Düş mevsimi Şiiri - İlyas Kaplan

İlyas Kaplan
682

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Düş mevsimi

ayrılığı biliyor musun
yaşarken kaç kez çıldırmanın eşiğine geldiğimi
kaç kez soğuk sabahlara kadar gördüğüm düşleri
hangi acıların arkasında gizli
taş duvarların esmer koridorlarında
her köşesi mosmor kocaman taşlardan
duvarlardan kanlar sızdığını
hiç durman aktığını biliyormusun

biliyor musun kaç kez anlattığımı
evvela ayrılığın her merhalesini
her bir dakikasını her bir ayrıntısını
var olmuş olacağından emin olduğum her gece
yansıdığın aynalara
aynalardaki her görüntüye

biliyor musun tahayyüllü bile ne kadar zordu ayrılığın
tek başına taşıyamadığım yangınlar sönmedi bir türlü
zihnimde kemikleşen musallat fikirler
nereye gitsem ve ne söylesem nafile
kesilmek bilmez kulak çınlamaları
ince uzun çizilmiş kalp sancıları
vehimler dolu ruh hafakanı
nereden başlayıp nereye gittiklerine dair hiç bir fikrim yok

biliyor musun benimkisi izah edilemez başıboş ruh haleti
ne uydurma bir rüya nede hülyalardan ibaret
çöreklenen her illetle ortalık birbirine girmiş
her bir buhran farklı bir ayrılığa sebep
artık aynalara da güvenim yok...

biliyor musun yeni bir makus cinnetin içindeyim
bir adı olsa gerek... adını sen koy
pencerenin arkasından seslenip durur
acı bir rüzgar eser kar savrulur
kar rengi bir örtüye bürünürüm…

biliyor musun şu bir kaç saatlik zaman diliminde
kim benimle konuşuyor tatlı tatlı
bir bardak su, bir fincan kahve içmek için
sigara tüttürmek, başının ağrısını dindirmek istercesine
hıncahınç eşya ile dolu odalarda
burnunu cama dayayarak dışarıyı seyretmeye koyulmuş
sanki üç beş dakikası var
ha gitti ha gidecek
öylesine tuhaf üçüncül bir duygu ki
aşk kadar yıpratıcı, bencil, kaprisli ve kıskanç

biliyor musun senden sonra
henüz hiçbir kimseyle senin gibi hiçbir şey konuşmadım
hiçbir kimsemde olmadı senin gibi beni dinleyecek
hiçbir kimseye de anlatmadım
bahçedeki yapayalnız elma ağacını
rüzgarda eğilip kalkan çarpık çurpuk dallarını
uçsuz bucaksız gökyüzünü
ağır ağır inen çok şekilli kar tanelerini

biliyor musun herkesin bir kimsesi var
bir yetim bir öksüz bir sen bırakmışsın ardında
bir mezar kadar yalnız tek başına
henüz doğmamış vakitlerin kokusunu içime çekiyorum
sağdan soldan zıplayan başıbozuk sesleri
gelip gidip arabaların sessizliği bozan gürültülerini
yüzü çizik plağın cızırtılı şarkı nağmesini


biliyor musun hayallerin üzerine nasıl kilit vurulduğunu
nasıl bir sürgü çekildiğini
günlerce gecelerce en ufak bir şey yemeden
öylesi bir şey ki yaşadıklarım
açlık hissetmiyor susuzluk da duymuyorum
sensizlik içinde senle iç içe
seninle duyuyor seninle görüyor
seninle konuşuyorum…

biliyor musun çılgın diyorlar mecnun diyorlar
bitmiş bir aşkın üzerine oturup kendinden geçmiş
en acı en gereksiz ruhsal ıstıraplarla muzdarip.
siz ey gökteki ışıklar sizde bana çılgınlık verin
hezeyanlar,yıldırımlar kırmızı beyaz şimşekler verin
karanlıklar verin korkutun beni
hiçbir gözün görmediği ateşler verin
ağlatın ve inletin beni
içimde ki ruh mecnunluğunu bir daha ispatlasın
çöl menzillerinde en büyük sahralarda

biliyor musun kimi zaman düşünü hayra yoramayan havva gibiyim
kimi zaman af dileyerek kırk yıl gözyaşı döken adem gibi
kimi zaman katı bir günaha bulaşmış kader yaşadıklarım
kimi zaman ışık kervanlarının çıngıraklarıyla uyanan seher
kimi zaman ağaçların ırmakların konuştuğu rüzgar
kimi zaman sanki bir cennette uğultuyla uyanan
bezm-i ezelde gibiyim
adı sen cismi sen kıyamet sendin cennette sen


biliyor musun sarp yokuşları çıkmak için ödenen bedeller var
hayal zamanlarından kalma yıkılmış beldeler var
her şehrin hatta her semtin bir sahibi var
dört gözle yolunu gözleyen göğsü titreyen var
kalbim de daha ileri gidemediğim bir yerler var
seni görünce peydahlanan gölge üstüne gölgeler var
cisminin yansıması ayanla beyan arasında
sırrıyla ayna arasında, seninle benim aramda
bir o kadar ince bir o kadar görünmez …


biliyor musun giderken son bakışını unutamadım
buluttan buluta yayılan bir ışığın altındaydım sanki
ılık rüzgara katılmış bir zamandan süzülmüş
semadan yıldız yağıyordu
altın salkımlı buğday renkli saçlarının aksı
gözüme çarpıp çarpıp geri dönüyordu
bir goncanın yapraklarındaki damlaydı gözyaşların
su damlaları serpiliyordu mavi renkli bulutlardan
pembe çiçekler iliştiriyordum saçlarının arasına

biliyor musun pınarlar akıtıyordun
bir zümrüt denizinin kıyısından çıkmış gibi
duyulası bütün sesleri bastırıyordu hıçkırıkların
fırtına uğultusu, kasırga bulutu dağlar parçalayası
bir yanım ruh, bir yanım toprak
bir yanım sevinç bir yanım korku
nefes nefese her zerre ayrılıktı


biliyor musun hüznünü yaşıyorum ahdedilmiş zamanların
bir veda yazısıydı mektubunda ki şifreler
üzerindeki işaretler ayrılıklara kilitliydi
harf harf kelime kelime son satırına kadar
mermer bir zemine yerleştirilmiş satranç tablası gibiydi

biliyor musun gırtlağına kadar guruba meyletmiş
her şeyden azade gök ve yerin değişmez sonsuzluğunda
batmakta olan güneşin kızıl kızıl ışıldayan yüzü gibiydin
ufkun derinliğinde sessizce uzayıp giden
som altından yontulmuş bir heykel gibi
akşam karanlığına çökmüş

biliyor musun bembeyaz kumsalında
dalgalarını ardı ardına gönderen lacivert uğultusu gibiydin
sanki rüyasından az önce az evvel uyanmış
zihni bir çocuk zihni kadar boş
unutulur gibi değil bu öksüz hikaye
kalbimin bir yerinde hep kırık hep buruk
içinde yakan kavuran derin bir kasvet
gel deyince geldim gitmek senin elinde
belli ki bundan böyle hiçbir şey değişmeyecek
bir ayrılık ki artık geri dönüşü yok

redfer

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 30.11.2016 00:34:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!