ellerim buz,
bedenimde bir ürperti
içimde bir korku,
etkisindeyim, içime sığmayan bir şeylerin
irice bir düş geçiyor göz hizamdan
tek kanadı kırık yaralı bir kuş misali
arşın gölgesi altında
alnımızı ve göğsümüzü sıvazlayan
en fırtınalı
en sıcak dönemi
kırılganlığı yaşıyoruz
ve gecenin sesini işitirim ben bir yapraktan döküldüğünde
bir ağaç arkasında rüzgarın öksürdüğünü ben duyarım
suyun hapşırmasını
geçtiğinde her taşın deliğinden
balkonların tavanından kırlangıçların cik,cik seslerini
yüreğimde amansız bir çöl fırtınası
her an artıyor
halden hale giriyor
yüz ekşitiyor
surat asıyor
hesap soruyor
incir çiçeği kokar mavi gecelerin vahşi şehirleri
asırlar geçmiş aradan lanetlerle muzdarip
elinde yeşil asası Sultan Süleyman
halbuki büyülü bir cennet vaat etmişti
ışığın sancaklaştığı Anadoluya
incir çiçeği kokardı mavi gecelerin vahşi şehirleri
elinde yeşil asası Sultan Süleyman
büyülü bir cennet vaat etmişti
ışığın sancaklaştığı Anadoluya
bir vakit nallar altında Asya’nın seccadesi
ah ile sancılı anneliği tecelli etsin meryemlerin
sürgün çölünde ,susuz ateşler içinde
zamanları serinlik ağırlasın
sarsılsın zemin ,uçuşsun kumlar
çöle yağmur çağırmak için
bir çaresizliktir artık taze çimen rüyası
sen hiç uyudun mu,
kaç gece içerir bir darağacının dehşeti
garip ve sonsuz geçen ürpermeler
kaç gecelerde mermi sesleri…
Mendil balkona asılmış çamaşırlarda esiyor rüzgâr.
Paldır küldür, aceleci…
Bir mendil koptu çamaşır mandallarının ucundan.
Mendil kısmı, rüzgârla uçmayı pek sever.
Mendil gitti,
daha doğrusu gitmedi de uçtu,
davutla güreş tutup,
sırtının yere gelmesine izin verecek denli alçakgönüllü olan yahova
kenan ülkesine
acı,gözyaşı ateş ve ölümden başka ne getirdi
sayfalara sığmayan,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!