Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • cumhuriyet gazetesi11.03.2004 - 20:27

    adının verdiği şerefle inşallah basın hayattına devam etmeye çalışır, eninde sonunda farklı seslere de ihtiyacımız var ama ses dediysek gürültü demedik...

  • şiki şiki baba11.03.2004 - 17:37

    Kemal Sunal'ın ünlü şarkısı
    ...
    Şiki şiki baba
    Hayni hayni yaba
    Helik melik duni
    Gel fakiri yaba
    ...

  • karıncayiyen11.03.2004 - 17:18

    hatırlamıyorum bile ama annemlere göre çok küçükken yermişim

  • islamda kadın hakları11.03.2004 - 17:00

    İngiliz sosyal reformcu, feminist eylemci, teozof, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesi liderlerinden Annie Besant İslamiyet hakkında çok olumlu bahsetmiştir.

    İslam'ın kadınlara diğer akımlardan daha fazla haklar verdiğini, mesela Hıristiyanlık aleminde özellikle İngiltere'de sadece 20. yy'ın son 20 yılında kadınların hakları mevcut olduğunu ve onca çarpık bakış açılarına rağmen esasen kadınların İslamiyete gore daha serbest olduğu gerçeklerini çekinmeden belirtmiştir.

    ''Ben genelde, kadının İslamiyet'te, Hristiyanlık'ta olduğundan daha özgur olduğunu düşünüyorum. Kadın, monogamiyi ögütleyen bir inanca kıyasla İslamiyette daha çok korunuyor. Kur'an'da, kadın hakkındaki kanunlar daha belirgin ve daha liberal. Hristiyan Ingiltere'de kadına mal varlığı konusunda sadece son yirmi yıldır hak tanınmaktayken, İslam bu hakkı her zaman tanımıştır. İslam'ın, kadınların kişilik (şahsiyet) haklarının olmadığını savunduğunu söylemek iftiradır. ''

    ''I often think that woman is more free in Islam than in Christianity. Woman is more protected by Islam than by the faith which preaches monogamy. In Al'Quran the law about woman is more just and liberal. It is only in the last twenty years that Christian England has recognized the right of woman to property, while Islam has allowed this right from all times. It is slander to say that Islam preaches that women have no souls''

  • hıncal uluç11.03.2004 - 16:17

    Kalabalığın ortasında ama yalnızım.


    Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Onu gülümseyen yüzüyle tanıyorsunuz.
    Sevenleri çok seviyor, sevmeyenleri nefret ediyor. Ama seveni çoğunlukta.
    Hep aradığımız şeyi yazıyor, sevgiyi.
    Kalabalıklar, parlak ışıklar arasında gördüğünüz bu gülümseyen yüzün sırları var.
    O sırlar ki çizgilerine damgasını vurmuş, hayatını değiştirmiş.
    İşte, bildiğiniz Hıncal Uluç'un bilmediğiniz yönleri:


    - Siz de, pozitif düşüncenin pozitif sonuçlar yarattığına inananlardan mısınız?

    'Doğru. Pozitif düşünceyi felsefe olarak benimsiyorum. İnanmayacaksın belki ama bir zamanlar melankolik derecede karamsardım.''

    - Ne olduda böylesine büyük bir değişim geçirdiniz?

    ''1972'de sağlığımla ilgili bir dizi aksilik yaşadım. 1 yıl hastanede kaldım. 7 ameliyat geçirdim.
    Doktorlar yaşama ihtimalimi yüzde 3 olarak görüyorlardı. 32 yaşındaydım ve 39 kiloya düştüm.
    1.80 boyunda 39 kilonun nasıl durduğunu tahmin edebilirsin. 6. ayda, artık hastaneden çıkamıyacağımı düşünüyordum. Gülhane Tıp Akademisi'nde yatıyordum ve artık psikologlardan destek görmeye başlamıştım. Sürekli yüzümü çarşafla kapatıp yatıyordum. Çevremi görmek istemiyordum çünkü bana bakan insanların yüzünde dehşet ifadesi beliriyordu. Hariciye kliniğindeki Yusuf Yazıcı hoca birgün odama geldi ve odamdaki herkesi, (asistanları dahil) dışarı çıkardı.
    Yüzümdeki çarşafı hışımla çekti ''gebereceksen, yalnız başına geber'' dedi, çıktı gitti.
    Neye uğradığımı şaşırmıştım. Ama bu laf beni silkeledi, kendime getirdi.
    Bu yaşta ve hiçbir şey yaşamadan ölünür mü diye düşündüm. 2 ay sonra düzelmeye başladım.
    İYILEŞME, DÜŞÜNCEYLE INANÇLA DOĞRU ORANTILI.''

    - İnsanlar sizi sürekli gülümseyen yüzünüzle hatırlıyor?

