Uzak köşelerde Şiiri - İlyas Kaplan

İlyas Kaplan
1665

ŞİİR


17

TAKİPÇİ

Uzak köşelerde

zihnimin kilitli kapılarını zorlayan o ilk fısıltı,
toprağın altında saklı kalmış en eski köklere sızar
incir yaprağından sızan o acı süt kokusu gibi tutar genzimi,
çocukluğumun kuytularından çekip çıkarır beni
ufkun ötesinde, kimselerin henüz ayak basmadığı
o sessiz kıyılarda dokunurum cevapsız kalan sırların soğuk yüzüne

nefessiz ve ritimsiz bir mahkûmiyet bu;
ne zaman gözlerimi kapasam,
kendimi terk edilmişliğin kimsesiz kucağında bulurum
rüyalar ki alnımın kırışıklarına birer kelepçe gibi vurulmuş;
ebedî bir uykuda, ebedî bir sorgunun hücresindeyim
gözyaşlarım toprağa düşmez artık,
kendi içimdeki o derin denizlerin kimsesizliğini besler durur

ötelerde bir Yusuf kurtulsa kuyudan,
benim yalnızlığım yine o dipsiz karanlığın koynunda nöbet tutar
başka zamanlardan kopup gelen yetim ve öksüz umutlar,
yitik bir sevdanın kokusuyla sarmalar yaralarımı
kalbimin en küçük zamanlarında,
en uzak köşelerinde sakladığım o gökleri çatlatacak aşklar birden ayaklanır

yüreği kundaklanmış sevdaları alır,
ruhumun o soğuk ve taş duvarlarına çığlık rengi resimler diye asarım
her bir resim bir yangın ölüsüdür aslında;
ne tükenmeyi bilir içimde, ne de tamamen küle dönüp susmayı
ve ben, dumanı tüten hatıraların arasında,
yalnız kendi iç çığlıklarımı dinleyen bir yabancı gibi kalırım

kalın hatıralar birer ağır adımla yürür nabzımla birlikte,
damarlarıma dökülür ince ince
her aynaya baktığımda karşıma dikilen o hüzün,
dışarıda değil, ta gözlerimin bebeğinde birikir
çok yakın, hep yakın ve kaçılması imkânsız bir tavır gibi yapışır yüzüme,
soluğumu keser.

dudağıma biriken o acı,
her saniyede göğsümden kopan bin ah ile birleşip
çıkmaz sokaklara dökülür
yalnız odalarda sakladığım damla damla özlemler,
kanadı kırık bir kuşun çırpınışıdır kendi kafesinde
ne zaman kaçmaya çalışsam kendimden,
çocukça bir saklambaçta gibi sobelenirim tam da göğsümün ortasından

hiç gitmediğim şehirlerin sokaklarında dolaşır ruhum,
hiç tanımadığım kaldırımların yağmurunu iç erim
bir yerlerden düşen o serin damlalar,
nefesimin hararetini dindirir sanırım bir anlık
oysa hüzünler bir tufan gibi gürleyerek gelir,
bir yangın ölüsü gibi sürüklenir içimdeki o dik yamaçlarda
bin bir türlüsü dolaşır kanımda;
kimi bir anne dualığı kadar masum,
kimi bir ayrılık kadar amansız ve keskin.

savrulurum meçhul diyarların görünmez haritalarında,
yönümü kaybettikçe kendime daha çok yakalanırım
gece çökerken üstüme,
rüzgâr bile terk eder bu viraneyi;
ben yine kendi yangınımın külleriyle kalırım baş başa

evvel emirde zihnime yerleşen o ağır cümleler,
birer birer dökülür gecenin simsiyah kâğıdına
zamandan ve mekândan azade bir sürgün gibi
gezinirim kalbimin o çok odalı, karanlık sarayında
her köşede bir hatıranın gölgesi,
her adımda geçmişin acı tatlı o unutulmaz, o sarsıcı kokusu.

asmada aşk öpücüğü kadar sıcak,
ama bir o kadar da hayal gibi uzak ve erişilmez artık her şey
zaman durur, saatler ritmini kaybeder;
alnımdaki kader çizgileri birbirine karışır
sonsuz mavilik dedikleri şey,
belki de bir şairin yalnızlığa verdiği
o en derin, en mahzun isimdir

şimdi bütün çıkmaz sokakların sonunda durup bakıyorum
ardımda bıraktığım o uzun, engebeli yola
ne kırık kalbimin sızısı bindi,
ne de aynalardaki o tanıdık hüzün çekildi yüzümün kıvrımlarından
ben yine aynı şairim; kanadı kırık yüreğini yalnız odalarda saklayan,
çığlığını resimlere gizleyen.

içimdeki bu tufan kalksa da şahlanıp,
bu yangın ölüsü sarmalasa da dört bir yanımı,
susmam artık
ebet ve sonsuz olan tek şey,
bu mısraların arasına bıraktığım o yetim ve öksüz sevdadır
ve her mısranın sonuna düşen,
ruhumun ıstırabıdır.

redferî

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 23.11.2016 18:50:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!