Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • batın05.05.2003 - 04:33

    'Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.'

    Gazâli

  • enflasyon05.05.2003 - 01:17

    Fiyatların genel düzeyinin sürekli olarak yükselmesidir.

    Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi bazı malların fiyatlarının yükselmesi, ya da fiyatarda sürekli olmayan yükselmeler enflasyon değildir. Enflasyom sayıbilecek bir fiyat artışının genel ve sürekli olması gerekir. Enflasyon, özellikle son yıllarda dünya ekonomilerinin karşılaştığı en önemli ve başedilmesi güç sorunlardan biridir. Enflasyonla ekonomideki para miktarının seyri arasında çok yakın bir bağlardır.

    Ekonomideki para miktarı ne kadar yükselirse, enflasyon oranının artma ihtimali de o ölçüde yüksek olmaktadır.

    Öte yandan para miktarının değişmemsi halinde enflasyonun meydana gelme ihtimali de oldukça zayıflamaktadır. Bu nedenle birçok iktisatçının gözünde enflasyon parasal bir olgudur.

    Enflasyonu açıklamaya yönelik yaklaşımlardan biri miktar teorisine dayanır. Bu gruptaki iktisatçılar daha çok muhafazakar görüşe sahip olan klasik, yeni ve moneterist iktisatçılardır. Onlara göre üretim genellikle kapasite kullanım düzeyindedir, ya da kapasite kullanım düzeyi eğer düşükse bunun parasal olmayan nedenleri vardır.

    Bir başka enflasyon açıklaması ücret-fiyat sarmalı diye bilinir. Burada ücret artışları ile fiyat artışları birbirini kovalar. Bu olayın temelinde toplumsal sınıf ve gruplar arasındaki gelir çekişmesi yatar. Herkes kendi nisbi gelir payını yükseltmek için kendi ürününün değerini artırmaya çalışır. Böylece işverenler karları, işçiler ücretleri yükseltmeye çabaladıkça sonuç enflasyon olur.

  • görünmeyen el05.05.2003 - 01:03

    Adam Smith'den beri, kapitalizmi savunan iktisatçılara göre, girişimciler kâr peşinde, yani kendi çıkarlarının peşinde koşarken, aslında toplumsal refahı da sağlamaktadırlar.

    Smith'in örneğine göre, akşam soframıza gelen ekmek fırıncının, değirmencinin ve buğday üreticisinin kendi kârlarının peşinde koşmalarının sonucudur, bizlerin ekmek ihtiyacını düşünerek hareket etmelerinin sonucu değil. Bu düşünceden hareketle kişisel çıkarla toplumsal çıkarın uyumlu olduğu öne sürülmekte, yine Smith'in ifadesiyle, sanki 'görülmeyen bir el' bu uyumu sağlamaktadır.

  • allah (c.c)05.05.2003 - 00:37

    ayrıca bkz: esma-ül hüsna

  • hırka04.05.2003 - 20:57

    Bez parçası, bezden mamül elbisenin bir başka manada da kullanılır:

    HIRKA-İ TECRİD:
    Tas: Manen dünya zevk u sefasından çekilip kendini ibadete verenlerin elbisesine denir.

  • başbakan04.05.2003 - 20:09

    Hükûmet başkanı; bakanlar kurulunun başı, kabinenin başı, başvekil.

  • cogito04.05.2003 - 20:08

    bkz: Cogito Ergo Sum

  • isa04.05.2003 - 18:58

    Terim olarak İsa: Bir şeyin işlenmesini deruhde (üstüne alma, kendini vazifeli bilmek...) ettirmek.
    Vasiyet, sipariş ve nasbetmek (tayin etmek) .

    Bir başka anlamı ise; Teselli verip sabra irşadetmek.

  • akparti04.05.2003 - 18:49

    bkz: AKP

  • veysel karani04.05.2003 - 06:10

    Halk dilinde Veysel Karani olarak anılan tasavvuf büyüğünün asıl adı Üveys’dir. Nitekim onun yolunda olanlara mensubiyet ifadesi bakımından Üveysi denir. Veysel Karani’nin menkıbesi, Hz. Peygamber’i görmek için yanıp tutuşması ve anne sevgisini timsalleştirmesi bakımından tarihi kimliğini gölgelenmiş, onu bir efsane kahramanı heline getirmiştir.

    Güvenilir kaynaklara göre Veysel Karani Yemenli’dir. Babasının adı Amin’dir. Veysel karani, Hz. Peygamber yaşadığı sırada Müslüman olmuş, fakat kendisini görememiştir.

