Gittin…
Bir kapı kapanır gibi değil,
bir ömür içerden sürgülenir gibi gittin.
Gülüşünün ağırlığını taşıyamayan narin omuzlarınla
yine de hayata tutunursun sandılar.
Gözündeki acemi avcı,
hiç sevdalanmamış.
Aşkı tanımıyor,
ama ben nereye gitsem
namlusu o yöne dönüyor.
Bu coğrafyada ölümün bütçesi yoktur.
Bir annenin kederiyle tartılır yoksulluk.
Bir damla umut,
İki lokma korku,
Üç vakit susmak:
Kısa ömrün özeti budur.
Zehirli bir suskunlukla büyüttüler bizi,
her sözümüz, bir kırbaç gibi indi sırtımıza.
Ama artık suskunlukla değil,
sözün ateşiyle yürüyoruz zamana!
Tarihi yazan kalem olmasak da,
Kırıldığında insan ölmez, ama içinde bir şeyi sessizce gömer.
Bu ne öfke kadar gürültülüdür
ne nefret kadar karanlık.
Bu bir kapının yavaşça kapanmasıdır;
kimse duymaz.
Kırgınlığım öyle derin ki
adını duymakla başlıyor
içimdeki zelzele
İzini silebilsem
iyileşeceğim belki.
Kendine düşman ettiğin pişmanlıklarını abartma,
Hayal kırıklıklarını sevdiklerinin mutluluğunda onar.
Umutsuzluklarında,
geride kalmış ömrünü düşün,
nasıl büyüdüğünü düşün
Kırılıp gidenler oldu.
Avuçlarımda sesleri,
dokunsam kanayacak
ince bir cam sessizliği.
Sırtımı döndüğüm yollar
Korku;
Karanlığın kuytusunda saklanan kırık bir aynadır.
Bakarsan yüzünü bin parçaya böler,
her yansımada
henüz akmamış kanının sızısını duyarsın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!