Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Münzevî kalbler02.08.2008 - 19:07

    'Sanshô dayû' (1954)

    Kenji Mizoguchi

  • film replikleri01.08.2008 - 00:02

    - Planı değiştirdin?

    - Babam, doğru anda kimsenin beklemediğini yapmalısın derdi...

  • kült film01.08.2008 - 00:01

    'The Day the Earth Stood Still' (1951)

    Robert Wise

  • Jacques Brel31.07.2008 - 23:59

    Au printemps...

  • eksik bir şey31.07.2008 - 23:58

    ...

    Mi bemol Majör tonda ve 6/8'lik ölçüdeki 2. Bölümde ağırca (Andante) tempoda, özlem dolu ana tema küçük parçalar şeklinde, sanki bir kaleydoskoptan bakıyormuşçasına, zarifçe sunulur... Buna, biri sıçrayışlarla ilerleyen, diğeri daha sevimli karakterde iki yan tema katılır ve ustaca birbiri içinde örülür... Ancak özlem dolu tema neşelenmek istemezmiş gibi kendini, gizli acısını sürekli duyurur... Gelişimde güçlenen bu acı, tekrar bölmesinde ustaca düzenlenmiş kontrpuanla seçkinleşir...

    ...

  • well tempered clavier31.07.2008 - 23:57

    Prelude and Fugue XVI in G Minor

    The indication Largo is Bach's own... This Prelude, in strict four parts, written in the purest 'stile francese', reminds us of Couperin, particularly the Ténébreuse (Ordre 3) ... Do not look for a literal resemblance... But the proud magnificence, the gravity, the atmosphere of Couperin's incomparable piece we find in this Prelude...

    When Bach takes possession of a certain rhythm, he does not let go... The Fugue in A minor, Book I, proves this... The same is true of this G minor Fugue... Even those of Bach's biographers and commentators who admire him without reservation blame this Fugue for what they call its rhythmic insistence and stiffness... But we need not make the same mistake if we study and listen to this piece with the reverence it deserves... Obviously a knowledge of counterpoint is indispensable to do justice to this extraordinary work in which Bach amuses himself with multiple combinations of inversions...

  • geçiş31.07.2008 - 23:55

    ...

    - Vurgunu da iyi takip etmek lazım, şu oldu, bir anda, bizim genç yaşımızda, kendi tarih bilincimize doğru eğileceğimiz noktada bir şablonculuk sokuldu bizim içimize... Geldi, geldi, birileri getirdi Maoculuğu koydu; o kapıdan, öbürü girdi, beriki girdi, hızını alamayan Arnavutluk'a kadar gitti ve Türkiye, kendine has koşulları içinde değil, şablonlarla konuşulmaya başlandı... Yani Avrupa'nın gözlüğü takıldı...

    ...

    - Ne zaman başladı bu kırılma?

    - Aşağı yukarı 68'den sonra başladı... 69'dan sonra başladı... 69'dan sonra bir anda Batı gözlüğüyle bakıldı... Hâlbuki bizim hareketlerimiz Avrupa'nınki gibi değildi... Bizim gençlik hareketlerimizin kendi tarihî arka planı var... Bundan Ahmet Yesevî damarına kadar bağlayamıyorsak, zaten konuşmayacağız... Bizim kendi gerçekliğimiz var... Biz kendi gerçekliğimizden koparıp, Avrupa gerçekliğine oturtmaya çalıştık... Biz işçi sınıfı hareketinden gelmiş adamlar değiliz bakın... Avrupa'da, Sosyalizm de, Sosyal Demokrasi de, çok güçlü bir işçi hareketi üzerinde tartışılıyor ve o işçi hareketlerinin arasında da Sosyal Devrim var, Sanayi Devrimi var... Bizde öyle bir 'işçi hareketi' yok...

    - Sanki zorunluymuş gibi bir dayatma oldu burada...

    - Tabi! Bakın, başka formül oldu burada... Yani, ideolojik anlamda, tabi, sonradan Mahir, buna kendine göre bir formülasyon yapmaya çalıştı... Yani ben başka bir şey söylemeye çalışıyorum; şimdi Mustafa Suphi var, değil mi? Devrimci hareketin önder insanıdır... Mustafa Suphi, 1916'da, Meşrutiyet Fırkası'nın başıdır ve Yusuf Akçura ile beraber kurmuştur... Dr. Hikmet Kıvılcımlı'yı alalım; Köyceğiz Cephesi'nde Demirci Efe'nin kızanlarından bir tânesidir... Türkiye'de Sol Hareket, işçi hareketinin determine etiği bir hareket değildir esasında... O dediğim, geleneksel çizgiden gelen bir harekettir: Bizi, sermaye-emek çelişkisi belirlememiştir... Bizim idealizmimizin tarif edilmesi lâzım... Şimdi bizim idealizmimiz ile sizin idealizminiz yan yana düşüyor esasında!

