Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • dal09.10.2024 - 04:14

    .
    ...
    .
    kapandım secdeye,
    yerdeki tekâvûd kalemefendisi seccademden
    eflatun çiçek tozları topladım,
    bağrıma saplanmış dalını çıkardım hüdayinabit alıcın,
    ve serpiştirdim tozlarını,
    beti benzi atmış dünyaya ve,
    bir dua okudum kulağına,
    sesim bir başka sese çarptı,
    tuz buz mısralar kırıntısı rüyam ah,
    turnam…;

    keklik değil, güvercin ol diye fısıldayanım,
    dudağımda hep aynı şarkı,
    notalarını nar ağacının altına gömdüm...,
    yüreği kimsenin üzülmesine el vermeyen,
    bir yalancıyı sevdin sen…,
    ve varsın gedanız kendine kıysın ey maşuk,
    olgunlaşsın keder, çiçek yüklü dalında…,
    ah;
    .
    ...
    .

  • geniz09.10.2024 - 04:09

    .
    ...
    .
    bir gece bu kadar mı nur dağları gibi gökçek
    ve çivit mavisi,
    bir yolculuk bu kadar mı hususî olur,
    gece neresi, çivit mavisi kim bilmiyordum,
    umursamıyordum, bitmek tükenmek bilmeyen yolu,
    can yoldaşım vardı, sırdaşım, elbistan ağıtım,
    kalbimde;
    irtibatı mütemadî yârenin hatrı hatırımdayken,
    uyku yokluğa kadem basmış, yön kayıp
    ve gaibdim…,

    ezelden gelen meşkin ebedi
    olsa da hoş olmasa da;
    ve öylesi bir mahrumuyum ki,
    ayrılığın varlığı mümkünsüz dostun…,
    aşk olsun sana, öyle olsun hekimim,
    bilesin ki şuurum pek açık bu çivit gecede,
    nice evvelki geceler ve sabahlarda,
    öğle, ikindi ve akşamlarda
    olduğu gibi bilesin,
    bilesin ki;
    yüzün suyu hürmetine teveccühüm eşyaya
    ve çocuk ruhum muhtaç teselline,
    bir elma şekeri yarısı kadar,
    karabiberim, kâfurum, kabir kokulum…
    ah;

    bir bardak suya atılmış ilaç gibi,
    eriyorum hatırana köpük köpük,
    hicaplı haline ve sana susuzum,
    bir pınarın kaynağına varmak kadar
    hasret kaldım dost sana,

    ne zaman yüzün gelse yâdıma
    iklim değişiyor ve değişiyor her anlam,
    dünyam değişiyor, sonsuzluk
    iştiyakı bürüyor ruhumu,
    ki ne zaman ansam seni ah,
    tam on yedime basıyorum,
    tam on yedime,

    erken kocamış haliyle dimdik ayakta,
    dalları merhamete uzanan
    sedir ağacım,
    dertli başı gölgende bak yoldaşının
    hemen yamacındayım ve,
    üstümüzde ak ak, ak ak bulutlar,
    bulutlar ak ak…;

    ayniyyet dilindedir eş zamanlı
    birlikte dinlediğimiz allahın şarkıları,
    makam makamdır ve t\aksim t\aksim,
    ve nasibini mevlasından almış güftelerdir
    sızım sızım genzimizde sızlayan…,
    .
    ...
    .

  • semavat09.10.2024 - 04:05

    .
    ...
    .
    turuncu ve kızıl gül yapraklarını
    ebeden soldurmayacak rahmet;
    ıslak kaldırımlara
    yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi
    diriltebilse mesela…,
    ve kendinden gayrısını bilmez kibrin,
    mülevves göz pınarlarını kurutup,
    nâdim bir nefesten buğu olaydı,
    isli,
    kasvetli kodes camlarında,
    nolaydı…,
    ah;

    ki yaralı retinam,
    işte böyleyken;
    bir martı kanadını bile bile,
    gözlerime batırmışken,
    yaralı retinam,
    refakatçi balıklar başucumda ağlarken,
    şaşkın sözcükler
    ellerimde yapış yapış
    ve uğultusunda yalnızlığın
    acemi hüznü
    tıka basa dolmuşken içime,
    dökülmez mısralara inci taneleri, yâr;
    yâr balların balı,
    kırıldı içimde bir dal,
    bir ağıttır ücra suskunluğum,
    değişen her gün ile
    gömülüyorum ey en sana…,
    ah;

    tut ki daha çok seviyorum seni,
    burkulan içimin süreyya sürgünlerinde,
    acılarınla acılanmak istiyorum…,

    hangi yeryüzü, gökyüzüne bakmaz…
    ve sanılıyor mu ki,
    gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir,
    ah;

    sırdaş yol arkadaşlarını ayıramaz
    zahirin bozulmuş raconları…,
    ve ey semavatın oyun kurucusu;
    cesaret ve sekînet veren bir düş yolla,
    bu mülevves kuluna…,
    ki bak saatler eşzamanlı,
    onbirden üçe;
    üçten onbire,
    mütemadiyen,
    ah;
    .
    ...
    .

