kim bilir
hangi limana uğramış seyr ü seferlerin
hangi gönül şehrinin gök katlarını hangi renge boyamış
kim bilir
sonsuzluğun içinde
deniz mavisinin akışkanlığında derinlik arayarak
kaf …ha ..ya …ayın…sin…aşkına
siz ey, evvelce kömür karasında yalan
sonra gönül yarasında parlayanlar
siz zambak zambak...
binlerce hu nağmesi gizli her nefeste
saklı lütufların tecellileriyle tüter farklı bir büyü
Allah’a davet eden o ilahi sesler
o mübarek nağmeler her mahalle dağılır
inleyen gönüllerde nurani bir içtenlik
sıcacık demli bir çaydın
lokmalar kopardığım simidimdin
gün doğumuydun
güneşin ilk ışıklarıyla indiği yerde
öylesine bir keyiftin
ölümle amansız vuruşan kahramanlar
kah devasa rüzgarla doldurdular yelkenlerini
kah bir duvar kağıdına çakılı kaldı gözbebekleri
hayalsiz ve emelsiz yaşlanan çiğdemler anlattı
kış gecelerinde yere düşen karların hikayesini
Öyle bir şehrin koynundayım şimdi, adı başka, tadı yarım
..,bakma sen gözlerimin daldığına,
sisli bir pazar sabahı gibiyim sadece
efkarımı dağıtacak,
sen manzaralı bir pencere arıyorum şimdi
uzak dağların ardından
silah sesleri ve ölüm çığlıklarını değil
lodos fırtınası karadenizle boğuşurken
sahile gidip gelirken
azgın koyu mavi dalgalar …
iki gün iki gece
bir eşi de göklere düğümlenirken
ve önümde gidemediğim kadar sensizlik
geceler sus
şehir sus
ben sus
ve önümde gidemediğim kadar sensizlik
geceler sus
şehir sus
ben sus
bilsen




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!