Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • abdülkadir geylani10.04.2006 - 00:47

    Hazreti Pîr Seyyid Sultan Abdülkadir Geylani Kaddesallahü Sırrahül Azîz ve Hakîm, velayet burcunun batmayan güneşi, bütün velilerin piri, intisab edenlerin mutluluğa erdiği hidayet sancağı, ebedi saadetleri kendinde toplayan, maddi ve manevi tertemiz bir yolun mensubu ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) soyundan gelen torunudur. Tüm tarikatlar, hikmet ve ilim yolları, kaynağı Hz. Muhammed (s.a.v.) ummanı olan O yüce pınardan beslenmişlerdir.
    Yüce vasıflarını dile getirmede kelimelerin güçsüz kaldığı o yüce veli kamil insan, Gavsül Azam, Velayetin Sultanı, Sultanü’l Evliya, Sertacü’l Evliya, Kutbu’r Rabbani, Gavsü’s Samedani gibi yüce sıfatlarla anılır.
    Hazreti Abdülkadir Geylani, 1077 (hicri 470) yılında, Peygamberimizin vefatından 445 yıl sonra, Hazar denizinin güneyinde Geylan kasabasında doğmuş, 1165 (hicri 562) yılında 91 yıllık muhteşem bir ömürden sonra, yani 833 yıl önce bu aleme veda etmiştir. Soy itibariyle hem Seyyid, hem de Şerif idi. Yani soyu, babası Seyyid Musa tarafından İmam-ı Hasan Efendimiz’e, annesi Fatma Hatun tarafından da İmam-ı Hüseyin Efendimiz’e dayanıyordu. Onun için şu ibare meşhur olmuştur: “Veliler Sultanı Abdülkadir Geylani, aşk ile doğdu, kemal ile ömür sürdü ve kemal-i aşk ile Rabb’ine vasıl oldu.”
    Doğacağı Ramazan ayının ilk gecesi babası Seyyid Musa Cengi bir rüya görmüştü: Peygamberler peygamberi Hz. Muhammed (A.S.) , ashab ve bütün evliyayı kiram bir yere toplanmışlardı. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki: “Ya Musa, Oğlum! Gücü herşeye yeten ve herşeyin sahibi olan Cenab-ı Allah, bu gece sana insanların üstünde müstesna bir erkek evlat hediye etti. Bu evlat benim evladımdır. Ne mutlu sana..”
    Abdülkadir hiçbir çocuğa benzemiyordu. Ramazan günleri annesinden süt emmiyor, yöre halkı ramazanın giriş çıkışını onun bu durumuna göre tayin ediyordu. 18 yaşında çobanlık yaparken bir ineğin, hikmeti ilahiye ile “Sen bunun için yaratılmadın,” demesi üzerine annesinden izin alıp ilim tahsili için Bağdat’a geldi. Yolda kervanın yolunu kesen eşkiyalara annesine doğruluktan ayrılmayacağına dair verdiği söz için parasını saklamadan vermesinden dolayı eşkiyalar utanıp tövbekar oldular.
    Hammad-ı Debbas Hazretleri Bağdat’ta ilk mürşidi olmuş, uzun yıllar ilim tahsili ve vazu nasihatla meşgul olduktan sonra, Bağdat’tan uzaklaşıp 25 yıl çöllerde uzlete çekilmiş ve kimseyle görüşmemiştir. Bu süre içerisinde kendini ayakta tutacak kadar çöldeki bitkilerle beslenmiş, Peygamber Efendimiz’in ruhaniyyetinde terbiye görmüş ve Hızır (A.S.) ile arkadaşlık yapmıştır. 25 yıl sonra Bağdat’a dönmüş ve tüm insanlık alemine bir hakikat güneşi olarak doğmuştur.
    Bağdat’a gelince tüm halk onun nasihatlarını dinlemek için toplanmış, konuşmaya başlayamaması üzerine, Fahr-i Kainat Efendimiz’in ruhaniyyeti teşerrüf etmiş, ağzına yedi defa üflemiş ve O’na “Konuş, ya oğlum Abdülkadir; insanlara vaaz ve nasihatta bulun,” diye buyurmuşlardır. Bundan sonra Hz. Pir Efendimiz, durmaksızın kaynayıp coşan bir rahmet, hikmet ve ilim pınarı gibi tüm insanlara, susamış gönüllere hayat vermiştir ve hala da hayat vermeye devam etmektedir.
    Evet, Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri, ölümünden sonra bile tasarrufu ve himayesi devam eden velayet burcunun şahıdır. Birgün İbrahim bin Ethem’den bahsederlerken tesadüf ettiği talabelerine “Yazık, ona çok üzülüyorsunuz değil mi? Eğer zamanımızda olsaydı onu sarayında, tahtından ayırmadan irşad ederdik,” diye buyurmuşlardır. Bugün dahi aynı o gün ve o dakika gibi, O’nun himmet ve tasarruf eli, eskilerin katlandığı sıkıntı, zahmet ve belalara maruz bırakmadan Hakk’ı arayan Hak yolcularının üzerindedir. Biraz gayretle tefekkür edip ANLAYANABİLENLERE

