Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ıtri sizce ne demek, ıtri size neyi çağrıştırıyor?

ıtri terimi Tarhan Tekelioglu tarafından 16.09.2003 tarihinde eklendi

  • Songül Kuğu
    Songül Kuğu 06.06.2007 - 22:04

    ıtri ne demektir

  • Dilan Mutlu
    Dilan Mutlu 15.05.2007 - 19:53

    benceee edebiyat öğretmenimizin araştırmamız için verdiği bir ödevden ibaret. Bir de türk müziği için önemli bir kişilik...

  • Hidayet Samuk
    Hidayet Samuk 12.08.2006 - 00:03

    bestekar.yahya kemal şiiri

  • Atakan Kartaltepe
    Atakan Kartaltepe 20.06.2006 - 18:04

    Buhurîzâde Mustafa Itrî efendi...

  • Gokberk Keskın
    Gokberk Keskın 20.06.2006 - 17:06

    Itri,türk sanat musikisinin en önemli bestekarlarından biri.Tut-i mucize guyem ne desem laf değil.bel-i yarim beli dost, beli mirim beli dost,beli ömrüm beli dost........................................İlk başlayanlara ağır gelebilir ama gercekten kusursuz bir beste.

  • İstanbul
    İstanbul 13.02.2006 - 01:47

    Itrî, dünyanın gelmiş, geçmiş ve büyük ihtimalle de gelecek EN BÜYÜK BESTEKÂRI.

    Betoven'ın da ifade ettiği gibi; 'ben hayatımda böylesine üstün bir bestekâr görmedim.'

    Itrî'nin eserlerinin çok ciddi olarak incelenmesi gerek. Bu incelemeler musikideki medeniyet seviyesinin Itrî ile nereye kadar yükseldiğini gösterecektir.

    Bayram namazlarında okunan tekbir ile ramazan ayında teravih namazlarında okunan salavatın bestekarı.

    Itrî'nin bestesi olan 'Tut-i mucize guyem, ne desem laf değil.' hakkında da fazla bir söz söylemeye gerek yok sanırım.

  • Hamza Ressam
    Hamza Ressam 14.09.2005 - 17:12

    türk sanat müziği bestekarı...resmini çizmiştim

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu 14.09.2004 - 22:51

    Onu en yetkin Yahya Kemal sezdi.

  • Cay Keyfi
    Cay Keyfi 16.01.2004 - 10:32

    Itri (? -1711-1712)

    Türk, besteci. Klasik Türk müziğinin kurucularındandır.

    İstanbul'da doğdu, aynı kentte öldü. Çağdaşlarının, ölümüne tarih düşürmek amacıyla kaleme aldığı mısralar ile, bestelediği yapıtlarda güfte olarak kullandığı şiirlerin yazılış tarihlerine göre, yaklaşık 1630 ile 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda ölümü için 1711 ve 1712 tarihleri gösterilmektedir. Asıl adı Mustafa'dır. Itrî, şiirlerinde kullandığı mahlastır. Buhurîzade Mustafa Efendi diye de anılmıştır. Buhurîzade adının kendi lakabı mı, yoksa aile adı mı olduğu bilinmemektedir. Yaşamı üstüne bilinenler de, eski ve yeni kaynaklardaki, çoğu birbiriyle çelişen bilgilere dayanır.

    Zamanına göre iyi bir öğrenim görmüştür. Ustalarından birinin Hâfız Post olduğuna kesin gözüyle bakılır. Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi gibi 17 yy. bestecilerinden de yararlandığı sanılmaktadır. Çağının kaynakları, onun Mevlevi olduğunda birleşirler. Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiş olması da, bunun bir kanıtıdır. Söylentilere göre, Yenikapı Mevlevihanesi'nin o zamanki şeyhi Câmî Ahmed Dede'ye (? -1671) kapılanmış, müzik sevgisiyle Mevlevi olmuştur.

