Ne kadar Zulam varsa, didikledim yokladım Derdimin dermanını bulamadım bekledim Ne gülü derebildim ne goncayı kokladım Bir meçhulün peşine ,takıldım gidiyorum
Sesim, sedam silinmiş ,pas tutmuş kulaklardan Ne bir söz ne bir buse çatlayan dudaklardan Sana rastlarım diye çaldığım kapılardan Tekmelendim, itildim ,kakıldım gidiyorum
Bulunmam anzer olsa namerdin sofrasında Bir yudum su çok gelir fakirin kırbasında Depdebeli dünyanın yaldızlı libasında Dikiş tutmaz yamaydım, söküldüm gidiyorum
Eski kadim çamların izleri bardaklarda Atideki yiğitler tutsaktır kundaklarda Abı hayat meyiyken kuruyan dudaklarda Sel suyuna karıştım, döküldüm gidiyorum
Avuçlarım başımı duvarlara çakmakta Kader mili gözüme sürme diye çekmekte Yoksun ya her bir zerrem ayrılmakta çökmekte Bir metruk harabeyim, yıkıldım gidiyorum
Gün olur Bir yağmur damlası düşer Suya hasret döşüme Bir çınar kök salar Gelincik açar kim bilir Cemreler düşer ellerime Ebruli bir bahar gülümser Meneviş bir güvercinin gözlerinde Çiçek açar erik ağacı İkiz doğurur toprak Kumrular konar Pencere kenarına Gülümser Gün aydın olsun der sardunya Cilveleşir gönül bahçemde Erguvan şakayık’la Güneşte derbeder gülüşler Bulutlar sevinçten ağlayacak Yeşile duracak kainat Yeşilde kalacak düşler....
" Şimdi kapat gözlerini. Dal bir düşün ıçine. Yanındayım hisset. Bak nasıl da tutacağım ellerinden. iyi bir gelecek binlerce hece getireceğim. Bak nasıl da öpeceğim gözlerinden..."
" Geçmiş te en çok neyi özlüyorsun diye sorsalar Sanırım eski neşeli günlerimi İnsan eli değmemiş hayallerimi Ve zamanın bizi henüz Ayırmadığı sevdiklerimi derdim..."
Neden ekmegimizin üzerinde tek çizgi var hic merak ettiniz mi , Orhangazi, Bursa'yı feth ettikten sonra şehri gezerken bir fırına ugrar. Ekmeklerin üzerindeki 3 çizgi dikkatini çeker,fırıncıya ekmeğin üzerinde neden 3 çizgi var diye sorar. Fırıncı, biz hristiyanız o 3 çizgi hristiyanlıkta baba, oğul ve kutsal ruhu sembolize eder bu yüzden 3 çizgi çekeriz der. Bunun üzerine Orhangazi çok etkilenir, hemen bir fermanla tüm şehre ilan ettirir bundan böyle fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi çekecek. Herkes bilsin ki Allah BİR dir,övülmeye en çok layık olandır...İşte o gün bu gün fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizik atar...
Yolda giderken, yürümeye çalışan bir çocuk fark ettim. Elindeki değnekleri zorlukla kaldırıyor ve alt tarafı pek tutmayan vücudu ile bir sağa bir sola sallanıyordu. Yüzüne bakılırsa, on üç – on dört yaşlarından fazla değildi.
Sanki büyülenmiş gibi onu izlerken, aniden yere düştü.
Hemen yanına koşarak kaldırmaya çalıştım.
Sessizce ağlıyordu.
- İnşallah bir yerin acımamıştır, dedim. Olur böyle şeyler sakın üzülme.
- Üzülmüyorum, dedi. Zaten ben pek üzülmem.
- İyi ama ağlıyorsun, diye atıldım.
- Kolum acıdı, dedi. Onun için her halde.
Bakmak için gömleğini sıyırdım. Sağ eli tam bileğinden kesikti. Bu yüzden bir değneği, diğerinden farklı şekilde yapılmıştı.
Ayağa kalktığında:
- Günde birkaç kez düşmeye alıştım, dedi. Geçen sene düştüğümde, elim araba altında kalmıştı.
Söyleyecek söz bulmakta zorlanıyordum. Teselli etmek için:
- Üzülme! dedim. Daha kötü şeyler olabilirdi.
Belki ilk defa yüzüme bakarak:
- Üzülmüyorum, diye gülümsedi. Zaten ben pek üzülmem.
- Biraz önce aynı şeyi tekrar etmiştin, dedim. Neden böyle söyledin?
Titreyen vücudunu, elinden geldiği kadar dikleştirirken:
— Çünkü ben, Allah'a inanıyorum, dedi. O’na inanan kişiler, hiç ölümsüz bir vücuda sahip olmayacak mı? Üstelik de sapasağlam bir vücuda.
Bu sefer sustum, her nedense bir şey söyleyemedim.
Teşekkür edip yanımdan ayrıldı.
O küçük kahramanın arkasından bakarken, "Acaba hangimiz daha mutlu?" diye düşünüyordum.."
