Perdelerini kaldır imdi, kavuşmak vakti;
alevin külle, dervişin kora dönüştüğü o mutlak hizada dur.
Mademki aşk bir ibadettir
ve toprağa düşen her fısıltı kendi kıyametini doğurur,
o halde sürsün bu yanış;
ne mazi kalsın geride
ömerdi adın
bir akşam vakti düştün toprağa
ruhun sonsuzluğa doğru yükseldi
en son kalpler sustu
güneş sustu
can damarda
rüzgar sert eserdi gecelerce kışın
lambalar bile
nefesimizin buğusuna sokulurdu
bir dev gibi
korkardım üzerimize düşen gölgelerden
hem fırtınadan
zihnimin kilitli kapılarını zorlayan o ilk fısıltı,
toprağın altında saklı kalmış en eski köklere sızar
incir yaprağından sızan o acı süt kokusu gibi tutar genzimi,
çocukluğumun kuytularından çekip çıkarır beni
ufkun ötesinde, kimselerin henüz ayak basmadığı
o sessiz kıyılarda dokunurum cevapsız kalan sırların soğuk yüzüne
en ince cetvelle hemen şimdi
eskimiş kalbimi ölçüp ölçüp
şehrin meydanlarına bırakıyorum
terk ettiğim sokaklarına ruhumun izlerine
soğuk bir sonbahar göğü çizdim
her şeyi bildiğimi zannettiğim zamanları
bir zamanlar yırtıp yaktığım resimlerden
zihnimi arıttım aşk sırlarından
kalbimi boşalttım sevgilerden
yeniden doldurdum
elisa
dağ yamaçlarıma tatlı ürpertiler bıraktın
içten içe tutuşan
uzak şafakların közüne serpilen gecesin sen
mehtapta tenimi okşayan rüzgar
hiç kullanılmamış biçimde
içim sımsıcak
içim kıpır kıpır
içim lale tarlası
içim faslı gül…
sisli bir derunilik içimde
akşamın morunu kırmızısını seyrediyorum
ufka yayılmışlar bir bir
gökyüzünün çehresine




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!