    Bununla beraber Hz. Peygamber, onun ashab arasına katılanların hayırlısı olduğu ve pek çok kimseye şefaat edeceğini bildirmiştir. Veysel Karani’nin hayatının en büyük isteğine kavuşamaması, yani Hz. Peygamber’i göremeyeşinin sebebi, hasta ve yatalak annesinin yanından ayrılamamasıdır. Bu durumu Yunus Emre şu dörtlüğüyle dile getirmiştir:

    Anasından destur aldı durmadı,
    Kabe yollarından gözü ırmadı,
    Eve geldi Muhammed’i bulamadı,
    Yemen illerinde Veysel Karani.

    Adına Yunus Emre’nin de ilahiyi yazdığı Veysel Karani Türk tasavvuf edebeiyetında büyük sevgi ve alaka görmüş hakkında menkıbenameler, pek çok ilahi ve destan mahiyetinde hikayeler kalame alınmıştır.

    Sufi kaynaklardan bir kısmı Veysel Karani’nin Hz. Peygamberle görüştüğünü ileri sürerlerse de, diğer kaynaklar ve rivayetler bunun aksini savunmuşlardır. Yukarıda belirtildiği gibi, hasta annesini yalnız bırakamadığı için, medine’ye gidemeyen bu Sufi için Hz. Peygamber, Hz. Ömer ve Hz. Ali’ye, onunla görüşmek imkanının kendilerine nasip olacağını müjdelemiştir. Ayrıca duasını almalarıda bildirmiştir. Onlar da onu görecekleri anın gelmesini dört gözle beklemeye koyulmuşlardır. Hz. Ömer’in halifeliğidöneminin son yıllarına doğru, onun Yemen’den gelen bir hacı kafilesi ile gelip Mekke’de bulunduğunu öğrendiler. Hacılar Veysel’i Arafat yakınlarında deve güttüğünü haber verip, hakkında alaylı sözler söylerler. Fakat, Hz. Peygamber’in onun için söylediklerin, öğrenince bu tavırlarından ötürü nedamet duymuşlardır. Hz. Peyber’in kendisi hakkında söylediklerini naklettikleri gibi, hayır duasını da aldılar. Kendisine hediye ve para vermek yolundaki teşebbüsleri boşa gfitti. Maddi hiç bir şey kabul etmeyen Veysel, hacılarla birlikte yine Yemen’e dönmüştür.

    Daha sonra geri gelen Veysel Karani, Hz. Ali’nin halifeliği sırasında Medine’ye gitti ve Haracilerin ortaya çıkmalarına sebep olan Sıffin savaşında Hz. Ali’nin saflarında savaşçı olarak bulundu. Bir rivayete göre bu savaşta şehit olmuş, başka bir rivayete göre ise, yine Hz. Ali’nin hilefeti döneminde Şam’da hadis ilmiyle meşgül bulunduğu sırada vefat etmiştir. Rivayetlerden anlaşıldığına göre Üveys çok fakir bir ailenin küçük yaşta yetim kalmış bir çocuğudur ve son derece bağlı bulunduğu annesi ona analık, hem de babalık etmiştir.

    Hz. Peygameber’i hiç görmediği halde, inanması ve gönülden bağlanması, Peygamber tarafından da müjdelenmesi, tasavvufta bir mürşide ulaşmayıp onun ruhaniyetinden feyz alanlara “Üveysi” denmesine yol açmıştır. Yani görmediği bir şeyh tarafından yetiştirilen Sufiye, “Üveysi” bu yoldaki yetişme tarzına “Üveysilik” denmektedir.

    Daha sonraları Üveysilik dört zümre için kullanılmıştır:
    a) Hz. Peygamber’in ruhaniyetinden feyz alanlar.
    b) Veysel Karani’nin yolunda yetişenler.
    c) Herhangi büyük şeyhin ruhaniyetinden feyz alanlar.
    d) Hızır Alyhüsselam tarafından irşad edilenler.

    Veysel Karani halk tarafından çok sevilmiş ve bir çok iyi davranışlar ona bağlanarak misal haline getirilmiştir. Bu yüzden de kendisine fazlasıyla sahip çıkıldığından İslam Ülekerinde, Yunus Emre için olduğu gibi, pek çok yerde kabirleri bulunmktadır. Bunların hepsi gerçek kabir olmayıp sevgi dolasıyla ayrılmış mekanlardır.