Varlığın,
yıkıp yıkan sellerin tortusundan alarak düşlerimi,
bir baharı emziren sesine taşıdı ağlayan çağlayanlarda.
Ardında ne bir iz kaldı,
ne geceden sabaha sarkan bir sima
Sorgunda
Sorduğun her soruya
cevabım vardı aslında.
Ama yüzünü seyretmek varken,
zaman kaybından başka nedir ki
Ey, her mevsimi kış eden hüznüm...
Ey, göç eden özlemlerim,
depremlerle sarsılan, güvendiğim dağlar...
Ey, diz çökmüş halime meraklı utancım,
içimde büyüyüp beni sırtımdan vuran hayallerim,
melankolik hüzünlerim...
İnsan,
hep aynı yol ayrımında beklemekten,
bir çift gözde
kendine küçücük bir yer aramaktan yoruluyor.
Ve gün geliyor,
Herkes giderken bir dönen olmalı
“Ben de seninle kalıyorum” diyen.
Tüm kapılar kapandığında bir kapı açık kalmalı.
Bir kol uzanıp çekmeli içeri seni
“Yalnız değilsin, bak ben de buradayım” demeli.
Aynı hâllerinle herkesi mutlu edemezsin. Bütün resimleri aynı renklerle çizemezsin.
Şahsına münhasır hâllerin çocuğudur aşk; birine söylediğin sözü bir başkasının gözlerinde çoğaltamazsın.
Her sevdanın kendine ait bir dili, yalnız iki kişinin bildiği bir anlamı vardır.
Günışığı resmini çiziyor pencereme bu sabah.
Dışarda koşan çocukların senin kucağına koşar gibi bir halleri var.
Uyandın
gün uyandı dallarıma.
Gözlerimizin yorgunluğuna,
kalbimizin yarasına fısıldayan
bu efkârlı gecenin
her dediğine kanma.
Gün ağırdığında,
Kapat kapıları.
İçeri kitlen,
Sakla yüreğini kitli sandıklara
Sevmek,
kanayan bir yürüyüştür içe doğru,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!