Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • iron maiden17.11.2003 - 17:47

    Şarkı: Iron Maiden
    Grup: Iron Maiden
    Albüm: Iron MAiden
    Söz: Steve Harris
    © 1980

    Won't you come into my room, I wanna show you all my wares.
    I just want to see your blood, I just want to stand and stare.
    See the blood begin to flow as it falls upon the floor.
    Iron Maiden can't be fought, Iron Maiden can't be sought.

    Oh Well, wherever, wherever you are,
    Iron Maiden's gonna get you, no matter how far.
    See the blood flow watching it shed up above my head.
    Iron Maiden wants you for dead.

    Won't you come into my room, I wanna show you all my wares.
    I just want to see your blood, I just want to stand and stare.
    See the blood begin to flow as it falls upon the floor.
    Iron Maiden can't be fought, Iron Maiden can't be sought.

  • israil17.11.2003 - 17:39

    Avrupa Komisyonu'nun yaptığı bir ankette, Avrupalılar'ın %60'ının Kuzey Kore, İran veya Afganistan'a kıyasla, İsrail'in dünya barışı için daha büyük bir tehdit olduğuna inandıklarını açıkladı.

    15 değişik Avrupa ülkesinden yaklaşık 7500 kişi, komisyon tarafından kamuoyu araştırmasına tabi tutulmuştu.

    Kendilerine, içinde 15 ülkenin bulundugu bir liste verilmiş, ve hangisinin dünya barışı için bir tehdit unsuru olduğu sorulmuştu.

    Katılımcıların %59'u, Israil'in dünya barışı icin Kuzey Kore ve İran'dan daha büyük bir tehdit olduğuna inandıklarını söyledi.

    Hem Kuzey Kore hem de İran, Amerika Hükümeti tarafından parya devletler olarak nitelendirilirken, Başkan Bush tarafından da ''Axis of Evil''' (Şeytan Ekseni) inin bir parcası olarak isimlendirilmişlerdir.

    Yazının gerisi (İngilizce) :
    http://english.aljazeera.net/NR/exeres/AEBF5DC8-F1C3-4E15-9C29-C092051D4BF6.htm

  • migren17.11.2003 - 06:53

    ...daha önceden açılmış bir terim

    Yukarıdaki alfabe sırasından M harfine bkz

  • iron maiden13.11.2003 - 18:33

    grubun resmi (official) web sayfası: www.ironmaiden.com

  • iron maiden13.11.2003 - 18:27

    1984'te daha Kim Wilde'ları dinlerken ağabeyim kapağında öcü olan bir albüm almıştı. İlk dinlediğimde ne bu gürültü diye kenara attığımın grubun nerden biliyim sonradan hayranı olacağımı…

    1976'da Londra'da grubun beyni olan ve eskiden Meyhane'de çalan Rock grubu Smilers'ın üyesi Steve Harris tarafından kuruldu. Zamanın en ağır grublarından sayılan Iron Maiden ismini Direk anlamı olan Demir Bakire'ye ile zamanın Margaret Thatcher'a yönlendirilse de esasında Mısır'dan gelen Avrupa'da karanlık çağlarda kullanan (içinde ucu sivri demirler bulunan fıravuna benzer tabut) işkence aletinden alır… Heavy Metal grupları tazeliğini kaybettiği sırada çıkan grup ne kadar Heavy Metal'in öncüleri olarak bilinse de grub esasında Saxon, Rrunning Wild, Def leppard gibi baba grupların bulunduğu New Wave Of British Heavy Metal, kısaca NWOBHM, yani Yeni İngliz Heavy Metal Akımı (dalgası) nın öncüleridir, tabi artık yeni (new) değil eski (baba) rock (old school) rock grupları katagorisine giriyorlar. Yine de King Diamond bir ropatajında İron Maiden'da kendisi gibi bir Horror Metal türü yaptıkları belirtmesi de kayda değer bir yorumdur.

    Grub'un belli dönemleri vardır, yine de seri halde albümleri ve sahne şovları birbirini izlemiştir:

    Onlarında babaları sayılan punk gruplarından etkilenen grup önce 1977'de Harris'in öncülüğünde gitarda Dave Murray, vokalde Paul Di'Anno ve davulda Doug Sampson, Stratford'un lokal meyhanesi Cart & Horses Pub'da iki yıl çaldılar. DJ Neal Kay tarafından keşfedilmişlerdir. Zaten şarkıları hazır olan grub kendi isimlerinden oluşan albümü 1980'e çıkardılar. Albümde yine kendi isimleri ''Iron Maiden'' single (singıl) ve ''Prowler'', ''Running Free'', ''Strange World'' gibi singlelarla müzik endüstrisine girmişlerdir.

