeyi yapabileceğim en iyi
    şekilde yapmayı tercih ederim ve bunun için gayret ederim. Bunu başkalarıyla
    rekabet anlamında söylemiyorum. Kendi yapabileceğimin en iyisini yapma
    anlamında söylüyorum. Bence zirve insanın kendi zirvesine ulaşması...

    Nasuh Mahruki kimdir?

    Ali Nasuh Mahruki 21 Mayıs 1968'de İstanbul'da doğdu. 1992 yılıda Bilkent
    Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun oldu. Dağcılıkla üniversite
    yıllarında Doğa Sporları Topluluğu'nda (DOST) tanıştı. Bugüne kadar birçok
    başarılı tırmanışa imza attı. 1992-1994 yılları arasında Sovyet Asya'nın en
    yüksek beş dağına tırmanarak Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından 'Kar
    Leoparı' ünvanını alan az sayıda dağcıdan biri oldu. 1995 yılında Everest
    Dağı'na tırmanan ilk Türk ve müslüman dağcı oldu. 1996 yılında yedi kıtanın
    en yüksek dağına tırmanmayı içeren 'Yedi Zirveler' projesini tamamlayan 44.
    dağcı oldu. 1997 yılında 8 bin 201 metrelik Cho Oyu dağına tırmanarak
    Türkiye'nin en yüksek solo tırmanışını gerçekleştirdi. 1998 yılında Lhotse
    tırmanışı ile Türkiye'nin en yüksek oksijensiz tırmanışını gerçekleştirdi.
    2000 yılında K2 dağına tırmandı. Dünya'da Everest, Lhost ve K2 Dağı'na
    tırmanmış sadece 29 dağcı var ve bunların 7'si bugün yaşamıyor. Son olarak
    Pobeda Dağı'na yaptığı kış tırmanışını çığ tehlikesi nedeniyle yarım
    bırakmak zorunda kaldı. Halern Bahçeşehir Üniversitesi'nde 'Takım Çalışması
    ve Liderlik' dersi veriyor. 'Bir Dağcı'nın Güncesi', 'Everest'te İlk Türk',
    'Bir Hayalin Peşinde', 'Asya Yolları Himalayalar ve Ötesi' ve 'Yeryüzü
    Güncesi' adlarında beş kitabı var.

  • Var Mısın?
    Var Mısın? 18.08.2004 - 10:40

    Ali Nasuh Mahruki, 21 Mayıs 1968’de İstanbul’da doğdu, ilk ve orta öğrenimini Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1992 yılında Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Dağcılıkla 1988 sonlarında, isim babalığını ve üç yıl boyunca başkanlığını yaptığı Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları Topluluğu’nda (DOST) tanıştı. Yazar, fotoğrafçı ve profesyonel sporcudur. Dağcılık, mağaracılık, yamaç paraşütü, aletli dalış, motor sporları, yelken ve bisiklet sporlarıyla uğraşan Ali Nasuh Mahruki, üniversite yıllarında doğa sporları ile ilgili DOST adlı dergiyi çıkarttı.

    Yurt içinde Erciyes Dağı ilk Türk yamaç paraşütü uçuşu, Erciyes Dağı kış kuzey buzulu tırmanışı, Büyük Demirkazık Dağı kuzey duvarı tırmanışı, Küçük Demirkazık Dağı batı yüzü tırmanışı, Güzeller Dağı kuzey yüzü ilk kış tırmanışı, Büyük Demirkazık Dağı Peck Kulvarı ilk kış tırmanışı, ODTÜ Sualtı Topluluğu - Mağara Dalışı Grubu ile Altınbeşik ve Kırkgözler mağaraları su altı incelemeleri, Sualtı Araştırmaları Derneği ile Kırkgöz ve Finike İncirli mağaraları ve Düdenbaşı şelaleleri sualtı incelemeleri gibi pek çok etkinliğe katıldı. 1992 ve 1994 yıllarında Türkiye’nin en başarılı dağcısı seçilip yılın sporcusuna aday gösterildi.