    Itrî beş padişah dönemi gördü. Sultan IV. Mehmed zamanında tanındı. Huzurda düzenlenen fasıllara hanende olarak katıldı, bestelediği yapıtlarla padişahlardan büyük yakınlık gördü. Saraya girmeden önce ne tür işlerde çalıştığı bilinmiyor. Yakınlık gördüğü bir başka devlet adamı da, şiirleri ve müzik sevgisiyle tanınan Kırım Hanı I. Selim Giray'dı (1634-1704) . Itrî, IV. Mehmed'le yakınlığının bir sonucu olarak, padişahtan, kendisine esirciler kethüdalığı görevinin verilmesi dileğinde bulunmuş, bu dileği yerine getirilmiştir. Bazı kaynaklar, onun bu dileğini, İstanbul'a getirilen esirlerin ülkelerinin müziği üstüne bilgi edinmek, içlerinden müziğe yeteneği olanları da yetiştirmek istemesine bağlarlar.

    Itrî uzun yıllar Enderun'da müzik öğretmenliği ve hanendelik ettikten sonra, elli yaşına doğru emekli olarak saraydan ayrıldı. Ancak, müzikteki ünü Lale Devri'nde daha da artarak sürdü. Meyvecilikle çiçekçiliğe meraklı olduğu, kendi adıyla anılan İstanbul'un ünlü Mustabey armudunu ilk kez onun yetiştirdiği de söylenir. Itırdan gelen Itrî mahlası da, çiçek merakına bağlanır. Divan şairlerinden Şeyhî'nin yazdığına göre, ölümünden sonra 'Mevlevihane Yenikapusu haricine' gömülmüştür. Mezar taşı kayıptır.

    Itrî zamanının tanınmış şairlerindendir. Divan ve âşık tarzlarında şiirleri vardır. Naatlar, gazeller, tahmisler, nazireler, tarih düşüren beytiler ve şarkılar dışında, hece ölçüsüyle türküler de yazmıştır. Bestelediği yapıtlarda şiirlerinin pek azını güfte olarak kullanmış, Nâbî, Bakî, Nazîm, Nailî, Nef'î gibi ustaların şiirlerini bestelemeyi yeğlemiştir. Şiirlerini topladığı Divan'ı kayıptır. Şiirlerine şuara tezkirelerinde, yazma şiir derlemelerinde rastlanır. Ancak, Itrî mahlaslı bütün şiirler ona ait değildir, 1622'de ölmüş başka bir şair de aynı mahlasla şiirler yazmıştır. 17.ve 18 yy'larda Buhurîzade lakabıyla tanınmış iki müzikçi daha bulunduğu için, Itrî'nin onlarla da karıştırılmaması gerekir.

    Itrî aynı zamanda tâlîk yazı yazan bir hattatır. Edebiyat ve hat öğretmeni Siyahî Ahmed Efendi'dir (? -1697) . Yazdığı tâlik yazı örnekleri, Hâfız Post'un güfte derlemesine eklediği güftelerde görülür. Neyzen olduğu da söylenir. Saz eserleri bestelemesi, ney ya da başka bir saz çaldığını gösterir. Çağının kaynaklarında, kuramsal bilgilerinin çok üstün bir düzeyde olduğundan söz edilir.

    Asıl önemi besteciliğindedir. Yapıtlarıyla bir çığır açmış, Klasik Türk müziğinin kurucusu olmuştur. Ondan önceki bestecilerde, bir ölçüde de olsa, Orta ve Yakındoğu müziklerinin izleri sezilir. Bu etkiler onda bütünüyle silinmiş, Klasik Türk müziği diye adlandırılan, Osmanlı-Türk üslubu en belirgin çizgileriyle ortaya çıkmıştır. Klasik üsluba bağlı kalmış pek çok bestecide, az ya da çok, onun etkisi vardır. Itrî, Abdülkadir Merâgi ve Hammâmîzade İsmail Dede Efendi'yle birlikte, Türk müziğinin gelişimini yönlendiren üç önemli besteciden biri olmuştur.

