Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • idrak27.12.2004 - 19:40

    Lügatta:
    Anlayış, kavrayış, akıl erdirmek, fehem (fehim, fehm) , yetiştirmek.

    ''Malesef insanlar teavun (yardımlaşma) sırrını idrak edememişler, hiç olmazsa taşlar arasındaki yardım vaziyetinden ders alsınlar...''
    (Vecize)

    Sözlükte:
    1. Anlama yeteneği, anlayış, akıl erdirme...

    Ör:
    ''Kişilik idraklerle doğar, diyenler de var.''- Ç. Altan.

    Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
    Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten
    (Zulüm ile, işkence ile hürriyeti ortadan kaldırmak ne mümkün; eğer kendinde bir güç görüyorsan insanoğlundan idraki kaldırmaya çalış.) (Hürriyet Kasidesi) N. Kemal

    Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı.
    Asrın idrakine söyletmeyiz İslamı.
    (Safahat) M.A.Ersoy

    2. Erişme, ulaşma, kavuşma...
    3. felsef, algı...

    Dini Sözlük:
    Bir şeyin aslını, mâhiyetini, hakîkatini bilmek, anlamak.

    Kur'ân-ı kerîmde, meâlen buyruldu ki:
    O'nu (Allahü teâlâyı) gözler (dünyâda) idrâk edemez. O ise, gözleri bilir anlar. O, ihsân sâhibi bilicidir. (En'âm sûresi: 103)

    İnsanı hayvandan ayıran, ilim ve idrâktir (Hâdimî)

    İnsanların hâlet-i rûhiyeleri (rûhî durumları) farklı oduklarından, idrâk ve fehmleri (anlamaları) da farklı olmaktadır. (İmâm-ı Gazâlî)

    Şükür, şükürden âciz kalındığını idrâk etmektir. (Ebû Osman Mağribî)

    Allahü teâlânın zâtı idrâk edilemez. Dünyâ yurdunda gözle görülmez. Kalb, O'nun varlığını tastîk eder. Âhirette gözler O'nu görecektir. İnsanlar, Allahü teâlâyı âyet ve delîllerle bilmektedir. Kalbler O'nu tanır, fakat akıllar O'nu idrâk edemez. (Sehl bin Abdullah)

  • anlamak27.12.2004 - 19:10

    Doğruları ya da gerçekleri idrak edip doğrultusunda gitmedikçe anlamak bence fanidir...

  • anlamak27.12.2004 - 02:07

    ''Dinlemiyorsun! ''
    '''Anlamıyorsun! '''
    gibilerinden, çoğu zaman şikayet eder karşımdaki, hatta daha ileri götürüp Odun! Cahil! vs vs gibi hakaretlere kadar bile gider ama esas ben şunu bir türlü anlatamamışımdır:
    ''Dinliyorum ve anlıyorum ama senle aynı fikirde değilim! '

  • irfan26.12.2004 - 23:24

    Bir Kaşık İrfan

    Haberi yok çoğunun bu yaşanan dünyâdan,
    Hezeyanla geçiyor sabahlar ve akşamlar.
    Seyrediyor varlığı sisli-paslı bir camdan,
    Dolapta dönen yolda, yolunu kesmiş yollar...
    Birşey gördüm sanıyor, gördüğü sis ve duman,
    Zannınca yol alıyor, mesâfeler ayarsız;
    Bir ömür boyu alıp satıyor hiç durmadan;
    Ama, kantarlar vefâsız, kıstaslar vefâsız...
    Gerçeklere kapalı rüyâlarla avunur,
    Büyüklüğü sadece ikindi gölgesinde;
    Alternatif yokluk, yoklukta çalım ve gurur,
    Derenin dibindeyken, dağların zirvesinde...
    Âlemi hor görme, bencillik, kibir ve caka,
    Küçüklüğe emâre ne varsa hepsi onda.
    Ne halka yararlı bir işi var ne de Hakk’a;
    O pesbayağı ruh, görünme sevdâsında.
    Çehresine bakarsan kömür elenmiş gibi,
    Manâsız bakışlarında Mecnûn’ca gülüşler;
    Bir kaşik çalsan irfânina görünür dibi,
    Sirf bir aldatmaca o aydinca görünüşler.


