içime sızıyor
güneşin şedit kızıllığı
çatlatıyor damarlarımı
bir ateş kütlesi ki
cayır cayır yanıyor
sen adi bir tetikçisin sadece ey kalleş
alçak ve korkak bir işbirlikçisin…
namertsin…
sen beyni afyonlanmış,
yüreği taşa dönüştürülmüş bir canavarsın...
haşhaşiler gibi...
Artık ne adımı çağıran o eski nefretlerin öfkesi var üzerimde,
ne de fırtınalı geçitlerden arta kalan sarhoşluğun kalıntısı;
Ruhumun kilitli kapılarından içeri süzülen bu muazzam sessizlik,
koca bir ömrün hezimetini yumuşak bir kadife gibi örtüyor üzerine.
Sessizce yürüyorum kaza ile kaderin kesiştiği o daracık yolunda,
sus meryem
pasif bir susma olmasın susuşun
kim ne söylerse söylesin
sen sus
sadece konuşmanın
kara sevdalara karışıyor
kör geceler
birbirinden gittikçe uzaklaşan zıt kutuplardayım
beraber çağrılıyoruz her defasında
bana seslendiklerinde
sen cevap veriyorsun
senin adını söylediklerinde ben
içimizde garip oluşumlar
zamana alışamadık elisa
terkisinde karanfil tütsüleri
mutluluk vadeden yollar var önümüzde
büyüsü sarıp sarmalar bizi
sisli bir derunilik içimde
akşamın morunu kırmızısını seyrediyorum
ufka yayılmışlar bir bir
gökyüzünün çehresine
şimdi
yeni bir şeylere başlamanın zamanı
uzun süredir kırgın olduğumuz
eski bir dostun
eskimeyen sesine
merhaba demenin
yine ılık rüzgarlar eser
ikindi vakitleri
yağmurlar yağar
güneşin son kızılından
düşen her damla
kim bilir kaç evvel




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!