Düşme ,Gazel-i Pend-nâme-i
Ey gönül, sırr-ı hakîkatle uyan uykudan,
Mahşer-i dehr içre bî-çâre vü nâlân düşme.
Hüsn-i mutlak dileyen can ü dilden vazgeçer,
masmavi gökyüzünde asılıp kalmış
düşmüş örümcek ağının tam ortasına
bir sineğin titrek bacaklarında ki ölüm
beynimin hasret kıvrımlarına oturmuş
akıp gidiyor ılık bir su gibi
vuruyor öylece sıcacık kalbimin üstüne usul usul
Bir üflesen, uçar gider
büyür de büyür cümleler
senden hem zamanını çalar hem emeğini
Kelimeler devleşir, pervane olur peşinde.
Yorgun bir nehir gibi akıyor zaman,
Kıyısında biriken o taşlar
Ağırlaştı,
Şimdi avuçlarımı kanatıyor.
çıtır çıtır yanardı sobalar
içinde sevgiyi, şefkati, dostluğu, birliği saklardı
üzerinde ağzına kadar çay dolu çinko bir çaydanlık
yanı başında kestaneler
hey gidi günler
Bana dokunma.
Dokunsan bile parmakların buz gibi,
bir yabancı gibi geçip gidecek tenimden soğukluğun.
Hem de en yanlış zamanda,
hayalin kol geziyor
puslu… karanlık… sessiz…
lal dilli…
buğulu gözlü
pencere camlarına yansımış buğusu
rüzgar sesi yankılanıyor…
ölümsüz güneş ol
bir avuç hezeyanlardan ,başka başka renklerden
başka başka seslerden
bir başka resme boyansın hayallerin
kışa dönüşmüş buzdan, soğuktan her ne varsa
göbek bağından hala bağımlıyız
atmaya çalışırken ilk adımları yeryüzü ayak altında
yaşadığımız şu dünyada ya hiç ayna yok
ya da o aynalara bakacak yüzümüz
kırık aynaların önünde
kim dermiş suların dili yoktur diye
ilk lafı tağutlar söylerdi belki
lakin son sözü hep sen söylerdin
susmak sana yakışmazdı
sen susarsan zulüm konuşurdu
masum çocuklar huzura susardı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!