Eski bir hastahane metaforu

İlyas Kaplan
682

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Eski bir hastahane metaforu

fi tarihinden miras bir hastane odasının
çürüyen et kokusuyla dolu karanlığında
yorgun ve yaralı bir o kadar umutsuz,
epey zamandır inme inmiş gibi kıpırtısız,
yağmurlu bir günde ne kadar da olanaksız görünüyordum
alabildiğince masum ve hüzün verici

*

hareketsiz ve sessiz bütün hastane
karanlık tarafından yutulmuştu sanki
zaman tarafından yutulmak gibi bir şey
sonsuzmuş gibi görünen.

etrafı hayaletler sarmış,
eşiklerinde ölmek üzere olduğu zamandan beri
bir ışık sızıyor merdivenlere doğru
odalarda istirahat eden sükut içindeki gölgeler
pencerelerde ki tuhaf hareketlerin yürüyüşünü seyrediyorlar
uzaktaki sönük ışığa doğru usulca

*

hafif bir küf kokusu veren cinsten
aksam ateşi için çatılmış odunlar bile
ateşimin alevleriyle yanıyordu bedenimde
bir fısıltıya dönüşerek belli belirsiz
titreyerek öksürükler dökülmeye devam ediyor
acayip ve derin bir sessizlik çökmüş
zamandan arınmış karanlık nereye gidiyordu
yüzyıllar boyunca kilitli kalmış bir mozole gibi

*

gömleğimde kuruyup kalmış kan lekeleri
donakalmış kehribar ışıltılı bir çift kan damlası
heyecan ve acının çözülmesiyle akıyor gözyaşlarım
bedenim uyanık düzenli soluduğumu duyuyorum

yeni baştan tasarlanmış biçimde
her yer ve her şey terk edilmiş, bomboş
nesneler zavallı ölümün gerçekliği içinde
çınlamalar, yakınmalar,hırslar ve acılar da öyle
pişmanlık duymam, kaybettiklerimi özlemek kadar nesnel


*

uysal gelgitlerle sürdürüyorum kendi serüvenimi
sonsuz bir sabırla günün doğmasını beklerken
çılgınlık,, şiddet, kargaşa dolu
bu yüzden yorgunluğum direnmem aynı
ıstırabımı tanımlayacak acılar kof ve sınırsız
sonra her yandan çığlıklar, haykırışlar
neyin ne olduğu kimin nereye gittiği belirsiz

*

sonbaharın son geceleri kadar mutsuz
elleri kucağında kavuşmuş bekleyen buz gibi bir hava
bozulmamış saf güzelliğini yansıtmakta
ne kıpırdıyor, ne iç çekiyor, ne de nefes alıp veriyor


soğuğu kuytu köşelerde kalmış
dağların tepesindeki karlarda griye boyanmış
bir hüznün gelip geçmesiydi başından
zaman aletinden damlayan suyun sesiydi
damlaların akışını durdursa bile devam ediyordu zaman akmaya
saatler, gece vakti görünen durgun deniz suyu kadar siyahtı
ezilmiş kiraz suları kadar toz pembe

*

binalar üzerinde mehtaptan daha fazla beyaz
ışıltılı renkli ayın ışınları altında
nefes kesen bir güzellikte parlayan şehir
mermer taştan kuleleri çarpılmış ve üşümüştü
kan kırmızısı bir renkle ışıldıyor
kutsallığı bozulmuş bir cennetten çıkan,
günahkar havanın anadan üryan bedeni gibi

*

tahrik edilen hayal gücümü çalıştırarak
işsizliğin kesif bir sis gibi çöktüğü uzun kış gecelerinde
el ayak çekilince loş koridorlarında
cadıların, cinlerin dolaştığını.

gürültülerin denizden esen rüzgarların öfkesi olmayıp
gece yaratıklarının kavga ederken çıkardıkları söylenir
zamanla tuhaf takıntılar edindim kendime
can sıkıntısından kaşları daima çatıkmış gibi duruyorum

*

karanlıkta ki tek ışık, hiç ışık vermeyen aydı
hiçbir ölümün yaklaşmaya cesaret edemediği
zaman gibi soğuk bir büyüyle karşı karsıya
lanetli çam ağaçları son nefesini verirken
bir daha hiç bir kimse görmedi gecenin gölgelerini
bir şairin kaybolup gittiğinden beri
hastahane odalarında

redfer

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 17.1.2017 19:36:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!