'...tiz sesli çalgıların solo görevini yüklendiği partiler Albert Schweitzer'in deyimiyle, birbirini iç gerilimlere sürüklemekte, ayrılıp birleşmekte ve tüm bunlar sanki anlaşılamayan bir sanat gereksiniminden doğmaktadır...'
Bu milletin bir derdi var: bir değil bin derdi var! Fakat bu dertlerin başında, şu demokrasi devrinde Müslüman Türkün davasını benimseyen, onun derdini kendine dert edinen, onun isteklerini, ihtiyaçlarını dile getiren bir tek, amma bir tek yevmi gazetenin bulunmayışı geliyor... Bugün kelimenin hakiki manasıyla ortada 'Türk Matbuatı' diye bir şey yoktur... Sadece Türkçe çıkan yahudi menşeli, yabancı ruhlu, yalancı haber veren bir yığın basma kağıt tüccarı vardır...
27 yıllık, nefes aldırmaz, kopkoyu bir tiranlık devrini alkışlayan, gidene söğen, geleni övenler bunlardır... Zavallı Türk Milleti fakrü zaruret içinde inim inim inlerken, meçhul şehidin kanı, kanıyla kurtardığı vatanı, namusu, şerefi, malı bu maksatlar için kullanılırken, ortalığı gül-gülistan gösteren bunlardır... Kıtalara, iklimlere sığmayan, dalgası Viyana surlarına vuran imparatorluğun kurucuları, tezlil ve tahkir edilirken, bir şehitler gaziler mücadelesi olan Milli Mücadele ve onun kurtardığı vatan, aziz Anadolu toprakları, Selanik dönmelerine, imansızlar saltanatına babalarının çiftliği gibi teslim edilirken; nice nice din uluları, ahlak kahramanları, vatanperver insanlar, meçhul şahıslar tarafından gece yataklarından kaldırılıp ve sürülüp, şafakla darağaçlarında sallandırılırken susan, susan değil, herzeler kusan, canileri, katilleri alkış tufanına tutan yine bu gazetelerdir... İçlerinden bir tanesi Akdenize düşse Akdenizi Karadeniz yapacak kadar kirli, mülevves olan bu adamlar ve takipçileri, şimdi birer vatanperver, hürriyet kahramanı, ahlak, seciye başbuğu kesildiler... Hangisini sayalım? Biri var: Mandacıdır, yahudidir! ... Vatanı satılığa çıkarmıştır... İspat edilmiş tam 5 ihaneti vardır... 5 damgalıdır...
Bir diğeri 6 damgalı... Gençliğini hamamda geçiren bu adam, yıllarca devletin resmi gazetelerinin başköşesine oturdu... Yazıları adeta milletin alın yazısı oldu... Ne yazdıysa kanun haline geldi... İmansızlar saltanatı yıkıldıktan sonra, şimdi üç gazetede Atatürkçülük ve inkilapçılık perdesi arkasında tahrikçilik yapmakta, gençliği çileden çıkarmaya çalışmaktadır... Günde yalnız ilandan 2000 lira alan mağrur, büyük bir gazete var... Bu veled, Beyoğlunda bir gecede, bir içki masasının başında, bir fahişenin koynunda üç köyü birden harcar... Para yerine imza bırakır... İmzası Merkez Bankasının çıkardığı bankonotlardan daha muteberdir... Adı güzel, kendi müptezel bir diğer gazetenin bütün sermayesi de çıplak kadın resimleri, Holivut röportajlarıdır... Halkı daha iyi soymak için kahramanlık ticareti de yapar...
