İçim aylardır tarifsiz bir hüzünle eziliyordu
Ama nihayet gelmesini beklediğim o gün geldi
ve kuvvetli bir ümit ışığı
hüznümün buzdan dağlarına güneş olup vurdu.
Olabilir.
Onlar dilsizdirler oğlum
Sevmeyi de özür dilemeyi de beceremezler.
Böyledir eski adamlar.
Sevgiyi tanısam da
dinlerken
neyin içime işleyen o naif, eşsiz sesiydi
huşu veren hoş sedasıydı
hissiydi maddeden soyutlayan
hayatın sırrıydı
gel yürüyelim
yüzyıllar önce gerçekleşen
kaderimizi yeni baştan yazan
bir yürüyüşün gölgesine sokalım başımızı
yürüyenlere eşlik edelim yokuşta
gözleri ufukta
susmuş bir yanardağ
küllenmiş bir ateş
akmayan bir ırmak
kokmayan bir gül gibi
söylesene
ne mecnunca yürüyüş bitti
ne leylaca adımlar kesildi bu çölde
her gün bir nevi yalvarışların çok başka türlüsüydü
bütün ahengimi kaybedip kaç kere uçurumlarına düştüğüm
bilir misin ölümün simsiyah olduğunu
siyah bir sayfada daha da siyah bir mürekkeple yazıldığını
nicedir içimin içinde bir yerde akar bir şeyler
ömrümün yatağında
sessizce çağıldayan berrak dere gibi
bu sesin çağırdığı yatakta
Kalbinin doruklarından umutlarıma bir teselli gönder
Darmadağın zamanlarım şimdi sevgine muhtaç
Haykırır sinemin her zerresi sana ihtiyacını
Yangınlara dönüşür yalnızlığıma düşen ateş
Cennetteki köşkünden melek ol gel imdadıma
Dua serinliğinde uyut beni kollarında anne
bir insanın çığlığı her insanın dudağına borçtur
bir insanın düşüşü diğerlerinin ayağının ucunda uçurumdur
bir insanın yarası tüm insanların tenini çiziktir
bir ışık düşer gök dergahından derviş yüreğine
şuursuz yangınlar bekler evvelce zamanlarda
ay ucu değsin diye tinsel yaranın can merkezine
ah olup arşa yükselsin diye ruhun serzenişi
yerle gök arasında kızılca şafak uykusuz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!