    Itrî'nin din dışı yapıtlarının başında gelen Nevâ Kâr Hâfız'ın bir gazeli üzerine bestelenmiştir. Bu yapıt çeşitli makam ve usul geçkileri uygulanarak birbirine bağlanmış ezgilerinin zenginliği yanında, kuruluşu ve titiz işçiliğiyle de özgünlük taşır. Aynı zamanda, Klasik üslubun niteliklerini de en iyi yansıtan, en özlü örneklerinden biridir. Çeşitli makamlardaki, büyük formlu öbür din dışı yapıtları, ilgili fazılların ilk akla gelen parçaları arasındadır. Din dışı küçük formlarda bestelediği hiçbir yapıtı günümüze ulaşmamıştır.

    Itrî dinsel müziğe yepyeni bir hava getirmiştir. Dinsel yapıtları, cami ve tekke müziği örnekleri olarak ikiye ayrılır. Teravih namazı sırasında makam değiştirme kuralı ile, camilerde müezzinlerin uyguladıkları çeşitli kuralların Itrî tarafından konulduğu söylenir. Bayram namazlarında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyareti sırasında okunan Segâh Sal-ât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Dilkeşhâveran Gece Salâtı, üç yüz yıldır etkilerinden bir şey yitirmemiş yapıtlardır. Özellikle ilk ikisi çok kısa birer cümle içinde yarattıkları etkinin yoğunluğu bakımından Türk müziğinde benzersiz bir sanat gücü taşırlar.

    Mevlevihanelerde, sema törenlerinde, ayinden önce okunan, Rast Naat-ı Peygamber, Itrî'nin Mevlevi müziğine en kalıcı katkısıdır. Güftesi Mevlânâ'nın bir şiirinden alınan yapıtta, güfte ile beste yetkin bir biçimde bütünleştirilmiştir. Bu naatın, bestelenmesinden sonra Mevlevihanelerdeki her sema töreninde okunması bir gelenek haline gelmiştir. Segâh Ayin'i ise, bu türün ilk güçlü örneklerinden biridir.

    Günümüze ulaşan yapıtlarının çoğunda mistik bir hava vardır. Bu yönü bir ölçüde, Mevlevi olmasına bağlanabilir. Seçtiği formlar için en uygun anlatımı bulan Itrî, cami müziği olarak bestelediklerinde, derin bir dindarlık duygusunu, Mevlevi müziği yapıtlarında, tasavuffi bir içe dönüş heyecanını dile getirmiş, din dışı yapıtlarında ise, yoğun müzik cümleleri arasında beliren düşünceli ve düşündürücü bir tavrı benimsemiştir.

    Sanatı değerlendirilirken, üslubunun niteliği ile yapıtlarındaki teknik özellikler birbirine bağlı iki düzey olarak ortaya çıkar. Itrî'nin müziği 17. yy'da henüz oluşum aşamaları içindeki bir müzik üslubunda 'klasik' diye nitelendirilebilecek özellikler taşır. Kişisel duygu ve düşüncelerini dile getirmediği, bütünüyle kendine özgü, kişilikli bir anlatım yaratabilmiştir. Müziğinin dengeli, oturmuş bir yapısı vardır; yapıtlarının en dokunaklı bölümlerinde bile, duygusallıktan, abartamadan, gereksiz süslemelerden kaçınmıştır, cümleleri açık seçik ve berraktır.

    Yapıtlarının ezgi yapısındaki özellikler ise, sanatının ancak teknik bir inceleme çerçevesinde değerlendirilebilecek başka bir yönüdür. Hiçbir bestesinde alışılmış ezgi örneklerine rastlanmaz. Belli bir makamdaki yapıtı, başka bir bestecinin aynı makamdan bir yapıtıyla karşılaştırıldığında, o makamı çok farklı buluşlar, taklit edilmeyen, benzersiz deyişlerle işlediği görülür. Bir makama bağlı müzik cümlelerini sadece komşu perdelerden yararlanarak geliştirme kolaycılığından kaçınmış, en uzak perdelere dek uzanarak, zor olanı gerçekleştirmeyi yeğlemiştir.