    1992 - 1994 yılları arasında, Sovyet Asya’nın en yüksek (7000 metrenin üzerinde) beş dağına tırmanarak, (Khan Tengri – Lenin – Korjenevskoy – Communism – Pobeda) Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından verilen “Kar Leoparı” ünvanını alan az sayıdaki batılı dağcıdan biri oldu. Dünyanın en zorlu ve tehlikeli 7000’lik dağlarından biri olan Pobeda dağının 8. solo tırmanışını yaptı. Bunların dışında Kırgızistan, Kafkasya ve İran’da çeşitli tırmanışlar gerçekleştirdi.

    1995 yılında, Everest dağına tırmanan ilk Türk ve dünyadaki ilk müslüman dağcı oldu.

    1996 yılında, Camel Trophy Türk takımına girerek Kalimantan’da Türkiye’yi temsil etti ve ekip olarak, Takım Ruhu değerlendirmesinde dünya ikincisi, genel sonuçlarda dördüncülük elde ettiler. Aynı yıl, dünyanın yedi kıtasının her birinin en yüksek dağına tırmanmayı içeren, “Yedi Zirveler” projesini tamamlayan dünyadaki 44. dağcı ve en genci oldu. (Everest, Aconcagua, Vinson, Kilimanjaro, Mc. Kinley, Elbruz, Kosciusko.)

    1997 yılında, motosiklet ile Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan, Nepal ve Sıkkım’ı içeren 21.000 kilometrelik bir yolculuk yaptı. 8201 metrelik Cho Oyu dağına yaptığı tırmanışla, Türkiye’nin en yüksek solo tırmanışını gerçekleştirdi.

    1998 yılında, 8516 metrelik Lhotse dağına yaptığı tırmanışla, Türkiye’nin en yüksek oksijensiz tırmanışını gerçekleştirdi. Aynı yıl 8163 metrelik Manaslu dağını denedi.

    2000 yılında, dünyanın en zorlu ve tehlikeli dağlarının başında gelen, dünyanın 2. yüksek dağı 8611 metrelik K2 dağının ilk Türk tırmanışını, oksijensiz olarak gerçekleştirdi.

    2001 yılında, Kuzey Alaska’nın son derece sert iklimi ve coğrafyasında, çok özel olarak hazırlanan Arktik Koşulllarda Hayatta Kalma eğitimi aldı. 7546 metrelik Muztag Ata dağına tırmandı. (Türkiye’nin en yüksek kayaklı tırmanışı.)

    2002 yılında, Himalayaları motosikletle aşarak Batı Tibet’teki Kutsal Kailash dağını ve Everest dağının Ana Kampını ziyaret etti.

    2003 yılında bugüne dek sadece bir kez gerçekleştirilen, dünyanın en kuzeyindeki 7000 metreden yüksek dağ olan Pobeda dağının kış tırmanışını denedi.

    2003 - 2004 yılı, 55. Dönem Milli Güvenlik Akademisi eğitim – öğretim dönemini, bugüne dek ilk kez sivil toplum örgütlerinden kabul edilen bir müdavim olarak başarı ile tamamlamıştır.

    Arama Kurtarma Derneği – AKUT kurucu üyesi ve başkanı, Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği – UGSAD yönetim kurulu üyesi, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Sualtı Araştırmaları Derneği – SAD, Gezginler Kulübü ve Türk Eğitim Derneği – TED üyesidir. Bahçeşehir Üniversitesi'nde iki yıl 'Takım Çalışması ve Liderlik' dersi vermiştir, bu konuda motivasyon seminerleri düzenlemektedir. Hürriyet ve Cumhuriyet gazeteleri eklerinde köşe yazarlığı yapmıştır ve çeşitli televizyon kanallarında belgesel programları hazırlamıştır.

    Yapı Kredi Yayınlarından çıkan kitapları; 1995 - Bir Dağcının Güncesi, 1995 - Everest'te ilk Türk, 1996 - Bir Hayalin Peşinde, 1999 - Asya yolları, Himalayalar ve Ötesi, Kapital Yayınlarından çıkan kitabı; Yeryüzü Güncesi, 2002.

    Daha fazla bilgi için:www.nasuhmahruki.com