    - Evet!

    - Sizinki de öyle! Ben kalkıp sağcı çocuklara; 'Amerika motive etti! ' diyebilir miyim? Onlar da, o tarihî köke bağlıdır... Herkesin bir tarihî arka planı var... O tarihî arka plan bize büyük bir zenginlik veriyor esasında... Şimdi, orada bir şablonlara doğru gidiş oldu... O şablonlara doğru gidiş maalesef, bizi ülke gerçeklerinden kopardı... Tabi, bu da çok sunî ayırımlar getirdi... 40 sene meşgul oldum bu işlerle -işte Maoculuk, şuculuk-buculuk, falan-filan, maalesef, bu Batı gözlüğüyle bakmak, büyük ayırımlar getirdi... Şimdi ama, bütün bu süreçlerin muhasebesini yapan adamlar... Artık, ben diyorum ki, asgarî müştereklikleri alıp öne koymak lâzım... Yani, asgarî müştereklikleri koyduğunuz zaman, o tarihî arka plan bize, binlerce, beraber hareket edebileceğimiz felsefî, ideolojik, teorik, pratik zenginliği sunuyor zaten... Onu söylemeye çalışıyorum... Bunun için tarihî kök ile buluşmada çok net olmamız lâzım...

    - Yani, bir tarafın, şuurlu olarak, tarihî köklerden koparma gayretlerine karşı durmak gerekiyor o zaman burada...

    - Evet,evet! Bakın, her tarafta bulmak lâzım; Amerikan Kabuğu'nu her yerde aramak lazım!

    ...

    - Şu ân Ordu'nun durumunu nasıl görüyorsunuz? Ümit verici midir sizce?

    -Türk Ordusu 12 Mart ve 12 Eylül kırılmasını mutlaka sırtından atar; damarı sağlamdır yani... Türk Ordusu, öyle küçük değildir... Atar, ama, çok ciddî bir halk muhalefeti yapmak lazım... İllâ bir halk muhalefetinin olması lazım... O halk muhalefeti olmadan ve bizim Birinci Meclis havasını Türkiye'ye egemen kılmadan, Ordu'nun kendi iç bünyesi üzerinden bir tartışma yapmayı da haksızlık olarak görüyorum...

    - '1919 şartlarındayız! ' ihtarını da Genelkurmay Başkanı Amerika'da dile getirmişti...

    - Evet... O kabuğu atar Ordu... Türk Ordusu'nun tarihî arka planı bellidir, sizin arka planınız bellidir, bizim bellidir; hepsi aynı yere çıkar esasında... O kabuk atılacaktır Türkiye'de! Türkiye'nin birikiminin bu kabuğu def edeceğinin inancındayım ben.... Öyle yaşıyorum! Başka türlü, inanç olmadan yaşanmaz... Ben atar diyorum, ama buna çok ciddî bir şekilde ve Ordu üzerinden bir tartışma ile değil; biz kendimize düşen görevi çok ciddî yapmamız lazım, çağrımızı doğru yapmamız lazım... Yani, Ordu ile öbürünün arasındaki tartışmayı sıkıştırıp...

    - Ama, en azından NATO ile ilgili bir şeyler de söylemek lâzım!

    - Söylemek lazım! Bugün artık Genelkurmay ve bir sürü resmî ağız bile bu işleri tartışmaya başladı... Olay artık 1968'de Amerikalıları denize dökerkenki o bigâne havanın dışına çıkıyor aslında... Bugün bir referandum yapılıyor, %85 halk Anti-amerikancı çıkıyor! Çünkü bedeli görüyorlar artık! Bu kasıt, insanın cebine kadar girdi, askerimizin kafasına çuval geçirmeye kadar girdi...

    ...

  • chromatic fantasy and fugue31.07.2008 - 23:54

    'L'Argent' (1983)

    Robert Bresson

  • geçiş31.07.2008 - 23:54

    ...

    Diyelim ki bir kene yapışıverdi, telaşa kapılmayın hemen, ciddî bir örgütlü çalışma yaparak, ölümcül bir sonuç doğurmadan kurtulabilirsiniz... Bu örgütlü mücadeleyi hemen grev, lokavt gibi sendikal maskaralıklar olarak anlamayın... Keneden kurtulmanın en güzel yolu işi ehline havale etmek ve gereken yerde gerekeni yapmak şuuruna sahip olmaktır... Kene, işin ehli (doktor) vasıtası ile çıkarılır, ama öncesinde herkes bulunduğu bölgedeki kenelerden kurtulmalıdır... Herkes kendi bölgesini kenelerden temizlediğinde işin ehilleri 'münevverler'in işi daha kolaylaşır... Ve iyi, doğru ve güzel bir piknik yerinin veya yaşamanın kapıları aralanır...

    ...

  • tarihi sözler31.07.2008 - 23:53

    - Babalar gibi satarız.

    Kemal Unakıtan