Mehmetçiğin resimleri, kahramanlık sahneleriyle, fuhuş sahneleri yan yana, iç içedir... Birinin ismi cismine uygundur... Sütun sütun, satır satır, hece hece yepyeni, terütaze yahudilik, dönmelik, bolşeviklik kokar... Yegane itimat ettiğimiz, baş makalelerini seve seve okuduğumuz gazeteyi bile katlayınca gazetesine koyduğu çıplak kadınların ayıp yeri, sürümü arttırmak için neşrettiği hacıların ve Kabe'nin yüzüne kapanır, yamanır... Az kaldı Ankara'da Azrail'in ziyaretten unuttuğu hortlağı biz de unutuyorduk... Bu hortlak üç devir yaşamıştır... Üç devrin kiri kat kat üzerindedir... Bu üç devirde herşeyi değişmiş, yalnız ve yalnız mukaddesat düşmanlığı değişmemiştir... Bu İttihat ve Terakki artığı (tereddi desek daha iyi) şimdi C.H.P. kalemşörlerinin yeni açtığı İnönü meydan muharebesinin başkomutanlığını yapmaktadır... Türk Milleti, kendi öz davalarını Bab-ı adi sekenesinin elinden kurtarmadıkça kurtuluş yolu yoktur... Benim, zavallı yoksul, sabırlı milletim: işte senin okuduğun gazete ve gazetecilerin iç yüzleri...'Gazete okudum, gazetede gördüm' diye, sen bu pespayelerin yazdıklarına inanıyorsun! Bunlar senin yıllarca imanına, vicdanına hükmettiler... Seni 'Köylü efendimizdir' diye diye boyuna soydular, ne utandılar, ne bıktılar ne doydular... Yıllar ve yıllarca imansızlar saltanatının şakşakçılığını, yardakçılığını yaptılar... Sen Allah'a imanınla bir türlü yaşar, bir türlü konuşurken, bunlar bin türlü konuştular, bin türlü yaşadılar, bin türlü yediler, bin türlü içtiler... İnkilapçılık perdesi altında akla gelmeyen fenalıkları yaptılar... Yalnız ve yalnız beyaz kadına, sarı altına iki yüzlü paraya taptılar!
Dünyada petrol fiyatları fırlıyor ve bundan petrol üreten Rusya gibi ülkeler karlı çıkarken, petrolü olmayan Türkiye'de ise hükümet karlı çıkmaktadır... Hükümet kolay yoldan para kazanmaktadır... Dünyanın en pahalı benzinini kullanan Türk insanı son zamla bu rekorunu da kimseye kaptırmadı... Komşu Yunanistan'da da petrol yok ama orada litre fiyatı 2 dolar bile değil...
Türkiye'de akaryakıttan alınan vergi, kurumlar vergisini neredeyse ikiye katlayacak... Kullandığımız benzinin %70'i vergi olarak alınmakta... İçki ve sigarada da %70'lere varan çok yüksek dolaylı vergiler var, birçok üründe de bu söz konusu... Kısacası, dolaylı vergi cennetiyiz!
Türkiye'yi kim yönetiyor diye soruyorsunuz... Türkiye'de Müslümanlar'ın vicdanını, Kürdler'in, tanrıtanımazların vicdanlarını kim yönetiyor? Bu sorunun cevabını bilmeden filanca ya da falanca güç veya zümre yönetiyor demek sorunun sadece küçük bir bölümüne cevab bulmak olur, o bile olmaz... Eğer Müslümanlar'ın vicdanı ülkelerini yöneten devlet gücünü kabul etmiyorsa bir yolunu bulup ondan kurtulur... En azından dua edebilirdi... Cevablarımız somut olursa o zaman ister istemez 'ekonomi'nin tek ve temel belirleyici öğe olduğunu kabul etmemiz gerekir... Mesela, eğer Türkiye'yi yahudiler ve yahudi dönmeleri yönetiyorlarsa -doğru da olabilir- bunlar Müslümanlar'ın vicdanına nasıl hakim olabiliyorlar? Parayla, sermaye ile... O zaman parayı kontrol eden kimse egemen de odur gibi sakat bir teori doğar... Evet, günümüzde paranın gücü çok yüksek fakat o para herkesi memnun etse kimlik ve aidiyet savaşlarına gerek yok... Olmuyor... Türkiye'yi yahudiler yönetiyor derseniz, onların mali gücünün devleti ve toplumu çok fazla etkilediği ve ikna ettiği anlaşılır... Peki, para gücü Müslümanlar'da olsa onlar nasıl yöneteceklerdir? Çünkü paranın mabedi ortaktır, imanı ortaktır, ilahı ortaktır... Müslüman da yönetse, eğer parayı merkeze koyan Müslüman ise, dünya sermayesinden bağımsız hareket edemez, ya onunla birlikte hareket edecek ve ona eklemlenecek ya da onu parasıyla birlikte rezil ederler... Paranın tanrıları yerel tanrılara hükmederler... Müslümanlar'ın parası bu dünyada öyle çok da pir-u pak bir para değildir... Burada, sayısal çoğunluk ya da azınlık değil de, mali çoğunluk veya azınlık konuşturuluyor... Türkiye'de şu anda Batılı değerlere sahip çıkan, parayı tanıyan, acemilikleri olsa da uluslararası sermayenin yüzünü güldüren bir Müslüman yönetim var... Siz bunların İslami değerlere ihanet ettiklerine inanabilirsiniz... Onlar dünyada Müslüman biliniyorlar... Parayı yönetemeyen bir Müslüman siyaset tarzı dünyada karşılık bulamaz... Yani, bugünün kuralından bahsediyoruz... Doğrudur demiyorum... Ben, zaten o yüzden 'kim yönetiyor? ' sorusunu doğru bulmuyorum... Ya da, başta da söylediğim gibi, 'vicdanı kim yönetiyor? ' sorusu daha belirleyici... Bence Türkiye'yi de İzrael'i de kimse yönetmiyor, başka bir cevab olarak da öyle çok garib, mistik, yenilmez birileri yönetmiyor... Uluslararası sistem artık çok büyük bir organizmaya dönüştü, semirip duruyor... Fakat, her Goliath'a (Calud) bir Davud bulunuyor...