    M. Fethullah Gülen

  • babil26.12.2004 - 23:22

    Ve Yehova ''Bunlar hepsi tek kavim'' dedi. ''Konuştukları dil aynı, giriştikleri işi yarıda bırakacağa benzemiyorlar. Gelin de toprağa inelim, dillerini ayıralım şunların; birbirlerini anlayamaz olsunlar''. Ve ademoğulları, kentlerini kuramadılar. Oraya Babil dendi. Babil, yani karışıklık. (Tevrat)

    Üstadın, 'Bu Ülke' adlı kitabı bu bölümle başlar. Ülkemizin, nasıl bir tehdit altında olduğuna işaret eden, bundan iyi bir başlangıç düşünemiyorum:

    '...dillerini ayıralım şunların; birbirlerini anlayamaz olsunlar'

  • çaresizlik25.12.2004 - 04:47

    uzun süreden beri boğazıma takılan yumru, belki çoğumuzun durumu böyle. Sanki ellerimiz kollarımız sandalyeye bağlanmış ve gözümüzün önünde, sevdiklerimize, işkence yapıyorlar. Tek ağzımız bağlı değil, 'Zalimler için yaşasın cehennem' gibilerinden feryat etmekten başka bir şey yapımıyoruz; lakin duyanlara faso fıso ve ses gittikçe kısılıyor.

    Sonra çaresizliğie alışıyor insan, yaşayan ölü gibi geçiriyor hayat, haberler, reklamlar, haberler, reklamlar... Tek yaşatan sadece 'o bağlı olduğum yerden bir gün kurtulucağım' umudu!

    Her zorlukta bir kolaylık VARDIR, Vardır. vardır...

  • irfan25.12.2004 - 04:41

    İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. Tecessüsü madde dünyasına çivilemeyen, Zekayı zirvelere kanatlandıran, beşeriyi ilahi ile kutsileştiren, uzun ve çileli bir nefis terbiyesi. İslam, insanı parçalamaz. İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim. Batının “kültür”ünde bu Zenginlik, bu ihtişam, bu hayata istikamet veriş yok. İrfan bir mevhibedir. Cehitle gelişen bir mevhibe. Kültür, katı, fakir ve tek buutlu bir lafız. İrfan, beşeri beşer yapan vasıfların bütünüdür. Kültür, homo ekonomikus’un kanlı fetihlerini gizlemeye yarayan bir şal. İrfan, dini ve dünyevi diye ikiye ayrılamaz. Yani her bütün gibi tecezzi kabul etmez. Kültür kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır. Tarif edilmemiş, edilemeyen bir kelime. Kah suda, kah karada yaşayan bir hilkat garibesi. Alman için başkadır, Fransız için başka. Bazen içtimai hayatın bütününü ifade eder, bazen bir alışkanlıklar, bir kazanılmış hünerler mecmuasıdır.

    ...

    Cemil Meriç
    (bkz. Aydınların Dini: İzm’ler)

  • irfan25.12.2004 - 04:39

    Lügatta:
    Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekada ileri gelen zihni kemal; ikrar; mücezat.

    Sözlükte (TDK) : Bilme, anlama, sezme, kültür. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş, varış, varışlılık.

    Fıkıhta:
    Esrar-ı İlahiyeye iman ve Kur'an hakikatlarına vukufiyet.
    (İlim ile irfan ve marifet arasında fark vardır. İlim, vech-i külli, yani, her vechesiyle, bilmektir. Bu cihetle Cenab-ı Hakka irfan ve marifet isnad(iftiraolunmaz. Fıtri istidat (Yaradılıştan gelen veya sonradan edinilmiş yetenek) , eseri olarak inceleyerek tefekkür (düşünüş, düşünme) edip bilmektir. Buna ''İlm-i Ledün'' ve ''İlm-i Rabbani'' de denir.)

    Dini bir sözlükte:
    Bilme, anlama. Mârifet. Kalble bilip tanıma. Allahü teâlânın ihsânı olan mânevî, vehbî ilim. Buna ma'rifet de denir.
    Çalışarak elde edilen ilimler ile anlaşılan, bilinen şeylerden başka bilgiler de vardır, bunlar irfân ile anlaşılır. Âlimlerin sâhib oldukları ilme mukâbil (karşılık) ârif denen Allahü teâlânın sevdiği kullarında da irfân denen bir hâssa (özellik) vardır. İrfân, tasavvufta fenâ mertebesiyle şereflenenlerde bulunur. (İmâm-ı Rabbânî)
    Akıllı ve irfân sâhibi kimse, meyveli ağaç gibi mütevâzî olur. (Sa'dî Şîrâzî)

    ...

  • özlem25.12.2004 - 04:18

    dostum

  • nizam25.12.2004 - 03:47

    Nizam
    Bir nizam ki, eskimez, yıpranmaz, sendelemez,
    Mekan onu aşamaz, zaman onu delemez.
    NFK