Sararmış bir kaç ağaç yaprağı daha düşüyor.
Belki bir kar tanesiyle,
belki de yağmur.
Seninle geçen günleri yâd edip,
hesap soracağım ayrı kaldığımız tüm zamanlara.
Duygular mutluluktan ıslanınca hani
Sıcağında kalpler ısınır
Gözyaşları avare gözyaşları derbeder
El ayak çekilmeden ruh sahnesinden
Rüyalara bir nebze özlem sunulur
su sesi yaprak hışırtısı kuş cıvıltısı gibi
bazen de haşarı bir çocuk gibi oynaşır
akşamın koyulaştığı demlerde
memnuniyetini salar dağ başlarına
en baş döndürücü düşler dünyasına
kanatları kağıttan bir uçak uçtu
pencerenin açık kanadından
sarı teneke kutuları
sardunyaların arasından
Bu kadim topraklar bir harita değil,
bir sevgilinin avucundaki çizgilerdir.
Ben o haritanın en kuytu yerinde
senin adını fısıldıyorum dört bir yana
ve her seferinde
ebabillerin kanatlarında
bir menzile yol almış gibiyim
güneş kadar yanık
denizler kadar sırılsıklam
bir bahar daha çiçek açmış
Henüz gün doğmadan, şafak sökmeden önce,
o her zaman geçtiğiniz sessiz sokağa ilk adımı atarsın,
Mor bir gökle örtülür kaldırımlar bu erken saatte,
Belki de bir yerlerde şimdi
herkesin her zaman yaptığı bir şey yapılıyordur.
Bir yudum su içiliyordur mesela.
Besmele seslendiriliyordur bir işe başlarken.
Bir kapıdan içeri sağ ayakla giriliyordur.
Sağ yanı üzerine yatılıyordur uyumak için.
uzaktalar şimdi
belki de sen uzaklaşmışsın
belki de şartlar uzaklaştırdı seni
ekim vakitlerini beklerken
yahut eksik bir şeyler var
yorulmuş, yolunu kaybetmişsin
her akşam yakıp yıkılan şehirlerde
kül olup kavrulmalı harabe görüntüler
bir yerlerde bir cümle olmalı
bir inkılap olmalı
vedaların alaca karanlığında
rüyaların akışı değişmeli




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!