    Böylece ezgilerini dar bir ses alanı içinde kalmaktan kurtarmıştır. Onun müziği bu bakımdan makam ve geçki zenginliği taşır. Bu zenginlik, kullandığı usuller için de geçerlidir. Notasıyla günümüze ulaşamamış parçalarının güfteleri ile usullerini veren eski kaynaklarda, çok ender kullanılmış usullerde bile yapıt bestelediği görülmüştür.

    Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış olan çok verimli bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur; bugün ancak kırk dolayında yapıtı bilinmektedir. Günümüze kalan pek az yapıtıyla bile bugün de Klasik Türk müziğinin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatında ki olağanüstü özelliklerin bir sonucudur.

    YAPITLAR (başlıca) : Segâh Kurban Bayramı Tekbiri; Segâh Salât-ı Ümmiye; Dilkeşhâveran Gece Salâtı; Mâye Cuma Salâtı; Segâh Mevlevi Ayini; Rast Darb-ı Türkî Naat ve Sofyan Tevşih; Nühüft Durak; Nühüft İlahî; Nühüft Tevşih; Nevâ Kâr; 2 Pençgâh Beste; Hisar Devr-i Kebir Beste ve Aksak Semai; Mâhûr Ağır Aksak Semai; Rehavî Berefşan Beste; Buselik Hafif Beste ve Yürük Semai; Segâh Ağır Semai; Segâh Yürük Semai; Bayatî Çember Beste; Bestenigâr Darb-ı Fetih Beste; Dügâh Hafif Beste; Isfahan Zencir Beste ve Ağır Aksak Semai; Nikriz Muhammes Beste; Râhatu'l Ervah Zencir Beste; Irak Aksak Semai; Rast Aksak Semai; Nühüft Aksak Semai; Acemaşiran Yürük Semai; Rehavî Peşrev; Nühüft Peşrev ve Saz Semaisi.

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu 16.09.2003 - 20:27

    bestekarliginin yanisira armut yetistiriciligi de meshurdur..
    Özel asiladigi, kendi adiyla anilan Mustaa bey armudu, devrinin istanbulunda meshur imis...

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu 16.09.2003 - 20:25

    MUSTAFA ITRİ

    Klâsik Türk musikisi denince ilk hatıra gelen büyük bestekârımızdır.
    Eserleriyle, üç asırdan bu yana devirler ve zevkler aşarak muhteşem ve asil bir ses halinde günümüze kadar gelmiş ve kıymetinden hiçbir şey kaybetmemiştir.
    Klâsik Türk musikisi ananesine bağlı bütün büyük, küçük bestekârların hemen hepsinde yakın, uzak tesirini bulmak mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal yayılış ve dalgalanışlarına kulağını ve kalbini dayayarak büyük hükümdarlar, şairler ve bestekârlar devrini derinden derine teneffüs etmiş olan bu büyük bestekar; o günlerden melodilerle tablolar çizmekte ve dinleyenlere ihtişamlı bir tarih havası yaşamaktadır.
    Bestekarımız İstanbul'da Yaylak semtinde doğmuştur. Babası buhurcu olduğu için Buhuri lâkabı ile anılır. Zengin ve görgü itibariyle ileri bir aileye mensuptur. Zamanına göre mükemmel bir tahsil görmüş, şair, hattat ve bestekâr olarak tanınmıştır. Musikide üstadı Nasrullah Vâkıf Halhali'dir. Hattalıkta talik denilen nevi üzerinde bilhassa çalışmış ve devrin talik üstadı Siyahi Ahmet Efendi'den meşk almıştır. Şairliği ise, şuara tezkirelerine girecek derecededir. Gerek hattatlığı, gerekse şairliği bestekârlığının yanında sadece bir heves olmaktan ileri gitmez.
    Bestekarımız 1648 1687 yılları arasında padişah bulunan 4. Mehmet zamanında bilhassa besteleriyle dikkati çekmiştir. Tarz ve edasındaki yenilik, nağmelerindeki yüksek ruh ve derin mâna herkesi hayran bırakırdı. Bizzat hükümdar da onun hayranları arasında idi. Sık sık saraya davet olunur ve 4. Mehmet'in huzurunda fasıllar icra eder, bu arada bilhassa kendi bestelerini okuyarak onun takdir ve iltifatlarına mazhar olurdu.

