Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • tekke05.08.2024 - 15:07

    bir şehirden başka bir şehre geçerken,
    bir şiir; yoğun bir şiir bulantısı,
    içimde dövünürken engellenmenin yasına,
    ve kalbimin dik merdivenlerinde,
    tökezleyip düşerken bir yumak olup
    zihnimin labirentlerinden, konardı
    kuş sesleri duaya duran parmaklarıma…,

    çok geçmedi ki,
    küstü bütün kuşlar kendi cıvıltılarına
    ve kustular içime sessizliklerini,

    sonra,
    çöktü üstüme bir rehavet musallatı,
    kendi lisanım türkçeye sarıldım sımsıkı,
    ve alfabeden bir harf koştu imdadıma,
    piyanonun onuncu tuşu misal…;

    sevdim işte…,
    sevdim bile bile bu teatral sonu,
    kadife bordo perdeler açılır ve kapanır;
    yara gibi…,

    sonra,
    hep aynı köpüren şelalenin sesi,
    sürekli o termal nehir yakıcılığı ve,
    kalbimin aşka köleliğine işaret
    keder küpesi parıldar,

    söylesene kalemim;
    sahibine ulaşır mı sesim…,
    beni daha ne kadar,
    ne kadar daha üzebilir,
    içimde köpüren çağlayan ah,
    durmaksızın ağlayan...,

    ve kendinden kaçan bir soysuzun,
    ne çocuğu olduğunun,
    nasıl ve ne önemi olabilir…,
    ki düştükleri hendekte,
    baktım, baktım;
    göremedim yüzlerini,

    eğildim, yaklaştım, anlamaya çalıştım,
    yüzümü kıbleye döndüm,
    sordum mütemadi terbiyecim olan rabbime,
    nasıl bir körüm ben…,

    gözlerimden bir halat attım sonra,
    sözlerine mevlanın...,
    kıldan ince sırat köprüsü,
    ve ağladıkça gözyaşlarıyla,
    göz kamaştırıcı olur insan…,

    ellerimi gezdirdim kim bilir
    kaç mushafta…,
    tutundum divaneliğin sarhoşluğuna
    aklıma bir daha kavuşmamacasına,
    baktım, baktım;
    göremedim yüzünü cemiyetin,
    ve dokundum boşluğa,

    nafile;
    yoktu gözlerim yüzümde,
    meğer çift hendekliydi hendese,
    şimdi dedim ağlasam,
    gözyaşlarım olur mu acep,
    bir harabât tekkesinin,
    ayak yolu eşiğine mermer...,
    ah;

  • mahrum05.08.2024 - 13:05

    İlâhi Cennet evine,
    Girenlerden eyle bizi,
    Varub anda Cemâlini,
    Görenlerden eyle bizi.

    Mahşerde halk ola hayran
    Çok yürekler ola püryan
    Arşın gölgesinde seyrân
    Edenlerden eyle bizi

    Ya Hâyy-u Ya Kayyum Sâmed
    İhsânına yoktur aded,
    Firdevs Cenneti'nde ebed,
    Kalanlardan eyle bizi

    Şu dünyanın cefâsı çok,
    Kimi aç gezer, kimi tok,
    Ol Mizânda sevâbı çok,
    Gelenlerden eyle bizi

    Bakma Dünyâ'nın vârına,
    Düşüb dâim Hak yoluna,
    Ber'âtını sağ eline,
    Alanlardan eyle bizi

    Mü'minlere rahmet ola
    Münafıklar mahrum kala
    Yunus eder doğru yola
    Gidenlerden eyle bizi

  • erguvani05.08.2024 - 12:51

    amor;
    m
    o
    r,
    diye bir olgu var batının lisanında,
    ve karartma altında asırlardır,
    yine batının kendi kancıklığında…,
    peki o halde,
    artık söndürün ışıkları doğuda da madem,
    ki içimden geçen radyasyon,
    kalbimi röntgenliyor...,
    ve yahuda ağacı astım,
    kalbimin yedi stent takılmış kollarına,

    /bir kelebeğin ömrü kadardı;
    sabırsız ve güzel erguvanın baharda,
    yapraklanmadan çiçeklenmesi
    ve sığdırabilirdi esrarlı demleri
    o kısa ve büyülü zamana/

    bir parantezli iç ses daha işte,

    ve o erguvan ağacının,
    mor salkımları kadar,
    koyuydu göz halkalarım
    yokluğunda…,

    o halde;
    asıyorum kalbimi
    ben de zamansız,
    a/mor/a çalan dallarına
    ve erguvan tebessümüne,
    aşkta üstadım senin…,

    ki kısa,
    çabuk ve hareketli,
    aceleci, sabrı kıt,
    fakat görkemli ve heybetli,
    ve ahir zaman baharı gibi,
    hemen geçmek üzre
    bilirsin erguvan zamanı…,
    ah;

  • Gül Güncesi05.08.2024 - 12:37

    aşan bilir karlı dağın ardını,
    çeken bilir ayrılığın derdini,
    bülbül kaça aldın aman;
    gülün narhını...
    gül alıp satmanın aman,
    zamanı değil...

    sivas yöresi

  • serbest kürsü05.08.2024 - 01:41

    sözün sahibini de yazmaya elin varmadı zahir bay çiftçi... mesleksiz şair ismet emmi evet... korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak derneği başkanımız doğru :)