    'Gülümsemenin iki faydası var. Birincisi aynada gördüğün güler yüz sana moral veriyor, ikincisi etrafındakilere de moral veriyorsun. Çünkü beni vuranlar ızdırap çekerken görürse zaferkazanacak, sevenlerim ise üzüntüye boğulacaktı.
    Ben hayatın sıkıntılarına boyun eğmeyi denedim. Herkes deneyip, başarabilir. Ayrıca planlar yapmıyorum. Yaşamın tadını çıkarıyorum. Geleceğe dönük planlar yapmak aptallık. Hayatımız her yerde ve her zaman sona erebilir. Emin olduğum bir an var oda bu an. Sevgi yazılarının özü de bu.''

    - Geniş bir çevreniz var ama yalnız yaşıyorsunuz. Neden?

    ''Aslında kalabalığın içinde yalnızlığı yaşıyorum. Pırıl pırıl bir hayat yaşarsınız, dostlarınız, arkadaşlarınızla birlikte olur, eğlenirsiniz, gece 1'de 2'de bomboş bir eve girdiğinizde neler hissettiğinizi kimse bilemez. 'Artık kapımın zilini çalmak istiyorum'demiştim. Feministler yalnış anladı ve çok kızdı bana. 'Kapıyı açması için kadın mı arıyorsun? 'dediler. Ben kapıyı açacak herhangi birinden bahsetmiyorum ki. 1983'te ayrıldığım eşimden. 5 yıl evli kaldık, öncesi de var.
    Yani 9 yıl beraberdik. Amerikalıydı. Holly, Amerika'da yaşamak istedi, ben Türkiye'de ve ayrıldık. Holly özel bir kadındır. Beynime müteşekkirim. Beraberliğim boyunca yaşadığım olumsuzluklar
    ayıklandı, hatırımda hep iyi, güzel anılar kaldı. Kötülerin hiçbirini hatırlamıyorum. Bir kadına sevgiyle bağlanmak istiyorum. Birkaç defa hisseder gibi oldum. Ama onlar başka birini arıyorlardı.'

    - Belki bir gün yıldırım aşkı yaşarsınız kimbilir...?

    ''Bende yıldırım aşkı olmaz. Sevdiğim şarkılar bile 3 yıllıktır. Kadın önce fiziğiyle hitap etmeli.
    Ondan sonra tanımaya ve sevmeye başlarsın. Mutluluk alfabesinin birinci harfini pek çok insanla paylaşıyorum.''

    - Sevgi yazıları çok sevildi. Türkiye'de ilk kez denenen bir tarzdı.
    İlk tepkiler nasıldı?

    ''Sabah Gazetesi'ne geldiğimde ne yapacağımı bilmiyordum. Köşe yazacaksın, Hıncal'ın Yeri'nde yaşadıklarını anlatacaksın dediler. Öyle yaptık. Gençlerimiz sevgiye açlar. Köşeye inanılmaz tepkiler geldi. O açlığı hissettim. Kendi yaşamımda da hissettim.'

    Bir de yazarlığınız var. Futbol sizin için neyi ifade ediyor, fanatik misiniz?

    ''Hayır değilim, asla olmadım. Futbol, aslında boş zamanlarımı dolduran bir hobi. TÜRKIYE’DE INSANLARIN SPORA BU KADAR BAĞLANMASI ASLINDA AMAÇSIZLIĞI GÖSTERIYOR.. Ekonomik durumu yetersiz kişiler, takımın başarısıyla özdeşleşiyor. Savaşçı gibi gidiyorlar maçlara. Tek umudu takımın başarısı. Önce güzel bir futbol seyretmek için gidilmeli. Sporun güzelliği bu. Oysa umut arıyorlar.''

    - Güzellik yarışmalarının vazgeçilmez jüri üyelerinden birisiniz.
    Merak ediyorum, onca güzel kız arasında en güzelini nasıl seçiyorsunuz?

    ''Güzellik hissedilir. Bazen kır içinde bir mor çiçektir. Bataklıkta vahşi orkidedir. 20 kız çıkıyor karşınıza. Kızları toplu olarak en fazla 40 dakika görebiliyorsunuz. 10 jüri üyesi var. 1 kızı inceleme süresi en fazla 20 saniyedir. 20 saniyeyi en iyi kullanan kız kazanır. Siz kıza bakmazsınız, o kendisine baktırır. Bir minik tebessüm, aptalca hazırlanmış bir soruya zekice verilmiş bir yanıtla dikkatleri üzerine toplar. Ayrıca size bakana bakarsınız. Bakılan kişi üzerinde gözler olduğunu hisseder. Çoğunlukla kızlar boşluğa bakma eğilimindeler. Yani kısacası aklını kullanan kız kazanır.''