    1979'da gruba, sadece Metal For Muthas 1 toplama albümünde iki parçada çalan Tony Parsons ikinci gitarist olarak katıldı ama albümleri çıkmadan yerine Dennis Stratton. Dvulcu Sampson yerine de, Samson grubundan, Clive Burr katıldı. Bu arada ''Runnıng Free'' single albümü (1980) listelerde yavaş yavaş yükselmeye başlar.. Buarada Dennis Stratton yerine Adrian Smith gelir. Heavy Metal hayranları tarafından çabucak kabul edilen grup:
    Pop listelerine bile girip Who'dan sonra Top of Pops'da ağır muzik ile canlı muzik yapan grup olmaları…. ''Phantom Of The Opera'' gibi popüler şarkıları…. Judas Priest 'in ön grubu olarak da konserlere çıkmaları… Sonracığıma, Rod Smallwood güçlü bir menejerle desteklenmesi ve 'Sanctuary' single albümünde (1980) başı kesilmiş Margaret Thatcher'in yanında bulunan ve sonra gruba maskot olan Eddie (Edi) de işin cabası… (sonra ''Women In Uniform'' single albümünde (1980) Eddie ve Thatcher vardır)

    1981'de ''Killers'' ve albümde yine ön saflarda Eddie ve ''Twilight Zone'', ''Purgatory'' ve ''Maiden Japan'' single albümleri ile başarı kazanırlar. Esas, gruba Paul Di'Anno yerine Paul Bruce Dickinson katılması ve hemen sonra ''Number Of The Beast'' albümü (1982) ile zirvedeki yerlerini güçlendiren grup… albümde bulunan şarkıları ''Run To The Hills'', ''Number Of The Beast'' single albümleri ile de hit olurlar. Yerinde durumayan grub 1983'de''Flight Of Icarus'' ve ''The Trooper'' singlelarından oluşan ''Piece Of Mind'' ve 1984'e bunu izleyen ''2 Minutes To Midnight' 'Aces High'' singlelarından oluşan ''Powerslave'' ile dünyanın çoğu yerinde hit olmaya devam ederler. Tabi bu başarılarına davulcu Clive Burr yerine Streetwalkers'dan ama esas1981 Fransız Trust Grubundayken ön grub olarak Iron Maiden'a destek de vermiş olan Nicko McBrain katılmasının etkisi var mı bilinmez ama Eddie figurü tüm albüm kapaklarında bulunmakla grubun ana elemanlarından olmuştur ve yerine hep farklı kostümlerle yine Eddieler doldurmuştur.

    Murry ile Adrian'ın 'iki gitar bir gitardan üstündür' gibi güçlü akorları, Steve Harris'in 'taramalı tüfek' gibi kullandığı bası ve iyice Harris'ı ve Eddi'yi arka plana atan Dickonson 1985'te Running Free (Live) ve Run To The Hills (Live) singlelarının oluşturuduğu konser albümü ''Live After Death'' konser albümü çıkarırlar. Ama 'Powerslave' ve 'Piece Of Mind' ne kadar başarılı olsa da sanki grubun belli bir formül bulmuşta hep onu satmaya çalışıyorlarmış imajı yaratmaya başlamıştır. Belki bu yüzden belki de yumuşamaya başladıklarından mıdır,1986'da ağır çizgilerinden çıkıp daha melodik olan ''Wasted Years'' ve ''Stranger In A Strange Land'' singlelarından oluşan ''Somewhere In Time
    Albümünü'' çıkarırlar. Yerinde ve zamanında çıkartılan ve milyonlar satan bu albüm Iron Maiden ateşine odun olmuştur ama değişim rüzgarlarının da habercesi…

    Belki aşırı konser ve yüklü programlarından dolayı bir sene aradan sonra 1988'de ''Somewhere In Time'' çizgesinde'' Can I Play With Madness'', ''The Evil That Men Do'' ''The Clairvoyant '' ve 1989'da ''Infinite Dreams (Live) '' singlelarından oluşan ''7th Son Of A 7th Son '' albümünü çıkarırlar. İşte burndan itabaren hikaye değişir çünkü hayranlarından ikinci kuşak büyümüş, ve birinci kuşak yaşlanmıştır ve çok daha genç kuşak gelmiştir. Belki o zamanı hatırlayanlar bilirler, veletler bile etrafta Iron Maiden t-shirtleriyle dolaşırlardı. Büyük ün kazandıkları bu albümleriyle bir başarı elde ettiklerini söyleyebiriz ama Iron Maiden artık harbi rock grubundan, piyasa grubu olma yoluna girmiştir, bu da esas hayranlarını üzmüştür.