Adını işte buradan alan %52 örgütlenmesi, özellikle genç nüfusu ilgilendiren mevzularda bir süredir eylem halinde... Bu eylemlerden ilk akla gelen birkaçı şöyle...
Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen KOÇ Grubu'nun sunduğu 'kariyer günleri' isimli konferansta, konuşmacılara koç t.şağının fırlatılması...
Geçen haftalarda düzenlenen 19 Mayıs kutlamalarında uçan balonlara 'Ne bayramı ulan! Açız aç! ' yazılı pankartlar asıp, kutlama alanına bırakılması...
Yine ondan önce, 'Anneler Günü', sömürüsünü protesto etmek için, lüks bir alışveriş merkezinin (Cevahir) balkonlarından aşağıya 'yalancı' dolar saçılması...
Üniversitelerdeki 'Özel Güvenlik'lerin işgüzar faşoluklarını protesto eden, okullardaki pisuvarları mavi ve sarı renklere boyayıp 'Güveler buraya! ' şeklinde yapılan yazılamalar...
'...tiz sesli çalgıların solo görevini yüklendiği partiler Albert Schweitzer'in deyimiyle, birbirini iç gerilimlere sürüklemekte, ayrılıp birleşmekte ve tüm bunlar sanki anlaşılamayan bir sanat gereksiniminden doğmaktadır...'
Gazetelerimiz
Bu milletin bir derdi var: bir değil bin derdi var! Fakat bu dertlerin başında, şu demokrasi devrinde Müslüman Türkün davasını benimseyen, onun derdini kendine dert edinen, onun isteklerini, ihtiyaçlarını dile getiren bir tek, amma bir tek yevmi gazetenin bulunmayışı geliyor... Bugün kelimenin hakiki manasıyla ortada 'Türk Matbuatı' diye bir şey yoktur... Sadece Türkçe çıkan yahudi menşeli, yabancı ruhlu, yalancı haber veren bir yığın basma kağıt tüccarı vardır...
27 yıllık, nefes aldırmaz, kopkoyu bir tiranlık devrini alkışlayan, gidene söğen, geleni övenler bunlardır... Zavallı Türk Milleti fakrü zaruret içinde inim inim inlerken, meçhul şehidin kanı, kanıyla kurtardığı vatanı, namusu, şerefi, malı bu maksatlar için kullanılırken, ortalığı gül-gülistan gösteren bunlardır... Kıtalara, iklimlere sığmayan, dalgası Viyana surlarına vuran imparatorluğun kurucuları, tezlil ve tahkir edilirken, bir şehitler gaziler mücadelesi olan Milli Mücadele ve onun kurtardığı vatan, aziz Anadolu toprakları, Selanik dönmelerine, imansızlar saltanatına babalarının çiftliği gibi teslim edilirken; nice nice din uluları, ahlak kahramanları, vatanperver insanlar, meçhul şahıslar tarafından gece yataklarından kaldırılıp ve sürülüp, şafakla darağaçlarında sallandırılırken susan, susan değil, herzeler kusan, canileri, katilleri alkış tufanına tutan yine bu gazetelerdir... İçlerinden bir tanesi Akdenize düşse Akdenizi Karadeniz yapacak kadar kirli, mülevves olan bu adamlar ve takipçileri, şimdi birer vatanperver, hürriyet kahramanı, ahlak, seciye başbuğu kesildiler... Hangisini sayalım? Biri var: Mandacıdır, yahudidir! ... Vatanı satılığa çıkarmıştır... İspat edilmiş tam 5 ihaneti vardır... 5 damgalıdır...
