çekin şu dini yaşamak isteyen insanların üzerinden o bencil muhteris ellerinizi. namaza baş örtüye açtığınız savaşı gidip türk ve islam karşıtlarına karşı verin sizin bu yaptıklarınızı bak Hristiyan yapıyor ne farkınız var sizin onlardan
çöl şulesi kreşlerimiz baş örtülü avındalar hala. yani doksan yıllık meşguliyetleri bitemedi. koskoca psikoloji duayenimiz ülke için bir araştırma proje üretmek yerine allah diye taptıkları froydun üstüne aradan geçen yüz yıllara rağmen bir çift laf etmeyi kendine dert edineceğine baş örtülü personel kreş çocuğunun psikolojisini bozar diyor.
kenan bey haklısınız her hükumetten sorulmalı bu hak. lakin bu temenini, sıcağı sıcağına cephedeki ateşin dumanı dahi sönmemişken canım istanbulu ve izmiri ingiliz valisine şirin görünmek adına İngiliz bayraklarıyla donatan bir hükümetten sorulmayacağını bunu yapsa yapsa beka sorunu dert edinen bir hükümetten soracağını bak sen de biliyorsun
'seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin nazlanırsın ama bir gün gelirsin'
düşen bir yaprağa bağladım hayatımı olsun artık diyorum ne olacaksa paralı asker miyim neyim ben ekleyip duruyorum sabahları akşama ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim hem de mayhoş elma tadında.
kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına. çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle. budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin nereye konsam geri sayım başlıyor kurcalıyor beni bir çırağın elleri ah,unufak olsam ve desem ki ağzın tat görmesin hayat kandırdın beni.
sorma, elim kırılsın bir daha dokunursam güneşe.
kılpayı kaçırılmış bir şeyin bıraktığı ardında neyse oyum ben. yaralı serçe,benim için dua et; gök bir kayalık gibi şimdi üstümde dr şükrü öncüoğlu'ndan üç ayda bir reçete.
acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması bir yastık arıyorum kuş seslerinden mühim değil sonrası.
sorma, yangın sönseydi suyla denizler her akşam böyle yanmazdı.
yakartop oynayan melekler gördüm güneşle ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım ama kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım karşı kıyıda.
şiirler söyledim belki duyarsın diye çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin sana seslendim durdum bu küçücük odadan acımı duy,sensin pusulam benim ki dünya silinmiş bir harita gibi yabancı bana.
sorma, usulca uzandığında bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran. İbrahim Tenekeci
eskiden çoook eskiden hani duyardık haftanın belli günlerini fakir müşterilerine ayıran onlara vizite kesmeyen doktorların olduğunu hani hastasını yeşil banknot olarak görmeyen ailesi ve sevenleriyle geçidriği zamanı kaybedilmiş gayme ve dolayısıyla da ziyan olarak bilmeyen, hastaları kraldan çok kralcı kesilip çemkirmeyen hemşire ve hasta bakıcılar ve hastasını bir kenara bırakıp takdiri ilahiyi de yok sayıp yorgunluğunun ve ağrı sızısının acısını doktordan sağlıkçıdan çıkarmayan hastalar olduğunu. bunlar da bu işin cilvelerinden
dururum Pencerelerinden metropol kokusunun değil toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda bir takım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda durur beklerim orada dağ başlarında, kalabalıklarda, haksızlıklarda koparılıp soldurulan bir çiçekte, elektrikli araçlarda ciddi parasızlıklardamaddi manevi işkencelerde telefonla kız tavlayangencin neşesinde, parfümünde durur beklerim orada bunalım geçiren çok iyi bir insan serbest hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde, ertesinde balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında güreşçi develere benzeyen meşhur adamların aksesuarlarında durur beklerim orada kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük köpüksüz bir dalgada durur beklerim orada nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkarlarda apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük milli ama normal taarruzlarda benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında durur beklerim doğum günü, sünnet evlenme kayıp ve ölüm ilanlarında içki müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda taşıma sularda havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında paralarda bankalarda, kasalarda altınlarda hesaplarda kitaplarda