    Zaten, gruptan Adrian Smith'in ayrılıp White Spirit, Ian Gillan'da çalmış ve Dickonson'ın da adamı olan Janick Gersi'in girmesi, Dickonson'ın solo albüm ve roman çalışmalarına başlaması ve 1990'da ''Holy Smoke'' ve ''Bring Your Daughter To The Slaughter '' singlelarından oluşan ''No Prayer For The Dying '' gibi şımarık albüm çıkartmaları, değişimin tamamlandığı ispatlamıştır. Şili'de satanist diye yasaklanmaları, Elm Sokağı 5'teki şarkılarının İngiltere'de en kötü şarkı seçilmesi (yine de ilk defa bir numara olmuşlar işte) , singlelarını bir daha bir daha piaysaya sürmeleri ve Dickonson grubtan ayrılacağını söylemesi bile yeni hayranlarıyla at koşturan Maiden'ın hızını durdurmamıştır. İki yıl aradan sonra 1992'de grup ''Fear Of The Dark '' gebe kalmıştır. Albümde bulunan ''Be Quick Or Be Dead'' ve ''From Here To Eternity'' singlelarıyla eskiye dönemeye çabaladıklarını diyemiyeceğim ama bari ciddi bir piyasa çalışması olmuş bir albüm diyebilirim.

    Herhalde Dickonson gruptan tam ayrılmadan adını güçlendirmek için grubla konserden konsere koşup yüksek performasyonlarıyla ardarda konser albüm çıkartmaya mı çalıştılar? 1993'te ''Hallowed Be Thy Name'' ve ''Fear Of The Dark '' singlelarındna oluşan iki bölümden oluşan koonser albümü ''Iron Maiden - A Real Live Dead One'' bunlardan biri. Diğer konser albümü ise yine aynı tarihli ''Live At Donnington''.

    Dickonson gruptan kavgasız gürültüsüz planlanmış şekilde ayrılır, yerine Dickonson'un davetisiyle (hiç şarşırmadım doğrusu) , Wolfsbane grubundan, Blaze Bayley gelirr.1995'te ''Man On The Edge've 'Lord Of The Flies '' singlelarından oluşan ''The X Factor'' albümü çıkarılır. Zaten bu albümden önce gruptan çoktan koptum, eminim o zamanlar gruptan soğuyan tek ben değilimdir… Artık albüme Disneyland'teki korku tüneli gibi şişirilmiş desem yeridir. Albümün kapağındaki delik deşik edilip yamultulmuş Eddie'nin halide, kaderin cilvesi midir nedir bence grubun halini resmeder.1996'da yeni şarkıcılarının daha iyi promosyonu için ''Best Of The Beast'' toplama albümünü çıkarmışlardır.

    Kısa aradan sonra Dickonson gruba Adrian Smith ile geri döner, sonra tabir yerindeyse Iron Maiden fabrikası üretime devam etmiş ''Virus'' 1996, ''Virtual XI'' 1998, ''Brave New World'' 2000, (Blaze Bayley'de oluğu) ''Live At Rock In Rio'' 2002, ''Edward The Great'' 2002 toplama albümü, ve en son ''Dance Of Death'' 2003…

    Tabi bir tarafan Iron Maiden piyasa grubu diye hardcore (harbi) hayranlarından tepkiler alsalarda milyonlara seslenen grup için bu da başarılı bir dönem olmuştur ama eskinin yüzü olan Eddie'nin kemikleri malesef sızlıyordur. Herşeye rağmen başarlı 23 yıl, dilek olay… İlk albümlerinin plaklarını gururla ailecek saklıyoruz ne de olsa Black Sabbath'tan sonra Metal'e en çok katkıda bulunan baba gruplardan biri…

  • iron maiden13.11.2003 - 18:27

    Albümleri:

    Maiden [1980]
    Killers [1981]
    The Number Of The Beast [1982]
    Piece Of Mind [1983]
    Powerslave [1984]
    Live After Death [1985] (Konser)
    Somewhere In Time [1986]
    7th Son Of A 7th Son [1988]
    No Prayer For The Dying [1990]
    Fear Of The Dark [1992]
    A Real Live Dead One [1993] (Konser)
    Live At Donnington [1993] (Konser)
    The X Factor [1995]
    Best Of The Beast [1996] (Toplama)
    Iron Maiden - Virus [1996]
    Iron Maiden - Virtual XI [1998]
    Brave New World [2000]
    Live At Rock In Rio [2002] (Konser)
    Edward The Great [2002] (Toplama)
    Dance Of Death [2003]

    Daha Detaylı tüm albüm listesi:
    http://www.darkelucidation.com/iron_maiden_discography.php

  • iron maiden13.11.2003 - 18:20

    Grupta olanların ve gelen geçenlerin doğum tarihleriyle tam listesi:

    Bass - Steve Harris (12 Mart 1957)
    Vokal - Bruce Dickinson (7 Ağustos 1958
    Gitar - Adrian Smith (27 Şubat 1957) .
    Gitar - Dave Murray (23 Aralık 1958)
    Davul - Nicko McBrain (5 Haziran 1954)

    Vokal - Paul Di'Anno (17 Mayıs 1959)
    Vokal - Blaze Bayley (1963)
    Davul - Doug Sampson
    Davul - Clive Burr (8 Mart1957)
    Gitar - Tony Parsons
    Gitar - Dennis Stratton (9 Kasım 1954)
    Gitar - Janick Gersi

  • bürokrasi13.11.2003 - 14:09

    Fransızca'da Bureaucratie kelimesinden gelir. Anlamı Kamu Yönetimi'dir.

    İsimden de anlışacağı üzere Büro kelimesinden türer. Basitçe anlatmak gerikirse, büroda çalışan (üst sınıftan) bir insanın, sözde, halkın (emekçilerin) arasına girip (karışıp) sorunlarını inceleyip cözüm üretmeye çalışan kişiye de Bürokrat denir. Bu yönetim şekli daha çok sanayi devriminden sonra kapitalist toplumda iki ana sınıf olan işçiler (alt tabaka) ve patronlar (üst tabaka) arasında, sözde, denge kurması için oluşmuştur. Tabi daha çok günlük işlerimizde 'Demokrasi Kirtasiyeciligi' olarak önümüze çıkıp; gözümün kahverengi ve üstünde kaş olduğu gösteren belgeler gibi gereksiz işlemlere kadar gitmesi de esas bürokrasinin 'Büro Diktatörlüğü' anlamına geldiğini gösterir…

    Tabi bu yönetim iyi kullanılırsa işleri düzenler ve kolaylaştırır, kötü kullanılırsa halkı felç eder… Mesela gümrükten çok sayıda eşyalar geçirmeye çalışanlar bilir, çoğu kez rüşvet kullanılarak yapılır işler... Bir gün bu iş ortaya çıkartılmasıyla, gümrükçülerin kurallara göre iş yapmaya karar vermesi; rüşvetle bile zor olan gümrük işlemlerinin bu sefer büroktik işlemlerle daha çok zor olduğunu anlaşılmasına yol açıp... yine rüşvete dönülmesi hazin bir hikayedir. Ne de olsa ''benim memurum işini bilir'' denilen anlayış var…

    Bürokrasinin ne olduğunu, size, çok çarpıcı bir benzetmeyle anlatayım bir de:
    Pamuk Prenses ve Yedi Cüceleri bilirsiniz. Esasında bu çocuk romanı zamanında saman altından bürokrasi propagandası yapılmak için yazılmıştır. Nasıl mı? Mesela inatçı, pasif, çirkin, yalaka ama üretici, çalışkan gibi karakterleriyle; Yedi Cüceler, işçi sınıfını temsil eder. Bürosundan pardon şatosundan uzaklaştırılıp öldürülmek istenilen saf, temiz, güzel olan ve yedi cücelerin (halkın) arasına karışan Pamuk Prenses'de bürokrasiyi temsil eder. Daha durun, olaylardan haberi olmayan saf kralsa devleti, ve üvey anne olan kötü cadı kraliçe kapitalisti temsil eder. Hatta pamuk prensesi öldürmeye çalışan daha doğrusu kraliçenin pis işlerini yapması için gönderilen ama sonra vazgeçen tetikçi ise, güvenlik güçlerini temsil eder. Zehirli Elma'da rüşvetiiiii (bu kadar olmaz yani :) . Göze masum gözüken bu romandaki hikaye, dekorundan tutun karakterleirinin hepsine kadar tamamen bir bürokrasi propandasır. Yani bürokrasi diye geçmeyin, baya savaşımlarla günümüze kadar gelmiştir.

