bir devlet dairesiydi yanılmıyorsam başındaki sarığı kendi gibi eskimiş yaşlı tonton mübarek bir dede geldi polisler sarığını çıkartmasını istedi ondan oda bastonunu kaldırarak -siz kimsiniz ki? ben kendimi bildim bileli bu sarık başımdadır ve ben bunu çıkartırsam eğer kendimi çıplak hissederim demişti.. sonunda sadece takkeyle girmesine izin verdiler dedenin..
senaristler yazdığı bir senaryoya başlık arar benim durumum tamtersi hikayemin başlığı hazır 'simitçi çocuğun gözyaşları' ama senaryosunu daha yazmadım.. ve yazmayı düşünmüyorumda açıkçası
-sonra ne oldu? -düşmüşüm yere -hatırladığın bir yüz bir silüet yok mu? -var. 4 kadın hatırlıyorum. biri karşımda ağlıyor ikincisi sağımda saçlarımı okşuyor üçüncüsü solumda bana 'bir ömür' diye fısıldıyor ve dördüncüsü arkamdan bana ateş ediyor.. hepsi farklı kıyafetler giymişti fakat hepsi aynı kadındı..
saçlarına tutunarak kulaklarına oradan sen uyurken yüreğine.. bir saatli bomba koyup kalbine gırtlağından ağzına dudaklarını son kez öpüp düğmeye basıp gökyüzüne... tırmanmak..
kışın mandıralara kapatılan sadece yazdan kalma sararmış samanları yemek zorunda kalan ineklerin, öküzlerin, koyunların hatta ve hatta keçilerin bahara çayırlara çimenlere duydukları özlemi anlatan iki kelime.. 'ot' un inekler üzerinde bıraktığı zihinsel psikolojik tasvirleme betimlemesi de diyebiliriz buna..
intiharın eşiğinde bir adam görüyorum gözlerinde büyüyor gözbebeklerin ve atla! diyor sanki bana küçülüyorum gözünün bebeği büyürken bir damarına saplıyorum hançeri gözünün akan kanınla hayat bulmak için ağla gözyaşınla yıka kana bulanmış ellerimi..
bir kuş ki yuvadan düşen yavrusu için etrafında çığlık çığlığa feryad ederken bir kediki ölmek üzere olan yavrusunu acı acı mırlayıp diliyle kendine getirmeye çalışırken, bir insan hele bir anne..
bir devlet dairesiydi yanılmıyorsam
başındaki sarığı kendi gibi eskimiş yaşlı tonton mübarek bir dede geldi
polisler sarığını çıkartmasını istedi ondan
oda bastonunu kaldırarak
-siz kimsiniz ki?
ben kendimi bildim bileli bu sarık başımdadır
ve
ben bunu çıkartırsam eğer
kendimi çıplak hissederim
demişti..
sonunda sadece takkeyle girmesine izin verdiler dedenin..
'iç bükey'sinden halliceyim..
senaristler yazdığı bir senaryoya başlık arar
benim durumum tamtersi
hikayemin başlığı hazır
'simitçi çocuğun gözyaşları'
ama senaryosunu daha yazmadım..
ve yazmayı düşünmüyorumda açıkçası
-sonra ne oldu?
-düşmüşüm yere
-hatırladığın bir yüz bir silüet yok mu?
-var. 4 kadın hatırlıyorum.
biri karşımda ağlıyor
ikincisi sağımda saçlarımı okşuyor
üçüncüsü solumda bana 'bir ömür' diye fısıldıyor
ve dördüncüsü arkamdan bana ateş ediyor..
hepsi farklı kıyafetler giymişti
fakat hepsi
aynı
kadındı..
-beni seviyor musun
-evet
-peki bir lağım çukuruna düşsem elini uzatır mısın
-ne biçim soru bu
-hadi cevap ver
-tabiki hayır..
saçlarına tutunarak kulaklarına
oradan sen uyurken yüreğine..
bir saatli bomba koyup kalbine
gırtlağından ağzına
dudaklarını son kez öpüp
düğmeye basıp
gökyüzüne...
tırmanmak..
gereği düşünüldü
ayrılık!
zanlı hanımefendinin 2 metre yakınındayken ona karşı hiç bir şey hissetmeyecek..
ancak uzaktan sevebilecek
kışın mandıralara kapatılan
sadece yazdan kalma sararmış samanları yemek zorunda kalan
ineklerin, öküzlerin, koyunların hatta ve hatta keçilerin
bahara çayırlara çimenlere duydukları özlemi anlatan
iki kelime..
'ot' un inekler üzerinde bıraktığı zihinsel psikolojik tasvirleme betimlemesi de diyebiliriz buna..
intiharın eşiğinde bir adam görüyorum gözlerinde
büyüyor gözbebeklerin
ve
atla! diyor sanki bana
küçülüyorum gözünün bebeği büyürken
bir damarına saplıyorum hançeri gözünün
akan kanınla hayat bulmak için
ağla
gözyaşınla yıka
kana bulanmış ellerimi..
bir kuş ki yuvadan düşen yavrusu için etrafında çığlık çığlığa feryad ederken
bir kediki ölmek üzere olan yavrusunu acı acı mırlayıp diliyle kendine getirmeye çalışırken,
bir insan
hele bir anne..