Bir diğeri 6 damgalı... Gençliğini hamamda geçiren bu adam, yıllarca devletin resmi gazetelerinin başköşesine oturdu... Yazıları adeta milletin alın yazısı oldu... Ne yazdıysa kanun haline geldi... İmansızlar saltanatı yıkıldıktan sonra, şimdi üç gazetede Atatürkçülük ve inkilapçılık perdesi arkasında tahrikçilik yapmakta, gençliği çileden çıkarmaya çalışmaktadır... Günde yalnız ilandan 2000 lira alan mağrur, büyük bir gazete var... Bu veled, Beyoğlunda bir gecede, bir içki masasının başında, bir fahişenin koynunda üç köyü birden harcar... Para yerine imza bırakır... İmzası Merkez Bankasının çıkardığı bankonotlardan daha muteberdir... Adı güzel, kendi müptezel bir diğer gazetenin bütün sermayesi de çıplak kadın resimleri, Holivut röportajlarıdır... Halkı daha iyi soymak için kahramanlık ticareti de yapar...
Mehmetçiğin resimleri, kahramanlık sahneleriyle, fuhuş sahneleri yan yana, iç içedir... Birinin ismi cismine uygundur... Sütun sütun, satır satır, hece hece yepyeni, terütaze yahudilik, dönmelik, bolşeviklik kokar... Yegane itimat ettiğimiz, baş makalelerini seve seve okuduğumuz gazeteyi bile katlayınca gazetesine koyduğu çıplak kadınların ayıp yeri, sürümü arttırmak için neşrettiği hacıların ve Kabe'nin yüzüne kapanır, yamanır... Az kaldı Ankara'da Azrail'in ziyaretten unuttuğu hortlağı biz de unutuyorduk... Bu hortlak üç devir yaşamıştır... Üç devrin kiri kat kat üzerindedir... Bu üç devirde herşeyi değişmiş, yalnız ve yalnız mukaddesat düşmanlığı değişmemiştir... Bu İttihat ve Terakki artığı (tereddi desek daha iyi) şimdi C.H.P. kalemşörlerinin yeni açtığı İnönü meydan muharebesinin başkomutanlığını yapmaktadır... Türk Milleti, kendi öz davalarını Bab-ı adi sekenesinin elinden kurtarmadıkça kurtuluş yolu yoktur... Benim, zavallı yoksul, sabırlı milletim: işte senin okuduğun gazete ve gazetecilerin iç yüzleri...'Gazete okudum, gazetede gördüm' diye, sen bu pespayelerin yazdıklarına inanıyorsun! Bunlar senin yıllarca imanına, vicdanına hükmettiler... Seni 'Köylü efendimizdir' diye diye boyuna soydular, ne utandılar, ne bıktılar ne doydular... Yıllar ve yıllarca imansızlar saltanatının şakşakçılığını, yardakçılığını yaptılar... Sen Allah'a imanınla bir türlü yaşar, bir türlü konuşurken, bunlar bin türlü konuştular, bin türlü yaşadılar, bin türlü yediler, bin türlü içtiler... İnkilapçılık perdesi altında akla gelmeyen fenalıkları yaptılar... Yalnız ve yalnız beyaz kadına, sarı altına iki yüzlü paraya taptılar!
Bunları alma, satma, okuma okutma!
11.9.1949
'Nostalghia' (1983)
Andrei Tarkovsky
'Blue Velvet' (1986)
David Lynch
Bir peri masalı kulaklarına
Bir bahar rüzgarı yanaklarına
Bir sevda busesi dudaklarına
Kondurup kandırmak isterim seni
Bir gece rüyada telden bir demet
Bir sabah başına tülden bir demet
Bir akşam saçına gülden bir demet
Kondurup kandırmak isterim seni
Bir sabah yoluna yeşil dalları
Bir akşam koluna pembe gülleri
Bir gece rüyana tüm sevgileri
Kondurup kandırmak isterim seni...
Claude Debussy
Préludes (Piyano için 24 Prelüd)
Walter Gieseking
rec: 1936-1939
...
Dünyada petrol fiyatları fırlıyor ve bundan petrol üreten Rusya gibi ülkeler karlı çıkarken, petrolü olmayan Türkiye'de ise hükümet karlı çıkmaktadır... Hükümet kolay yoldan para kazanmaktadır... Dünyanın en pahalı benzinini kullanan Türk insanı son zamla bu rekorunu da kimseye kaptırmadı... Komşu Yunanistan'da da petrol yok ama orada litre fiyatı 2 dolar bile değil...
Türkiye'de akaryakıttan alınan vergi, kurumlar vergisini neredeyse ikiye katlayacak... Kullandığımız benzinin %70'i vergi olarak alınmakta... İçki ve sigarada da %70'lere varan çok yüksek dolaylı vergiler var, birçok üründe de bu söz konusu... Kısacası, dolaylı vergi cennetiyiz!