    Daima gülümseyen yüzünün bütün yalnızlıkları yok ettiğini düşünerek ayrıldık Hıncal Uluç’un yanından...

  • islamda kadın hakları11.03.2004 - 15:48

    İslam'da kadının erkekten daha çok hakkı vardır, erkekin sorumlulukları ise daha fazladır

  • allah (c.c)10.03.2004 - 18:25

    ''`Ey Allah (c.c.) elçisi! İslam hakkında bana öyle bir söz söyle ki senden başkasına bu konuda birşey sormaya ihtiyacım olmasın.
    Hz. Peygamber: '”AMENTÜ Bİ’LLAHİ”' de, ondan sonra dosdoğru ol.' '

    TANIM: Hadis-i Şerif, KAYNAK: Müslim

    “'Amentü Bi‘llahi'” demek İNANDIM demektir. “Amentü Bi’llahi ve Meleketühü....” diyerek okuduğumuz duada da özetle Allah’ın Melekleri’ne, Kitapları’na, Peygamberleri’ne, Ahiret Günü’ne, Hayr ve Şerr’in Allah’tan geldiğine inandım denildiği gibi.

    Burada işin can alıcı noktası ise inanmamak da ısrar edenlerin bu cevabı benimsememeleridir ki hani gözün midesi yok denilir, gerçekten de sordukları çoğu soruya ne kadar cevap verirseniz verin, istediğiniz kadar ayet ya da mucize gösterin gözleri doymaz...

    Ve olay inanmakla da bitmiyor hadisin devamında dosdoğru ol derken işte burada kişinin İnandım diyerek rahat bırakılacağını sanmasın diye bildikleriyle amel etmeye ilerlemesini belirtir.

  • halka10.03.2004 - 17:21

    The Ring filmi esasında 1998'de Hideo Nakata'nın yönettip Kôji Suzuki'nın romanından Japon yapımı ''Ringu'' filminden esinlenerek daha doğrusu sahe sahne adepte edilerek yapılmış bir filmdir. Tabi Ring versiyonu Hollywood efektleriyle baya gösterişli olmuş ama orjinal her zaman daha söz sahibidir.

    Yine Kôji Suzuki'nın romanından etkilenen Hideo Nakata'nın yönettiği bir başka ödüller alan filmse Dark Waters'tır... Ringu ve Dark Waters'da paralel benzerlikler vardır. Sebebini Koji'nin yaşadığı acı tecrubelerden olduğu söyleniyor... Bu açıdan Ring filminin daha derin bir öyküsü ve felsefesi vardır. İncelemek isteyenlere bildirilir....

    Ayrıca Ringu 1 - Ringu 2 ve Ringu 0 (yani Ringu 3) de çoktan yapılmış gösterime sunulmuştur. Hikayenin gerisini merak edenlerin bunları izlemelerini tavsiye ederim... ve bu demektir ki Ring 2 de yapılacak...

    Merak edenler bazı sayfalardan yararlanablirler:
    http://www.mandiapple.com/snowblood/ring.htm
    http://home.swipnet.se/~w-10972/ringufan/

  • film replikleri10.03.2004 - 16:48

    Crow (1994)
    Brandon Lee.... Eric Draven
    David Patrick Kelly.... T-Bird

    'Nothing is trivial! '
    http://www.crowwings.de/tcsa/gsm/nothing_trivial.wav

    'Victims are we all! '
    http://www.crowwings.de/tcsa/mp3/victims.wav

    En favori sahnem olan, T-birds'ün son sözleri:
    ''Wait a minute. I know you. I knew I knew you.'
    'But you can't be you. We put you through the window. There ain't no comin' back! There ain't no comin' back! '
    ''And abashed the Devil stood, and thought how awful goodness could be.''
    http://www.crowwings.de/tcsa/gsm/anc_history.wav

    Diğerleri:
    http://www.crowwings.de/tcsa/crow1.html

  • denizli10.03.2004 - 16:35

    Denizli müftüsünün verdiği bir fetva;

    Hemşehrilerim,

    Şimdi İzmir'i yunan askerleri işgal etmiştir.Bu işgale muhalefet ve düşmanın taarruzuna mukabele lazımdır. İşgal edilen memleketler halkının silaha sarılması ve savaşması farz'ı ayndır.

    Fetva veriyorum…

    Silah ve cephane azlığı veya yokluğu hiçbir zaman mücadeleye mani teşkil etmez.

    Elinizde hiçbir silahınız olmasa dahi üçer taş alarak düşman üzerine atmak suretiyle mutlak fiilen mukabelede bulununuz.

    16.Mayıs.1919
    Denizli Müftüsü
    Ahmet Hulusi Efendi.