  • hz.ebubekir10.04.2006 - 00:44

    Sıddık-ı Emin. Sen bitanesin sana can kurban

  • hz.ebubekir10.04.2006 - 00:42

    ARŞ’I SÜSLEYEN MÜCEVHER
    Yazar: Kıssadan Hisse

    O, Rasûlullah (s.a.v) ’ın 'sıddîk' lakabıyla taltif ettiği yüce bir ahlaka sahipti. İnsanlarla olan beşerî münasebeti, verdiği söze karşı olan sadakati ve ahde vefası en olağanüstü zamanlarda bile Allah’a ve Rasûlü (s.a.v.) ’ne olan teslimiyetiyle lemlerin Rabbi’nin Habibi’ne dost kıldığı eşsiz bir insandı…
    İnsanlara karşı olan şefkat ve merhameti, sahabe-i kiram efendilerimiz arasında da çok iyi bilindiği için bir gün ihtiyaç sahibi biri kapısını çaldı.
    - Ya Ebâbekir! Çok zor durumdayım. Son ümit olarak sana geldim. Birinden aldığım ve bugün vermem gereken on iki bin akçe borcum var fakat elimde avucumda bir şeyim yok. Senden yardım istiyorum ne olur bana yardım et, dedi mahcubiyet içinde.
    Fakat Hz. Ebubekir (r.a) bütün malını-mülkünü Allah için infak etmiş, kendisine kalan bir tek hırka ile Rabbi’ne yönelmişti.
    - Üzerimde bulunan hırkadan başka bir şeyim yok, sana nasıl yardım edebilirim deyince, adam:
    -Ya Ebâbekir! Ne olur beni buradan eli boş döndürme, başka kimseden alamadım, ne olur, dedi. Kendisinden yardım isteyen sahabinin yalvarmalarına dayanamayan Hz. Ebûbekir’in aklına Kainatın Efendisi’nin kendisine gelen kimseyi eli boş döndürmediği geldi. Yüce Peygamber (s.a.v.) ’in örnek ahlakıyla ahlaklanan Hz. Ebubekir (r.a) de o sahabiyi çaresiz bırakamazdı. Biraz süre isteyerek tanıdığı zengin bir Yahudi’ye gitti. Yahudi’den on iki bin akçe borç isteyerek, yarın öğleden sonra ödeyeceğini, eğer borcunu ödeyemezse ona köle olacağını söyledi ve, 'Bu durumda beni köle yapar, ister hizmetinde çalıştırırsın, istersen satarsın.' dedi. Her halükârda karlı çıkacağını gören Yahudi istediği parayı verdi. Hz Ebubekir (r.a) parayı alıp da borçlu olan sahabeye verince sevincinden ne yapacağını bilemez bir halde teşekkür ederek yanından ayrıldı.
    Ertesi gün Hz. Ebubekir (r.a) borcunu nasıl ödeyeceğini uzun uzun düşündü. Bir çare arıyor ama bir türlü bulamıyordu. O’nu Yahudi’ye köle olmaktan çok Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) ’nden ayrılmak üzüyordu, sanki dünyası daralıyordu. Verdiği sözde durmalıydı. Çıkar yol bulamayınca Yahudi’ye köle olmaya karar verdi. Veda etmek üzere kızı Hz. Aişe (r.aha) ’nin yanına geldi ve olanları ona anlattı. Hz. işe (r.anha) ’yi, babasının Yahudi’ye köle olması düşüncesi fazlasıyla rahatsız etti. Ne yapabilirim diye düşünmesine karşın, elinden bir şey gelmiyordu. Hz. Ebubekir (r.a) , 'Hakkını helal et kızım! ' diyerek yanından çıkınca Hz. Aişe (r.anha) ’nin çaresizlik içerisinde mübarek yanağından süzülen gözyaşı yere düşer düşmez o damla, lemlerin Rabbi’nin bir ikramı olarak mücevhere dönüştü.
    Hz. Aişe (r.anha) sevinçten yerinden fırlayarak babasına koştu ve, 'Babacığım Rabbimiz yardımımıza yetişti, seni o Yahudi’ye rezil etmeyecek, bunu gözyaşımdan yarattı, onu sat ve borcunu öde.' dedi. Hz. Ebubekir (r.a.) de çok sevinmişti. Mücevheri alarak pazara gitti.
    Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz Cebrail (a.s.) ’e:
    - 'Ya Cibril! Kulum Ebubekir dünya işinde zorda kaldı. Habibimin zevcesi Aişe’nin gözyaşını mücevhere çevirdim, pazara satmaya gitti. Şimdi bu mücevheri cennet hazinelerinden alacağın iki bin altınla Ebubekir’den satın al. Çünkü o mücevheri arşıma koyup, onun nuruyla mü’min gönülleri aydınlatacağım.' buyurdu.
    Cibril-i Emin insan suretine girerek elinde mücevherle pazarda dolaşan Ebubekir’in önüne çıktı.
    - Ya Ebubekir! Elindeki mücevheri satıyor musun?
    - Evet satıyorum.
    - Kaça satarsın?
    - On iki bin akçeye satıyorum.
    Bunun üzerine Cibril-i Emin:
    - 'Ya Ebubekir, elindeki çok değerli bir mücevherdir, bunun karşılığı iki bin altındır.' diyerek ona uzattı. Verilen paraya şaşıran Hz. Ebubekir (r.a) bunun Allah’ımızın bir lütfu olduğunu düşünüp hamd ettikten sonra mücevheri insan suretindeki Cebrail (a.s.) ’e sattı.
    Alacağının vakti gelen Yahudi, Hz. Ebubekir (r.a) ’i pazarda görünce yanına gelerek verdiği parayı istedi. Hz. Ebubekir (r.a) altınları Yahudi’ye uzatarak;
    - 'Sana borcum olan parayı al.' dedi. Elindeki altınları gören Yahudi;
    - 'Burada bana olan borcundan çok daha fazla altın var.' deyince Hz. Ebubekir (r.a) :
    - 'Bunlar Allah’ımızın bize olan bir ikramıdır, sana veriyorum.' dedi. Yahudi şaşkınlık içinde elindeki paraya bakarken hayretler içerisinde altınların bir tarafında kelime-i tevhidin diğer taraflarında ise ihlas suresinin yazılı olduğunu gördü. Daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmayan Yahudi heyecandan titremeye başlamıştı. Bunlar insan işi değildi! O anda elindeki altınlarda Yüce yaratıcının bir tecellisinin olduğunu hissetti ve Hz. Ebubekir (r.a) ’e dönerek;
    - 'Ya Ebubekir! Hissediyorum ki bu ilahî bir şeydir.' dedi. Bu düşüncenin gönlüne verdiği hidayet nûruyla: 'Anladım ki İslam hak dindir ve Hz. Muhammed hak peygamberdir.' diyerek orada kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman oldu. Elindeki altınları ihtiyaç sahibi insanlara dağıtarak Allah’ı, Rasûlü (s.a.v.) ’nü ve ashabını çok seven güzide bir Müslüman oldu.
    (bakınız: dost, insan, zaman, baba, bugün, şimdi, para, dünya, ahlak, gözyaşı)