    SESİ GÜZEL DEĞİLDİ...
    Sesi hiç güzel değildi; hattâ bir hayli çirkin olduğu da rivayet edilir. Fakat usulündeki yükseklik ve melodilere hâkimiyeti yüzünden herkes onu dinlemeye can atardı. Bu hususta o derece usta idi ki, on kişi ile icra olunacak bir faslı, üç kişi ile ve hattâ tek başına başardığı çok olurdu.

    ESİRCİLER KÂHYASI...
    4. Mehmet, bir gün bestekarımızın yeni bir bestesini dinledikten sonra, kendisinden bir arzusu olup olmadığını sormuş, o da esirciler kethüdalığını istemişti. O sırada enderunda 120 akçe ile musiki muallimliği yapmakta idi. Itri Çelebi şahsen zengin ve şöhret sahibi bir kimse olduğu için, böyle hiç de parlak olmayan ikinci, hattâ üçüncü derecedeki bir memuriyeti isteyişi hayretle karşılanmakla beraber arzusu derhal yerine getirildi. Halbuki onun maksadı başka idi. Yeni memuriyeti dolayısı ile İstanbul'a gelen bütün esirleri görecek ve bu sayede onların folklor musikileri hakkında bilgi edinecek ve aralarındaki güzel sesli ve musikiye istidatlı bulunanları seçip yetiştirecekti.
    Bestekarımız bir taraftan saraya devam etmekle beraber, vaktinin en büyük kısmını İstanbul surları dışındaki bahçesiyle meşhur köşkünde geçirirdi. Bu bahçenin çiçek ve meyveleri nam salmıştı. Büyük bestekâr aynı zamanda marifetli ve bilgili bir çiçekçi ve meyve yetiştiricisi idi. Nitekim İstanbul'un meşhur Mustabey armudu ilk defa onun bahçesinde yetişmiş ve onun adını alarak bugüne kadar bu isimle birlikte devam edip gelmiştir.

    Bestekarımız vaktinin büyük bir kısmını hiç şüphesiz beste yapmakla geçirirdi. Gelmiş geçmiş bestecilerimizin en velûdu olarak gösterilir. Beste, Nakş, Kâr olarak binden fazla eser meydana getirmiştir. Fakat ne yazık ki bunlardan halen elimizde ancak yirmi parça vardır. Diğerleri kaybolmuştur.
    İlk şöhretine sebep olan eser, hüseyni makamından bestelediği:

    'Dilber dile, dil dilbere fettane münasib
    Gül bülbüle, bülbül güle handane münasib, ' mısralarıyla başlayan eseridir.


    Büyük bestecinin Türk musikisi içindeki ölmez yerini tâyin eden eserlerinin başında, bayramlarda okunan segah makamındaki tekbiri ve aynı makamdaki Selât-ı Ümmiye'si gelmektedir.


    Evliya Çelebi, Itri'nin aynı zamanda hafız olduğunu kaydeder. Buhurizade çok yaşamış ve 4. Mehmet,2. Süleyman, .2. Ahmet,2. Mustafa,3. Ahmet devirlerini görmüştür, ölümü 1712 tarihine rastlar. Mezarı Edirnekapı dışında, Mustafa Paşa Dergâhı civarındadır.

    Klâsik Türk musikisinin büyük ustası Itrî'yi, bütün hüviyeti ve değeri ile tahlil etmeye ve canlandırmıya imkân yoktur.

    KaynaK:
    http://65.122.110.233/webs/osm/sistem/itri.html