  • kandil09.10.2024 - 04:00

    .
    ...
    .
    allahın şarkılarından bir buhur sonrası,
    döşeği topraktan tahta bir sedire kıvrılıp,
    dualarla üstünü örtmüşken insanlar,
    hayatla aralarındaki paravan aralanır...,
    ve herkes kendi kadar özlediğiyle kalır,
    ah kalbimizi kussak bedenimizden,
    safrası hayattır ve,
    sarı bir gül gibi uzanır aramıza,
    ötelerle…,

    benliğimizde ötelediğimiz ayrılık;
    kavuşturur bizi esasında sevdiklerimize
    unutmayalım ve çıplak bir tebessümün asıldığı,
    kefen altındaki yüz kadar bizdedir ki…,
    zahirle çevrelenmiş gözlerimin,
    en kuytu yerindeki gözyaşı kadar gönlümde,
    ve bana aitsin ayrılık,
    aşk belki de sadece imkansıza meyyaldir,

    ah hekimim,
    semt çorbacısı sabahı dahi olsa şu her an,
    kimse seni benim kadar sevemez diyemem,
    ömrümün kalbine düşen iç sesli duasın,
    söylediğim her sözden bana gelen yankın
    içime dolan çocukluk sevincimdir…,
    buz tutmuş bir nehrin üstünde,
    kızak kayan kabansız bir çocuğun
    o masum ve sıcak gülücüğüsün sen,
    \ah...,

    ve şimdi küskün küskün çöreklenir
    bağrıma hüzün, ki... yoksun…,
    yağmur kuşlarının kanatları altında koşan
    nefes nefese kuzuların eve dönüşünde,
    anne sevgisiyle öpülen ıslak başlarınca
    okşasın o gün görmüş saçlarını, nice
    bahar müjdecisi kabayel rüzgarı...,

    zamanın aramıza çektiği perdeler,
    belki uçuşur güneyden esen kıbleyle
    ve duyulur huzur esen avlusunda
    ayak seslerimiz yine...,
    ki bak gözlerime, gözlerim
    kandil kandil kan çanağı,
    ah;
    .
    ...
    .

  • yalınayak09.10.2024 - 03:56

    .
    ...
    .
    onca mülevvesliğin üstüne,
    kibrimin yerine tevazuyu öldürürken;
    adını andım…,
    hiç korkmadan allahtan ve
    utanç içinde bile kalmadan insanlara karşı,
    yılanlardan ve korunaklarımı saran
    kara böceklerden sakınma ihtiyâdı
    duymayacak kadar mağrur ve
    dikey tutumluydum bilirsin,
    senin yanındayken bile…,

    her daim huzurunda olduğumu bile bile,
    ah incitmediğim cihetini bırakmadım vefanın,
    ki insanca pek insancaydı sorarsan,
    alemlerin özeti olmanın temsil
    yüklüsünden beklenecek muhabbet…,
    nerdesin;
    mesafelerin buncasını aşamazdım
    girmeseydin kollarıma ve şimdi,
    koyma kendimi özlemek yoksunluğu
    içinde ah nola/yâr…,

    raylı sistemin ve metronun hangi trenine binsem,
    ve gerek otursam gerekse ayakta kalsam sensiz,
    bindiğim vagon ya hüzün ya kahır taşıyor sessiz,
    hangi istasyonda ineceğimin bir önemi kalmıyor
    ve indiğim istasyonda iniyor,
    o kahır ve o hüzün de benimle…,

    ki heves hırsızı dağılmış zihnim;
    ve/us/
    us/lu dur aklım...,
    her gece saat yârimde,
    içimde bir çiçek silkelenir;
    turuncu gül polenleri,
    duyulabilen yegâne ses olan nefesimin
    sığındığı genzimi yakarak…,

    o cin ali koşarak saatleri geri alır,
    ve kendine yalan söylemeyi sever,
    kızçelerin ip atladığı gibi bir rahatlıkla…,
    masal bulamacı işte;

    her gece saat tam yârimde,
    bir şiir;
    cibinliğini çeker paravanın arkasında
    ve son dizesini yazmadan,
    kendine koşar yalın ayaklarıyla…,
    .
    ...
    .

  • yenilen dostum09.10.2024 - 03:54

    .
    ...
    .
    uykuyla uyanıklık arasında gördüm seni
    bir zuhurat gibi her seferinde aşk,
    ağır göz kapaklarımda, yokluğun kafes,
    yokluğun kahır, yokluğun; tenha…,
    ve kanatlanamadım hiç katına,
    uykuyla uyanıklık arasındaydım,

    koskoca tekrarsız ömürler geçiyor,
    kayıp nesiller jelatini açılmadan
    göçen nesillere ekleniyor,
    ah senin yüzün kuzeydoğuya,
    benim yüzümse güneybatıya dönük…,
    daha ne vakte dek bekleşelim, yeniden
    bir zaman dilimi daha verilir mi bize diye,
    umutlanan gözbebeklerimiz
    ve tükenen yüreklerimizle be hey dost…,
    .
    ...
    .