  • hz.muhammed10.04.2006 - 00:36

    40 yaşındasın,
    Hira Nur dağındasın,
    Cibril iniyor göklerden,
    Hadi gel bekletme yar..!
    Sinesi çatlayacak
    Resul bekleyenlerin,
    Hadi gel bekletme yar...

    ANAM, BABAM HERŞEYİM SANA FEDA OLSUN SULTANLAR SULTANI....

  • ABDÜLBAKİ BİLVANİSİ10.02.2006 - 23:25

    Sevgili kardeşler Sultanlar Sultanı Hz.Muhammed Mustafa SAV mübarek soyundan olan Gavs- Sani Seyyid Sultan Abdülbaki Hz.lerini tanımak anlamak ne güzeldir. O nice günahkarın imanla şereflenmesine vesile olmuştur Allahu Tealanın izniyle. İnsallah bizlerde bu mübarek insanların hürmetine affediliriz.

  • abdülkadir geylani10.02.2006 - 23:22

    Sultanül Evliya, Sultanül Resulün torunu. Pirlerin Efendisi. Nasipsizlerin anlayamayacağı mücevher. Hakkın sevgilisi Alemlerin Efendisi Resulullahın (SAV) incisi... o kelimelere sığmaz...

  • ABDÜLBAKİ BİLVANİSİ15.01.2006 - 17:51

    Ahir Zaman Sultanı, kurtulmuşların kutbu.....

  • hz.muhammed08.01.2006 - 17:44

    İnsanlığın övünç kaynağı, tüm mahlukatın Efendisi....

  • jitem30.12.2005 - 13:26

    Allah başımızdan eksik etmesin...

  • hz.muhammed29.12.2005 - 17:56

    Aklım, fikrim var deme! Hepsini öldür...
    Sana çöl gibi gelen, O 'göl' diyorsa göldür! ... (NFK)