Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Bedri Tahir Adaklı
Bedri Tahir Adaklı

HAKSIZLIĞI HAK BİLENE HAK DAVA ETMEK HAKSIZLIK OLUR..

  • hayat17.12.2017 - 21:35

    A. Z. Rumuzlu okuyucumuz: “Onuncu Sözde Zeylin İkinci Parçasının Birinci Makamında ‘hayatın yirmi dokuz hassası’ tabiri var. Bu ne demektir?”
    Bedîüzzaman Hazretleri, “Allah’ın rahmet eserlerine bir bak: Yer yüzünü, ölümünün ardından nasıl hayatlandırıyor! Şüphesiz O, ölülere de böylece hayat verecektir. O, her şeye Kadirdir”1 âyetinin bir tefsîri sadedinde Hayy ismini incelediği Otuzuncu Lem’a’nın Beşinci Nüktesinde hayatın ve mahiyetinin ne olduğunu yirmi dokuz maddede bildirir. Hayy ve Muhyî isimlerinin mühim bir tecellîsi olan hayatın yirmi dokuz önemli özelliğini, anladığımız kadarıyla kendi ifadelerimizle buraya alalım:
    1- Hayat; bu kâinâtın en ehemmiyetli gâyesidir.
    2- Hayat; bu kâinâtın en büyük netîcesidir.
    3- Hayat; bu kâinâtın en parlak nûrudur.
    4- Hayat; bu kâinâtın en lâtif ve en hoş özüdür, mayasıdır, hamurudur.
    5- Hayat; bu kâinâtın gâyet süzülmüş bir çekirdeğidir.
    6- Hayat; bu kâinâtın en mükemmel meyvesidir.
    7- Hayat; bu kâinâtı olgunlaştıran en hârika mekanizmadır.
    8- Hayat; bu kâinâtı güzelleştiren en güzel yüzdür.
    9- Hayat; bu kâinâtın en güzel süsüdür.
    10- Hayat; bu kâinâtın unsurlarını birleştiren bir sırdır.
    11- Hayat; bu kâinâtın birim ve parçalarının birlik bağıdır.
    12- Hayat; bu kâinâtın mükemmel oluşunun kaynağıdır.
    13- Hayat; san’at ve mâhiyetçe bu kâinâtın en hârika bir rûh sahibi sırrıdır.
    14- Hayat; bu kâinâtın; en küçük bir mahlûku, bir kâinât hükmüne getiren mû'cizeli bir hakîkatidir.
    15- Hayat; bu kâinâtın özünü ve özetini her küçük mahlûkta toplayan bir kudret mû'cizesidir.
    16- Hayat; en küçük bir mikro-parçayı en büyük bir kütle kadar büyük kılan, en küçük bir canlıyı bir âlem hükmüne getiren ve sevk ve idâre cihetinde kâinâtı bölünmesi ve ortaklığı kabul etmez bir bütün haline getiren fevkalâde hârika bir İlâhî san'attır.
    17- Hayat; bu kâinâtın mâhiyetleri ve parçaları içinde Hayy ve Kayyûm olan Allah’ın varlığını, birliğini ve Allah’ın birlik tecellîlerini gösteren işâretlerin en parlağı, en keskini, en kesini ve en mükemmelidir.
    18- Hayat; Allah’ın san’at eserlerinin hem en gizlisi, hem en görüneni; hem en kıymetlisi, hem en ucuzu; hem en nezîhi, hem en parlağı ve en mânâlısıdır.
    19- Hayat; sâir varlıkları kendine hizmet ettiren nazlı, nâzik ve nezîh bir Rahmet cilvesidir.
    20- Hayat; Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının gâyet geniş bir tecellî alanıdır.
    21- Hayat; Rahmân, Rezzâk, Rahîm, Kerîm, Hakîm gibi çok isimlerin cilvelerini kendinde toplayan; rızık, hikmet, inâyet, rahmet gibi çok hakîkatleri kendine tâbi eden ve görmek, işitmek ve hissetmek gibi bütün duyguların kaynağı olan Allah’ın eşsiz bir hilkatidir.
    22- Hayat; bu kâinâtın tasfiye ve temizlik yapan, terakkî veren ve nurlandıran büyük tezgâh makinesidir. Öyle ki, milyarlarca zerreye ve hücreye yuva olan her canlı vücut, o zerrelerin vazife yapmaları, yaratılış tâlimat ve emirlerini yerine getirmeleri ve böylece nurlanmaları için bir okul, bir kışla ve bir misâfirhane hükmündedir. Hayy ve Muhyî olan Cenâb-ı Allah hayat makinesi vasıtasıyla, bu karanlıklı, fânî ve süflî olan dünya âlemini lâtifleştiriyor, ışıklandırıyor, bir nev'î bekâ veriyor ve böylece bâkî bir âleme gitmeye hazırlıyor.
    23- Hayat; iki yüzü, yani mülk ve melekût yüzleri, yani dış ve iç yüzleri parlak, kirsiz, noksansız ve ulvî olan, perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya Allah’ın kudret elinden çıkan bir müstesnâ mahlûktur.
    24- Hayat; altı îmân rüknüne birden bakan ve ispat eden bir yüksek hakîkattir.
    25- Hayat; Allah’ın varlığını ve benzersiz ve ezelî hayatını gösteren bir yüksek bürhandır.
    26- Hayat; âhiret yurdunu ve âhiret yurdundaki bâkî hayatı tam bildiren bir büyük delildir.
    27- Hayat; meleklerin hayatlarından haber veren bir nûrânî hakîkattir.
    28- Hayat; peygamberlerin hayatlarına, kitapların hayatı anlamlandırmalarına, Allah’ın kader ve kazâ ile hayatı yönlendirmesine pek kuvvetli bakan ve bildiren bir mânevî göstergedir.
    29- Hayat; bu kâinâtın en mühim bir İlâhî maksadı olan şükür, ibâdet, hamd ve muhabbeti netice veren bir büyük sırdır