durur beklerim oralarını buralarını, kesif zevk veren uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve yüzlerindeki makyajlarda durur beklerim yetinenlerin dangalaklığında yağmurun altında, bahar dalında dururum huzuru sükunu yurt dışında bulan vatandaşlarla ünlü ünsüz sanatçılarımızın ortak kaygılarında bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında batıya hayranlıklarında olay genelde yani şey gibi oldu tamam mı ve benzeri sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında yeme içme mal mülk üst baş konularındaki modalarla donatılmış mamür ve müreffehama biraz yabancılaşmaların ömründe dururum bilumum avantajlarda, fırsatlarda tezgahlarda kiminle neden evlendiğini çok iyi bilen kiminle neden evleneceğini çok iyi hesap etmiş olanların ebedii saadet tablolarında on sekiz yaşını doldurmuşlukların özgürlüklerin başı bozukların bütün aşılarını yaptırmış, haplarını almışların rüştlerinde erkeklerin yemek kadınların görüşme tekliflerinde dururum çok iyi hazırlanmış sofralarda nefislerde harikalarda çok zevklilerde artık korkusuzca gidebiliriz her yere ne iyi oldu ne iyi eğlendik çok keyifliyim bu gece diyenlerin ve mutluluk durumu olanların boşa giden sesinde dururum günümüz insanının haz ve lezzet altı, hurdahış oluşunda dururum kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç yada çardak altında öküz gibi saatlerce tahta bir masada rakı içip keyif çatan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında dururum işte önemli değil yeter yukarıdaki oda
Sen dostumdun benim gülünce güneşler açan Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam Her akşam mektup yazarım dağlar kadar Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun Unutma dostumsun sen, neredeysen orda ölmek isterim! çok güzel.
çekin şu dini yaşamak isteyen insanların üzerinden o bencil muhteris ellerinizi. namaza baş örtüye açtığınız savaşı gidip türk ve islam karşıtlarına karşı verin sizin bu yaptıklarınızı bak Hristiyan yapıyor ne farkınız var sizin onlardan
çöl şulesi kreşlerimiz baş örtülü avındalar hala. yani doksan yıllık meşguliyetleri bitemedi. koskoca psikoloji duayenimiz ülke için bir araştırma proje üretmek yerine allah diye taptıkları froydun üstüne aradan geçen yüz yıllara rağmen bir çift laf etmeyi kendine dert edineceğine baş örtülü personel kreş çocuğunun psikolojisini bozar diyor.
kenan bey haklısınız her hükumetten sorulmalı bu hak. lakin bu temenini, sıcağı sıcağına cephedeki ateşin dumanı dahi sönmemişken canım istanbulu ve izmiri ingiliz valisine şirin görünmek adına İngiliz bayraklarıyla donatan bir hükümetten sorulmayacağını bunu yapsa yapsa beka sorunu dert edinen bir hükümetten soracağını bak sen de biliyorsun
sen türk olduğunu unutmak isteyebilirsin hatta başarabilirsin de ama onlar asla unutmaz.
'seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin
nazlanırsın ama bir gün gelirsin'
düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.
kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah,unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.
sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.
kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe,benim için dua et;
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.
acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.
sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.
yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.
şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy,sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.
sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.
İbrahim Tenekeci
eskiden çoook eskiden hani duyardık haftanın belli günlerini fakir müşterilerine ayıran onlara vizite kesmeyen doktorların olduğunu hani hastasını yeşil banknot olarak görmeyen ailesi ve sevenleriyle geçidriği zamanı kaybedilmiş gayme ve dolayısıyla da ziyan olarak bilmeyen, hastaları kraldan çok kralcı kesilip çemkirmeyen hemşire ve hasta bakıcılar ve hastasını bir kenara bırakıp takdiri ilahiyi de yok sayıp yorgunluğunun ve ağrı sızısının acısını doktordan sağlıkçıdan çıkarmayan hastalar olduğunu. bunlar da bu işin cilvelerinden
böylesi önemli şeyleri bir güne sığdırmaya karşıysam da tüm sağlıkçıların gününü kutluyorum.