...
...
Türkiye'yi kim yönetiyor diye soruyorsunuz... Türkiye'de Müslümanlar'ın vicdanını, Kürdler'in, tanrıtanımazların vicdanlarını kim yönetiyor? Bu sorunun cevabını bilmeden filanca ya da falanca güç veya zümre yönetiyor demek sorunun sadece küçük bir bölümüne cevab bulmak olur, o bile olmaz... Eğer Müslümanlar'ın vicdanı ülkelerini yöneten devlet gücünü kabul etmiyorsa bir yolunu bulup ondan kurtulur... En azından dua edebilirdi... Cevablarımız somut olursa o zaman ister istemez 'ekonomi'nin tek ve temel belirleyici öğe olduğunu kabul etmemiz gerekir... Mesela, eğer Türkiye'yi yahudiler ve yahudi dönmeleri yönetiyorlarsa -doğru da olabilir- bunlar Müslümanlar'ın vicdanına nasıl hakim olabiliyorlar? Parayla, sermaye ile... O zaman parayı kontrol eden kimse egemen de odur gibi sakat bir teori doğar... Evet, günümüzde paranın gücü çok yüksek fakat o para herkesi memnun etse kimlik ve aidiyet savaşlarına gerek yok... Olmuyor... Türkiye'yi yahudiler yönetiyor derseniz, onların mali gücünün devleti ve toplumu çok fazla etkilediği ve ikna ettiği anlaşılır... Peki, para gücü Müslümanlar'da olsa onlar nasıl yöneteceklerdir?
Çünkü paranın mabedi ortaktır, imanı ortaktır, ilahı ortaktır... Müslüman da yönetse, eğer parayı merkeze koyan Müslüman ise, dünya sermayesinden bağımsız hareket edemez, ya onunla birlikte hareket edecek ve ona eklemlenecek ya da onu parasıyla birlikte rezil ederler... Paranın tanrıları yerel tanrılara hükmederler... Müslümanlar'ın parası bu dünyada öyle çok da pir-u pak bir para değildir... Burada, sayısal çoğunluk ya da azınlık değil de, mali çoğunluk veya azınlık konuşturuluyor... Türkiye'de şu anda Batılı değerlere sahip çıkan, parayı tanıyan, acemilikleri olsa da uluslararası sermayenin yüzünü güldüren bir Müslüman yönetim var... Siz bunların İslami değerlere ihanet ettiklerine inanabilirsiniz... Onlar dünyada Müslüman biliniyorlar... Parayı yönetemeyen bir Müslüman siyaset tarzı dünyada karşılık bulamaz... Yani, bugünün kuralından bahsediyoruz... Doğrudur demiyorum... Ben, zaten o yüzden 'kim yönetiyor? ' sorusunu doğru bulmuyorum... Ya da, başta da söylediğim gibi, 'vicdanı kim yönetiyor? ' sorusu daha belirleyici... Bence Türkiye'yi de İzrael'i de kimse yönetmiyor, başka bir cevab olarak da öyle çok garib, mistik, yenilmez birileri yönetmiyor... Uluslararası sistem artık çok büyük bir organizmaya dönüştü, semirip duruyor... Fakat, her Goliath'a (Calud) bir Davud bulunuyor...
...
...
Türkiye nüfusunun %52'si 26 yaşın altında...
Adını işte buradan alan %52 örgütlenmesi, özellikle genç nüfusu ilgilendiren mevzularda bir süredir eylem halinde... Bu eylemlerden ilk akla gelen birkaçı şöyle...
Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen KOÇ Grubu'nun sunduğu 'kariyer günleri' isimli konferansta, konuşmacılara koç t.şağının fırlatılması...
Geçen haftalarda düzenlenen 19 Mayıs kutlamalarında uçan balonlara 'Ne bayramı ulan! Açız aç! ' yazılı pankartlar asıp, kutlama alanına bırakılması...
Yine ondan önce, 'Anneler Günü', sömürüsünü protesto etmek için, lüks bir alışveriş merkezinin (Cevahir) balkonlarından aşağıya 'yalancı' dolar saçılması...
Üniversitelerdeki 'Özel Güvenlik'lerin işgüzar faşoluklarını protesto eden, okullardaki pisuvarları mavi ve sarı renklere boyayıp 'Güveler buraya! ' şeklinde yapılan yazılamalar...
...
'Andrey Rublyov' (1969)
Andrei Tarkovsky