Ne kadar Zulam varsa, didikledim yokladım
Derdimin dermanını bulamadım bekledim
Ne gülü derebildim ne goncayı kokladım
Bir meçhulün peşine ,takıldım gidiyorum
Sesim, sedam silinmiş ,pas tutmuş kulaklardan
Ne bir söz ne bir buse çatlayan dudaklardan
Sana rastlarım diye çaldığım kapılardan
Tekmelendim, itildim ,kakıldım gidiyorum
Bulunmam anzer olsa namerdin sofrasında
Bir yudum su çok gelir fakirin kırbasında
Depdebeli dünyanın yaldızlı libasında
Dikiş tutmaz yamaydım, söküldüm gidiyorum
Eski kadim çamların izleri bardaklarda
Atideki yiğitler tutsaktır kundaklarda
Abı hayat meyiyken kuruyan dudaklarda
Sel suyuna karıştım, döküldüm gidiyorum
Avuçlarım başımı duvarlara çakmakta
Kader mili gözüme sürme diye çekmekte
Yoksun ya her bir zerrem ayrılmakta çökmekte
Bir metruk harabeyim, yıkıldım gidiyorum
sahipsizim, sensizim gidince kaldım yetim
Kaybolan yıllarıma hayıflanmak diyetim
Cananın sinesinde gül olmakken niyetim
Muhannetin bağına, dikildim gidiyorum
Ruhumu lime lime kesiyor didiyorum
Uçuruma getirip meçhule itiyorum
Buzdan bir heykel gibi eriyor bitiyorum
Bu riyakar dünyadan ,sıkıldım gidiyorum
G . Bozkuş
Gün olur
Bir yağmur damlası düşer
Suya hasret döşüme
Bir çınar kök salar
Gelincik açar kim bilir
Cemreler düşer ellerime
Ebruli bir bahar gülümser
Meneviş bir güvercinin gözlerinde
Çiçek açar erik ağacı
İkiz doğurur toprak
Kumrular konar
Pencere kenarına
Gülümser
Gün aydın olsun der sardunya
Cilveleşir gönül bahçemde
Erguvan şakayık’la
Güneşte derbeder gülüşler
Bulutlar sevinçten ağlayacak
Yeşile duracak kainat
Yeşilde kalacak düşler....
N . Gündüz
( Portakal çiçek açtığında )
" Şimdi kapat gözlerini.
Dal bir düşün ıçine.
Yanındayım hisset.
Bak nasıl da tutacağım ellerinden.
iyi bir gelecek
binlerce hece getireceğim.
Bak nasıl da öpeceğim gözlerinden..."
Bu sene öğrendiğim en güzel ders;
-"Bir kapıda kendinizden taviz verecek kadar ısrarcı olmayın..."
" Geçmiş te en çok neyi özlüyorsun diye sorsalar
Sanırım eski neşeli günlerimi
İnsan eli değmemiş hayallerimi
Ve zamanın bizi henüz
Ayırmadığı sevdiklerimi derdim..."
" Sözün kıymetini lal olandan,
Ekmeğin kıymetini aç olandan öğrenirsin ,
Aşkın kıymetini ise hiç olandan......"
" Ben seni seversem,
tek başıma sevmem
akvaryumdaki balıklarım da sever
Saksıdaki sardunyalarım da
Ben seni seversem,
evim bile yolunu gözler..."
Neden ekmegimizin üzerinde tek çizgi var hic merak ettiniz mi ,
Orhangazi, Bursa'yı feth ettikten sonra şehri gezerken bir fırına ugrar. Ekmeklerin üzerindeki 3 çizgi dikkatini çeker,fırıncıya ekmeğin üzerinde neden 3 çizgi var diye sorar. Fırıncı, biz hristiyanız o 3 çizgi hristiyanlıkta baba, oğul ve kutsal ruhu sembolize eder bu yüzden 3 çizgi çekeriz der.
Bunun üzerine Orhangazi çok etkilenir, hemen bir fermanla tüm şehre ilan ettirir bundan böyle fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi çekecek. Herkes bilsin ki Allah BİR dir,övülmeye en çok layık olandır...İşte o gün bu gün fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizik atar...
Kaderinse dünya küçüktür.
Ama kaderin değilse,
çıkmaz sokakta bile karşılaşamazsın..."
"Umutlu insan daima mutludur
Yolda giderken, yürümeye çalışan bir çocuk fark ettim. Elindeki değnekleri zorlukla kaldırıyor ve alt tarafı pek tutmayan vücudu ile bir sağa bir sola sallanıyordu. Yüzüne bakılırsa, on üç – on dört yaşlarından fazla değildi.
Sanki büyülenmiş gibi onu izlerken, aniden yere düştü.
Hemen yanına koşarak kaldırmaya çalıştım.
Sessizce ağlıyordu.
- İnşallah bir yerin acımamıştır, dedim. Olur böyle şeyler sakın üzülme.
- Üzülmüyorum, dedi. Zaten ben pek üzülmem.
- İyi ama ağlıyorsun, diye atıldım.
- Kolum acıdı, dedi. Onun için her halde.
Bakmak için gömleğini sıyırdım. Sağ eli tam bileğinden kesikti. Bu yüzden bir değneği, diğerinden farklı şekilde yapılmıştı.
Ayağa kalktığında:
- Günde birkaç kez düşmeye alıştım, dedi. Geçen sene düştüğümde, elim araba altında kalmıştı.
Söyleyecek söz bulmakta zorlanıyordum. Teselli etmek için:
- Üzülme! dedim. Daha kötü şeyler olabilirdi.
Belki ilk defa yüzüme bakarak:
- Üzülmüyorum, diye gülümsedi. Zaten ben pek üzülmem.
- Biraz önce aynı şeyi tekrar etmiştin, dedim. Neden böyle söyledin?
Titreyen vücudunu, elinden geldiği kadar dikleştirirken:
— Çünkü ben, Allah'a inanıyorum, dedi. O’na inanan kişiler, hiç ölümsüz bir vücuda sahip olmayacak mı? Üstelik de sapasağlam bir vücuda.
Bu sefer sustum, her nedense bir şey söyleyemedim.
Teşekkür edip yanımdan ayrıldı.
O küçük kahramanın arkasından bakarken, "Acaba hangimiz daha mutlu?" diye düşünüyordum.."