  • bir doğruyu söyleyip, bir yanlışın üstünü örtmek04.08.2024 - 15:44

    Yaşlı bir adam genç bir adamla tanışır ve şöyle sorar:
    “-Beni hatırlıyor musun? “
    Ve yaşlı adam hayır dedi.
    Sonra genç adam öğrencim olduğunu söyler, ve öğretmen sorar:
    “-Hayatta ne iş yaparsın, ne iş yaparsın? “
    Genç adam cevap verir:
    “-Şey, öğretmen oldum. “
    “Ah, ne kadar iyi, benim gibi mi? ”
    Yaşlı adama sorar.
    “Şey, evet.
    Aslında öğretmen oldum çünkü bana kendin gibi olmam için ilham verdin... “
    Meraklı yaşlı adam genç adama saat kaçta öğretmen olmaya karar verdiğini soruyor.
    Ve genç adam ona şu hikayeyi anlattı:
    “Bir gün, bir arkadaşım, aynı zamanda bir öğrenci, güzel bir saatle geldi, ben de onu istediğime karar verdim.
    Çaldım, cebinden çıkardım.
    Kısa bir süre sonra arkadaşım saatinin kaybolduğunu fark etti ve hemen sen olan öğretmenimize şikayet etti.
    Sonra sınıfa hitaben
    ‘Bu öğrencinin saati bugün ders sırasında çalındı.
    Kim çaldıysa geri versin lütfen... ‘
    Geri vermedim çünkü vermek istemedim.
    Kapıyı kapattın ve hepimize ayağa kalkıp bir daire oluşturmamızı söyledin.
    Saat bulunana kadar ceplerimizi teker teker arayacaktınız.
    Oysaki sen bize göz yum dedin, çünkü sadece gözlerimiz kapalı olsa saatini ararsın.
    Biz talimatları yerine getirdik.
    Cepten cebe gittin, cebimi karıştırdığında saati buldun ve aldın. Herkesin cebini karıştırıp durdun, işin bitince de aç gözlerini dedin.
    Saat bizde... ‘
    Beni ispiyonlamadın ve bu bölümden hiç bahsetmedin.
    Saati kimin çaldığını da hiç söylemedin.
    O gün onurumu sonsuza kadar kurtardın.
    Hayatımın en utanç verici günüydü.
    Ama bugün aynı zamanda hırsız, kötü insan vs olmamaya karar verdiğim gün. Bana ahlak dersi vermek için ne bir şey söyledin, ne de beni azarladın, ne de bir kenara aldın.
    Mesajını açıkça aldım.
    Sayenizde gerçek bir eğitmenin ne yapması gerektiğini anladım.
    Bu bölümü hatırlıyor musunuz, Profesör?
    Yaşlı profösör demiş, ‘Evet herkesin cebinde aradığım çalıntı saatin durumu hatırlıyorum’ Ben seni hatırlamadım, çünkü ben de bakarken gözlerimi yumdum... ‘

  • nefret ettiklerim04.08.2024 - 15:30

    iki şeyden nefret ediyorum; dindar cahilden ve, imasız alimden... aliya izzetbegoviç

  • Hakikat-perest04.08.2024 - 15:15

    İçimizde şeytan var... Can kırıkları var. Nefret var, yalanlar var... Bir yanımız bizi çoktan terk etmiş, kaçıyor... Melankoli ve hüsran var... Keşke bazı geceler hiç sabah olmasa... ve hakikat olan hiçbir şey bana yabancı değildir...

  • adana04.08.2024 - 14:29

    gel gör ki neyleyim,
    şu yağmalanmış dünyanın sahipsiz caddelerinde,
    önce adanmış, sonra ihaleci ve
    en sonunda da her şeye müsa/it olan
    haramzade kahpelerce,
    henüz tomurcuklanmış
    turuncu ve kızıl güllerin dalları
    ve hayatın baharındaki gençliğin yarınlara umutları
    kırılıyordu,
    ....
    ...
    .

    oysa yaşam,
    parmak izi bırakmadan
    eldivenlerini çıkarıyor
    maktulüne tepeden bakarak,
    ve zaman durdu al işte…;
    bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık,
    bu altı ok\a hainlik eden kemalistlerden,
    ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve
    genleri ipotekli devrimcilerden,
    tiyanşan kaçkınlarından,
    ve
    bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden…,

    ki her sevda bir veda bilirsin,
    affet beni,
    yine yalnızlığa veda zamanı…,
    yazarken bu şiirimsi şeyleri,
    kelimelerim tek tek canıma batıyor,
    harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
    kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
    içimin labirentinde yüzün beliriyor,
    ve beynimin kıvrımlarında,
    çapalı lisanının azarları dolanıyor…,
    ah;
    ...
    ..
    .

  • Yunus Sırtındaki Çocuk04.08.2024 - 14:20

    Ey dost senin aşkın odu, ciğerim pare baş kılar,
    Aşkından yanar yüreğim, yandığım bana hoş gelir.

    Aşkın oduna yandığım, ağlamak oldu güldüğüm,
    Dost sana zarı kıldığım, münkirlere savaş gelir.

    Söyler isem sözüm savaş, söylemezsem ciğerim baş,
    Cihan dolu olur kalleş, her birinden bir taş gelir.

    Gör nice taşlar atılır, dost için başlar tutulur,
    Gelir gönüle batılır, halimize haldaş gelir.

    Bizim halimizden bilen, kimdir aşka münkir olan,
    Bizim sevdiğimiz Hak’tır, bu halka göz ve kaş gelir.

    Nice sultanlar aciz olur bu aşkın elinden,
    Her kim bu yola düşerse, o bu yola yavaş gelir.

    Erenler buna kalmadı, vardı yoluna durmadı,
    Hakk’ı gerçek sevenlere, cümle alem kardeş gelir.

    Miskin Yunus bil özünü, dosta açıp şu gözünü,
    Hangi burçtan bakar isen, o sultana güneş gelir.

    Yunus Emre