Muhtemelen sarılmayı icat eden dilsizdi ve sevgiye dair herşeyi bir çırpıda anlatmak istiyordu
Hiç kimse kendini yaşamıyor.
Şiirler ondan güzel.
Bir ömür susuyor insan,
bir dize konuşuyor yerine.
Öpemediği bir yüzü
Çocukların payından yaşıyoruz neşeleri.
Acılara seyirciyiz,
ölüme övgüler diziyoruz.
Ondandır alnımızda kan lekesi.
Ondandır; yıldızların geceyi bir kefen gibi giyinmesi ve
Gidişime aldırma,
kırılganlığıma da.
Paylaşsan benimle bu çıkmazları,
gitmezdim belki de.
Yine de uzakları göze alacak hal değil benimkisi,
benle gitmeyen bir şeyler var,
Ben seni söze nakış nakış işlerim de
Senin gönlün kekeme!
Ne fayda?
Duyuyor musun?
Dağların derin yarıklarından sızan,
toprağa karışmış adımları,
yakarışları,
son nefesleri,
adakları...
Gözlerin…
bir yangının sessiz tanığı.
Dudakların,
söylenmeyen cümlenin kıyısında bekler.
Tenin,
Gülüşün; çocukları bahar vakti güneşe,
Karlı kış günlerinde eve çağıran annedir
Beni yetim koyma olur mu?
Duruşunu maviden derleyen kadın,
asi yanım, gizemli masalım;
her yerde çıkıp durma karşıma.
Duruşunu rüzgâr sanıyor kuşlar,
çarpıp duruyorsun kanatlarına.
Göğsünde deli bir rüzgâr,
gözlerinde uzak yollar,
hiç bir mekana sığmaz,
yürürsün kendi yangınına.
Tuttuğunu koparır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!