dururum
Pencerelerinden metropol kokusunun değil
toprak ve ot kokusunun girdiği
her şeyi insan için olan insana göre bir oda
bir takım takımların değil
insanın kiralayacağı bir oda
eşyaların değil
insanın olacağı
eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda
durur beklerim orada
dağ başlarında, kalabalıklarda, haksızlıklarda
koparılıp soldurulan bir çiçekte, elektrikli araçlarda
ciddi parasızlıklardamaddi manevi işkencelerde
telefonla kız tavlayangencin neşesinde, parfümünde
durur beklerim orada
bunalım geçiren çok iyi bir insan serbest
hanımların gecelerinde
içip içip yatmaların arefesinde, ertesinde
balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda
çocukları ve insanları sevdiklerini sanan
sanatçı kardeşlerimin sanatlarında
güreşçi develere benzeyen meşhur adamların
aksesuarlarında
durur beklerim orada
kar yağışını seyrederken kıyıya vuran
küçük
köpüksüz bir dalgada
durur beklerim orada
nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkarlarda
apartmanlar arasına sıkıştırılmış
çocuk ve araba parklarında
her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği
büyük milli ama normal taarruzlarda
benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme
çağdaşlığında
durur beklerim
doğum günü, sünnet evlenme kayıp ve ölüm
ilanlarında
içki müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren
maceralarda
taşıma sularda havacıvalarla sürüp giden evliliklerin
karmaşasında
paralarda bankalarda, kasalarda altınlarda hesaplarda
kitaplarda
durur beklerim
oralarını buralarını, kesif zevk veren uzuvlarını yoran
mevzun ve atletik vücutlarını yoran
ama kafalarını yormayan
eskaza yorarlarsa sıkılanların
kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve yüzlerindeki makyajlarda
durur beklerim
yetinenlerin dangalaklığında
yağmurun altında, bahar dalında
dururum
huzuru sükunu yurt dışında bulan vatandaşlarla
ünlü ünsüz sanatçılarımızın ortak kaygılarında
bazı bilimsellerin karışık kafalarında
sakallarında batıya hayranlıklarında
olay genelde yani şey gibi oldu
tamam mı ve benzeri sözcüklerle
her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında
yeme içme mal mülk üst baş konularındaki
modalarla donatılmış
mamür ve müreffehama biraz yabancılaşmaların
ömründe
dururum
bilumum avantajlarda, fırsatlarda
tezgahlarda
kiminle neden evlendiğini çok iyi bilen
kiminle neden evleneceğini çok iyi hesap etmiş
olanların ebedii saadet tablolarında
on sekiz yaşını doldurmuşlukların özgürlüklerin
başı bozukların bütün aşılarını yaptırmış, haplarını almışların rüştlerinde
erkeklerin yemek kadınların görüşme tekliflerinde
dururum
çok iyi hazırlanmış sofralarda
nefislerde harikalarda
çok zevklilerde
artık korkusuzca gidebiliriz her yere
ne iyi oldu ne iyi eğlendik çok keyifliyim bu gece diyenlerin
ve mutluluk durumu olanların boşa giden sesinde
dururum
günümüz insanının haz ve lezzet altı, hurdahış
oluşunda
dururum
kumların üstünde ve güneşin altında değil
ağaç yada çardak altında
öküz gibi saatlerce tahta bir masada
rakı içip keyif çatan sağlıklıların
gittikçe azalan beyin kıvrımlarında
dururum işte önemli değil
yeter yukarıdaki oda
Sen dostumdun benim
gülünce güneşler açan
Bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
Her akşam mektup yazarım dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
Unutma dostumsun sen,
neredeysen orda ölmek isterim!
çok güzel.
çok haşmetli gördüm sizi atilla ilhan