  • Ne edersen kendine, edersin kendi kendine18.10.2017 - 21:11

    Birine bir kötülük eden kimse büyüklüğü kadar mahkeme-i kübrada hakkını ödemiş olur
    yani cezasını da çeker. Haksızlığa maruz kalan kimse kaybettiğinden daha fazlasıyla
    lezzetlere mazhar olur. Edenin ettiğinden fazla kaybı olur.
    Ama iyilik etmişse binlerce defa iyiliklere sahip olur.
    DOLAYISIYLE İyilik de kötülük de edene geri dönmüş olur. Yani KENDİNE EDER

  • ...yahudi...27.12.2016 - 22:50

    Kendine ait değilse Bir ELMA İÇİN bir ağacı kesebilir.

  • şeriat30.06.2012 - 13:35

    Tabiat dedikleri şey, bir matbaadır, tabi’ değildir. Tabi’, ancak kudrettir. Kanundur, kuvvet değildir. Kuvvet, ancak kudrettedir. Yahut, nasıl ki bildiğimiz şeriat, insanlardan sudur eden ef’al-i ihtiyariyeyi bir nizam ve bir intizam altına alıp tahdit eden kaidelerin hülasasıdır veya devletin işlerini tanzim eden nizamların, düsturların, kanunların mecmuasıdır. Kezalik, tabiat denilen şey de, alem-i şehadetin uzuvlarından ve eczalarından sudur eden ef’al arasında bir nizam ve bir intizamı ika eden İlahi bir şeriat-ı fıtriyedir. Binaenaleyh, şeriat ile devlet nizamı, makul ve itibari emirlerden oldukları gibi, tabiat dahi itibari bir emir olup, hilkatte, yani yaratılışta cari olan adetullahtan ibarettir.
    Amma tabiatın bir mevcud-u harici olduğunu tevehhüm etmek, bir fırka askerin, idman ve talim esnasında yaptıkları o muntazam hareketlerini gören bir vahşinin, 'Aralarındaki o nizamı idare edip birbiriyle bağlayan ip gibi birşey mevcuttur' diye vahşice ettiği vehme benzer. Binaenaleyh, vicdanı ve aklı vahşi olan bir adam, sathi ve tebei bir nazarla devam ve istimrarını muhafaza eden tabiatın müessir bir mevcud-u harici olduğuna ihtimal verebilir.
    Hülasa: Tabiat, Allah’ın san’atı ve şeriat-ı fıtriyesidir. Nevamis ise, onun meseleleridir. Kuva dahi, o meselelerin hükümleridir.
    İŞARATÜ'- İ'CAZ s.146

  • şeriat30.06.2012 - 13:00

    Şeriat, doğrudan doğruya, gölgesiz, perdesiz, sırr-ı ehadiyet ile rububiyet-i mutlaka noktasında, hitab-ı İlâhînin neticesidir.
    Tarikatin ve hakikatin en yüksek mertebeleri, şeriatın cüzleri hükmüne geçer; yoksa daima vesile ve mukaddime ve hâdim hükmündedirler. Neticeleri, şeriatın muhkemâtıdır. Yani, hakaik-i şeriata yetişmek için, tarikat ve hakikat meslekleri, vesile ve hâdim ve basamaklar hükmündedir. Git gide, en yüksek mertebede, nefs-i şeriatta bulunan mânâ-yı hakikat ve sırr-ı tarikate inkılâp ederler. O vakit şeriat-ı kübrânın cüzleri oluyorlar. MEKTUBAT 435

  • Kürtçe TV (Kanal Şeş)10.01.2009 - 11:26

    Asrımızın müceddidi olan Bediüzzaman Said Nursi hazretleri
    her konuda olduğu gibi bu konuda da tavsiyelerini sunmuş,Şark da bir üniversite açılmasını ve bu üniversitede hen dini ve hem de
    dünyevi ilimlerin okutulmasını bölgenin dilini çok iyi bilen ulâmadan
    istifade edilmesini tavsiye ederken, Kürt'ce caiz, Türk'ce lazım
    ve Arap'ca vacip diyerek sınırlarını belirlemiştir. Hatta söyle bir
    veciz ifadesi daha vardır; Aklın nuru fünün-û medeniyedir, kalbin nuru ulûm-u diniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikât tecelli eder.
    İftirakından, birinden hile ve şüphe, diğerinden taassup sudur eder.
    Demiştir. Ve böyle devam eden eserleri vardır. (130 kitap)

    Bedri Tahir Adaklı