  • allah (c.c)12.11.2003 - 18:16

    Bilime göre de huzur imanda

    Ünlü bilim dergisi New Scientist’in yayınladığı araştırmalara göre, Allah’a inanan insanlar daha mutlu ve huzurlu oluyor. Yapılan yüzlerce araştırma sonunda, bir dine mensup olanların kendilerini daha rahat mutlu ve huzurlu hissettiklerinin belirlendiğini belirten New Scientist, uzmanların şu yorumunu aktardı: “Allah’a inanmak insanlarda hayatlarının bir amacı olduğu hissini uyandırıyor. Ayrıca bir dine mensup olmak, insana dünyada yalnız olmadığını hissettiriyor.”

    Hayr işleri ruhî tatmin yaşatıyor

    Vanderbilt Üniversitesinin araştırmasına göre, herhangi bir işi karşılık beklemeden yapan ya da sahip olduğu şeyi başkasıyla paylaşan insanlar ruhî bir tatmin yaşıyorlar. British Columbia Üniversitesi ise, çok büyük beklentileri olanların kolay kolay mutlu olamadığını, ama beklentilerini kısıtlı tutanların mutluluğu daha çabuk yakaladığını belirledi.

    Evlilik ve aile ortamı mutluluk getiriyor

    Michigan Üniversitesinin 42 ülkeyi kapsayan araştırmasında evlilik hayatının mutlulukta çok önemli bir etken olduğu belirlenirken, Illinois Üniversitesinin araştırmasına göre de, ekonomik şartları yetersiz olanlar bile geniş, samimî ve sıcak bir aile ve arkadaş çevresine sahipse, ortalamanın çok üzerinde bir mutluluk düzeyini yakalayabiliyor

  • oruç12.11.2003 - 18:07

    Orucun Hikmeti ve Yararları

    Orucun sayısız maddî ve manevî faydaları vardır. Vücuda şifa verir, cana güç ve kudret kazandırır. İnsanı cismanî rezilliklerden temizler; doğru ve faydalı fertler eğitmede, düzenli ve müreffeh bir toplum kurmada son derece etkilidir. Nefsin ıslahında ve arıtılmasında, insanın tek düze bir yaşamdan sıyrılmasında ve vücudun ihtiyaçlarını teminden başka bir şey düşünmeme hastalığından kurtulmasında çok önemli rolü vardır. Ancak biz orucun sadece bazı faydalarına değineceğiz.

    Oruç ve Sıhhat

    İnsanı kemale doğru götüren orucun tıbbî ve sıhhî yararları, sayılmayacak kadar çoktur. Hemen hemen herkes tarafından az veya çok bilinen bu yararları tekrarlamaya ve hepsini açıklamaya gerek olmadığından, biz burada bunların bazılarına özetle değinmekle yetineceğiz.

    Mide ve sindirim sistemi, insanın en çok çalışan organlarındandır. Günde normal olarak üç defa yemek yenilerek alınan gıdaların sindirimi, ayrımı, gerekli olanların emilmesi ve gereksiz olanların atılması için sindirim sistemi bütün gün boyunca durmadan çalışır. Oruç, bir yandan bu organların çabuk yıpranmasını engelleyerek onların dinlenip yeni güç kazanmalarını sağlarken, diğer yandan sağlık açısından önemli tehlikelere yol açan birikmiş yağların dışarıya atılmasını ve azalmasını sağlar.

    Bazı tembel ve gevşek kimselerin tam imanla olmasa da bari sıhhî yararlarını göz önünde bulundurarak oruç farizasını yerine getirmeleri ve onun çeşitli yararlarından faydalanabilmeleri için nakledilen hadislerde apaçık bir şekilde orucun cismî yararlarına da değinilmiştir.