  • akis09.10.2024 - 03:47

    .
    ...
    .
    belki, yalnız bir sokak lambasıyım,
    ve acizim aydınlatmaktan karanlığımı…,
    belki, başı olmayan bir duvarım ve,
    illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden…,
    diyorum ya, alnını duvara dayamış,
    yalnız bir sokak lambasıyım belki...,
    ah;

    bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle,
    dikine dikine gidiyorum yüreğimin
    ve çağın çöplük kalbine tahammül harcım değil…,
    gel gör ki,
    hale bakar mısın dediğim şu hale isyana ve
    ayaklanmaya hazırlıklaraysa
    dermansızım…,
    ama işte düşüyor umutvar bir gül yaprağı daha
    ılık bir mevsime akisler çizerek...,
    ah;
    .
    ...
    .

  • kere09.10.2024 - 03:43

    .
    ...
    .
    ellerini göğe her açışında
    çatlıyor yüreğim duana…,
    aklının çeperlerine çarpıp duran
    bu kanayan imgeler,
    hep o şiir/de son buluyor canbaz,

    çöz gözlerinin düğümünü
    yürüdün ve bitti yol…,
    her ayrılığın vardır elbet,
    sarmaş dolaş kavuşması,
    sarıl/sarıl/sarıl...;

    görmüyor musun,
    gözkapaklarına ektiğim
    gül tohumları,
    ser/inde tomurcuklanıyor...,
    ah,

    son buluyor can/baz
    çöz gözlerinin düğümünü,
    yürüdün ve bitti yol…,
    her ayrılığın vardır elbet,
    sarmaş dolaş kavuşması,
    sarıl/sarıl/sarıl...;

    görmüyor musun,
    gözkapaklarına ektiğim
    gül tohumları,
    ser/inde tomurcuklanıyor...,

    ah çocuksun sen…,
    ah ki ah;
    ah kere ah,
    .
    ...
    .

  • şu ölüm dedikleri bu kadar tatlı mıydı09.10.2024 - 03:38

    .
    ...
    .
    rüyalarımı hatırlayamadım hiç bunca yaş,
    o güzün kışa meyyal öğle vaktinin,
    orta mescidli vuslatındaysa
    göreli beri secdeni,
    uykum dışında hep rüyadayım…,
    ve artık benim de uzun uzun anlatacak,
    fezanın incisi bir süreyya rüyam var;
    ama sakla beni dedin,
    tanınmaktan hazzetmez
    tevazû ehli üstadım…,

    ve aşk;
    merhametinden sevgiye büründü zamanla,
    ardında bin bir renk cümbüşü ve
    solar döngü izi bırakarak yadigâr…,
    çileyi ve hasreti
    sevgiye emanet edip,
    cellat olmak yerine hayata,
    hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle,
    ölmüşlüğünden habersiz dirilere…,
    .
    ...
    .

  • lilyum09.10.2024 - 03:35

    .
    ...
    .
    bir ömürdür süren çileler üstüne,
    daha hangi çile deneyimsiz olur,
    üstelik inceldiği yerden
    kopmuşken ipleri cemiyetin
    ve terkibi bozuk şu hanelerin
    kaç vakittir ve, sahte
    saadet içrelikler…,

    üzerinde ayak izi olmayan çam altlarındaki,
    kar kristalleri kadar ışıltılı ve göz alıcı
    ve saydam bir muhabbetle,
    hayretteyim her haline ben senin,
    yere göğe koyamadan,
    yüreğimde saklı, canımdan aziz ve
    tertemiz bir cehdle düşkünüm sana;
    gözlerinde öteleri görür gibi olduğum...,

    paha biçilmez meskenlerde süren
    feri geçmiş şömine hayatlarda,
    o isli camdan ışıyan cılız alev,
    ne kadar aydınlık verebilirdi
    yavan ilgili bireylerin odalarına,
    bu hangi devirde görülmüş,
    sanalı hakikatli bir firdevs…,

    yatağına alabildiğine kırgın
    ve suyu zehir akan bir nehrin
    arsız dereleri yoldan çıkmışken,
    en kritik dönemecinde hayat
    bağrımda ecinnîler reçetesi
    bir muska gibi taşınırken,
    ruhu ve cismi ayrı yönlere
    aksak bir keklikken ben ve,
    göğün kirpiklerinin metanol
    yağmur kıymıklarına sımsıkı
    sarılmış zifîr gecenin ağarmasını
    öylece beklerken,
    ki göğüs kafesim uzlaşmasızken
    bütün kandillerin söndüğü bu çağla,
    ve yaşama sevinci özünün çekildiği,
    olgunluk evresi tenhalığında,
    inzivasına bigâne bir zavallıyken,
    mülevves yürek patikasından,
    meçhuller uçurumuna müflisçe
    yol hazırlığı yapa dururken;
    çırpınıyordu gözlerimde varlığına
    iknasız tuzlu bir deniz akmamak için
    ummanına senin, saklı
    illiyyunum;
    .
    ...
    .