soğuk bir sonbahar göğü çizdim
her şeyi bildiğimi zannettiğim zamanları
bir zamanlar yırtıp yaktığım resimlerden
zihnimi arıttım aşk sırlarından
kalbimi boşalttım sevgilerden
yeniden doldurdum
hiç kullanılmamış biçimde
içim sımsıcak
içim kıpır kıpır
içim lale tarlası
içim faslı gül…
elisa
dağ yamaçlarıma tatlı ürpertiler bıraktın
içten içe tutuşan
uzak şafakların közüne serpilen gecesin sen
mehtapta tenimi okşayan rüzgar
fi tarihinden miras bir hastane
epey zamandır inme inmiş gibi kıpırtısız
ne kadar da olanaksız görünüyor
olabildiğince virane
sakin ve sessiz geçti son yıllarım
anladım ki ilk yolculuk
kendi dahilinde olmalı
yakın gözüken menziller
ne kadar uzakmış meğer
nice yürüyüşler bitti
sobamızın kül attığı günlerde
buğusuna vurulmuştuk istanbulun
öfkemizin şimşeklere dönüştüğü günlerde
İstanbul sokaklarında üşüyen
çocuklar gibiydik
sen adi bir tetikçisin sadece ey kalleş
alçak ve korkak bir işbirlikçisin…
namertsin…
sen beyni afyonlanmış,
yüreği taşa dönüştürülmüş bir canavarsın...
haşhaşiler gibi...
nice zamandır
uykular bölünüyor simli aynalarda
gecenin son vaktine
efkar yağıyor onlarca
kör kuyulara gizlenmiş
sus meryem
pasif bir susma olmasın susuşun
kim ne söylerse söylesin
sen sus
sadece konuşmanın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!