mavi çiçeğin açtığı bir sabah vaktiydi
bir ışık yağmurunun içinden akıyordu zaman
altın sarısı gök
kırıldı orta yerinden
Ben yazdığım şiirlerin esiriyim,
kendi kelimelerimin duvarları arasında
bir ömür boyu mahpusum.
Sözün ateşten koridordan süzülüp kâğıda döküldüğü o dar vakitlerde
ne aklın hükmü geçer ne de iradenin.
soğuk bir sonbahar göğü çizdim
her şeyi bildiğimi zannettiğim zamanları
bir zamanlar yırtıp yaktığım resimlerden
zihnimi arıttım aşk sırlarından
kalbimi boşalttım sevgilerden
yeniden doldurdum
elisa
dağ yamaçlarıma tatlı ürpertiler bıraktın
içten içe tutuşan
uzak şafakların közüne serpilen gecesin sen
mehtapta tenimi okşayan rüzgar
hiç kullanılmamış biçimde
içim sımsıcak
içim kıpır kıpır
içim lale tarlası
içim faslı gül…
Senden başka hiçbir ilah yok
mislin yok, benzerin yok, ortağın yok
eşitin yok ve zıddın yok
ne çoksun
ne üçsün
ne de iki
bir takım zanlar içindeyim
gözlerim kapalı
fokur fokur beynim kanıyor
fikir kıvrımları arasından
akıyor bir düş damlası
her sabah ilk işlerimden biri
hava bilgisini gösteren aletin ekranına bakmak
orada yazan dereceye uygun bir giysi seçmek
sonsuza kadar hapşıracak değilim ya,
meret bir hastalık yorganı atmış üstüme
tam bir aymaz misafir çekip gideceği yok
bugün günlerden perşembe
konusu bir kurşun bir türkü bir aşk
elimle yıldız tutarcasına uçsuz bucaksız gökler
sonsuzluğun koyuluğunda karanlık bir dehliz kadar iniltili
mühürleniyorum ıssız denizlere açılan o pencereye




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!