    Bu hususla ilgili olarak Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: 'Oruç tutun ki sağlam ve sıhhatli olasınız.'[2]

    Yine diğer bir hadiste şöyle buyurmuştur: 'Mide bütün hastalıkların kaynağıdır. Açlık ise, bütün ilaçların başıdır.'[3]

    Oruçlu kişinin gün boyunca tuttuğu orucu iftardan sonra aşırı yiyerek telafi etmeye çalışmaması durumunda o sıhhî faydaların daha iyi elde edilebileceği açıktır.

    Tıp biliminin gelişmesi sonucu bazı uzman doktorlar yemek ve içmekten perhiz edip oruç tutmanın, tedavi için en iyi metot olduğunu tespit etmişlerdir. Bu konuda bir uzman şöyle demektedir: 'Oruç aracılığıyla tedavi metodu öylesine mucizeler yaratmaktadır ki bu metodun uygulanması hâlinde pratik ve cerrahi tıp alanında birçok metot değişikliği meydana geleceği kesindir. Çünkü oruç tıp bilimine yepyeni ufuklar açmakta ve hastalıklarla mücadele alanında bu bilime çok etkili bir silah kazandırmaktadır. Bu, çok değişik şekillerde kullanılabilen ve çeşitli hastalıkların tedavisini mümkün kılabilecek bir silah olup çeşitli hastalıklara neden olan birçok şeyle mücadele ve birçok hastalığı iyileştirme alanında olumlu sonuçlar vermiş, istenen amaca ulaştırmıştır.'[4]

    Orucun tıbbî ve sıhhî yararları üzerine yapılan araştırmalar bu kadarla bitmiyor. Bu konuda daha pek çok ilginç araştırmalar vardır. Bu konuda daha çok bilgi sahibi olmak isteyenler, bu dalda yazılan kitaplara başvurabilirler.

    Dar görüşlülerin sanılarının tam tersine sağlıklı kimseler için orucun hiçbir zararı yoktur. Oruç tutamayacak durumdaki hastalar ise, bu emirden muaftırlar. Ayrıca bir hastanın oruç tutması hâlinde hastalığı artacak veya uzun sürecekse, oruç tutmakla günah işlemiş olacağı gibi tuttuğu oruç da Allah katında kabul olmaz. Orucun kendisine zararlı olduğunu bilen birisi oruç tutmamalı, tamamen iyileştikten sonra yediği günler sayısınca kaza etmelidir.

    Oruç, sağlığa zararlı olmadığı gibi vücut sağlığı için son derece yararlı bir ibadettir. Kendileri oruç tutmamakla yetinmeyip başkalarının da oruç tutmasını engelleyen ve orucun ülsere yol açtığını sanan bazı mideperestlerin bu iddiaları tamamen geçersiz ve asılsızdır. Bu tür saçma yalanlar, tembel ve midelerinin esiri olan zavallıların tek bahaneleridir. Böyleleri insanoğlunun özelliği olan azim ve iradeden yoksundurlar.

    Daha önce de belirttiğimiz gibi, orucun cismî ve sıhhî faydaları inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Ancak orucun en önemli yararları onun sadece sağlık üzerindeki etkileri değildir. Ne yazık ki orucun faydaları üzerinde araştırma yapanlardan bazıları sadece onun bu yönüne dikkat çekmişlerdir. Oysa orucun en önemli yararları onun manevî boyutuyla ilgilidir. İnsanın kendisini hata ve kötülüklerden arındırması ve eğitip yetiştirmesi konusunda orucun manevî etkileri, cismî etkileriyle kıyaslanamayacak kadar de-ğerli ve önemlidir.

    Kaldı ki, söz konusu tıbbî yararları bile, İslâm dininin asaletini göstermektedir. Çünkü bu fıtrata dayalı semavî kurallar, bundan on dört asır önce yüce Allah'tan başkası tarafından gerçekleşmesi mümkün olmayan bir kapsam ve derin görüşlülükle zamanın cahil Arap ortamında öylesine tesis edilmiştir ki çağımızın medenî tıp bilginleri kendi dallarında bunca ilerlemiş olmalarına rağmen her geçen gün onun bilim ve hikmetinin ancak küçük bir kısmını an-layabilmekte ve keşfetmektedirler.

    yazının devamı:
    http://onikiimam.tripod.com/Online%20Books/Ehlibeyt_Fikhinda_Oruc/ramazan.htm#orucun hikmeti ve yararları