Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • hasret09.09.2008 - 23:28

    O ki, kadını var kadına hasret;
    Hasret, kelimeye, kelimelerde.
    Bir damla bal tadsa, tadına hasret;
    Peşinden koştukça ufuk ilerde.

    Allah'ım eşyanın hicâbındasın!
    Sensin suda, kuşta, telde ses veren.
    Nice hasret varsa gıyabındasın;
    Aynalarda sensin seni gösteren...

    NFK

  • ilham kaynağı olmak09.09.2008 - 23:22

    ...

    Örneğin, Leonardo da Vinci'nin 'Böğürtlenler Önünde Genç Bir Kadının Portresi' adlı tablosu... Ayna'da babanın savaş sırasında çocuklarıyla kısa bir süre için buluştuğu sahnede yer verdiğim tablo...

    ...

    Leonardo'nun tablosunu öğelerine ayırmaya çalışmak gereksiz bir çaba olurdu; en azından hiçbir şey açıklamazdı... Çünkü özellikle açık ve kesin sonuçlar çıkarma olanaksızlığı bu kadın portresinin bıraktığı duygusal etkiye temel oluşturmaktadır... Bu tablodaki herhangi bir ayrıntıyı bütünden koparıp çıkartmak ya da o an edinilen izlenimi diğer bir izlenime yeğleyerek bunu nihai bir şey olarak kesinleştirmek ve bütün bunları burada sunulan görüntü ile dengeli bir ilişki kurmak adı altında yapmak, kesinlikle yanlıştır... Tablo bize, sonsuzlukla aramızda bir ilişki kurma olanağı veriyor ve bu olanağı yakalamak da önemli bir sanat eserinin en yüce amacıdır...

    Benzer bir duyguyu da resimdeki bütünsellik yaratıyor, bütünsellik ise etkisini işte bu bölünmezliğinden alıyor... Tekbaşına ele alındığında, bütünden ayrılmış bir öğe ölüdür... Buna karşılık resimdeki en önemsiz öğede bile, kendi içinde kapalı resmin bütününe hakim olan özelliklerin aynısı tespit edilebilir... Bu özellikler, anlamları birleşik kaplar benzeri birinden ötekine akan uzlaşmaz öğelerin karşılıklı etkileşiminin bir sonucudur: Leonardo'nun resmettiği kadın çehresi yüce düşüncelerin izlerini taşır, ne var ki kadına belli bir sıradanlık da hakimdir, sanki düşük ihtirasların pençesine düşmüş biridir kadın... Bu portre bize içinde sonsuzluk kadar çok şey görme olanağı sunuyor... Anlamı ve özü peşinde koşarken insan, çıkışı olmayan dev bir labirentte kaybolup gidiyor... Bu portrenin, en son noktası hiçbir zaman açıklığa kavuşturulamayacak tükenmez bir kaynağa sahip olduğunu duygusal olarak kavramamız, zaten gerçek bir haz duymamızın başlıca nedenleridir... Otantik bir görüntü düşüncesi, izleyicisinde aynı anda hem son derece karmaşık hem de çelişkili, hatta zaman zaman birbirini tamamen dışlayan duygular yaratır...

    Olumlunun tersine dönüştüğü veya olumsuzun olumlunun içine nüfuz ettiği anı yakalamak mümkün değildir... Sonsuzluk görüntünün çatısına içkin bir şeydir... Ancak insan günlük hayatında kaçınılmaz olarak birini ötekine yeğleyebiliyor, seçiyor ve sanat eserini kendi kişisel deneyimleri bağlamında ele alıyor... Ve nasıl insan, davranışlarında ister istemez faydacılığı ön planda tutuyorsa, yani önemli önemsiz her konuda kendi gerçeğini savunuyorsa bir sanat eserine karşı da keyfince davranıyor... Eseri kendi hayatı bağlamında görüp belli bazı düşünsel formüllerle arasında bir bağ oluşturuyor... Çünkü büyük sanatsal başyapıtlar doğaları gereği değişkendir ve birbirinden apayrı sayısız inceleme şekillerine olanak sağlarlar...

    Kasıtlı eğilimselcilik, bir sanatçıyı her zaman bir görüntü sistemine boyun eğmeye zorlayan o dogmatizm benim hiç dayanamadığım bir şeydir... Ayrıca, bence, bir sanatçının kullandığı yöntem hiçbir zaman anlaşılmamalıdır...

    ...

  • berzah09.09.2008 - 23:19

    'I Know Who Killed Me' (2007)

    Chris Sivertson

  • harflerin halleri09.09.2008 - 23:16

    ...

    'Spiegelfuge' (Ayna Füg) olarak yazılan XVI. Contrapunctus önce asıl formunda (rectus) , üç sesli müzikal bir trio biçiminde, tema temel şekilde ve dönüşlü (Umkehrung) olarak duyurulur... Sonra da Inversus'ta, sanki bir aynadan yansırcasına orta seslerdeki parti tize, bas partisi orta seslere ve Rectus'un tiz partisi de bas seslere geçer; tüm hareket dönüşümlü olarak sergilenir...

    ...

  • Sevda Sözleri09.09.2008 - 23:04

    Screamin' Jay Hawkins - I Put a Spell on You...

  • karanlık enerji09.09.2008 - 22:57

    ...

    İlk kez 27 Kasım 1931'de Viyana'da Paul Wittgenstein tarafından yorumlanan konçerto tek bölümlü olmasına rağmen Lento (ağır) , Allegro (çabuk) tempoda Scherzo tarzı ve Lento final olarak üçe ayrılabilir... Lento tempodaki girişte, ağır ve tutkulu havadaki Sarabande teması bas yaylıların eşliğinde kontrfagotla duyurulur... La Valse'i anımsatan biçimde, görkemli bir marş gibi yavaşça gelişir ve solo çalgının girişi için gerekli dramatik gerilimi sağlar... Piyano, adeta vahşi vuruşlu, kısa bir kadansla girer; bunu orkestra caz unsurunu sergileyen bir anlatımla cevaplar... Sarabande temasının varyasyonlarla gelişen bir tekrarını sunan orkestrayı sonra, daha ağır (piu lento, espressivo) bölme izler... Tonalite Si minöre dönüşür; tek kornoyla klarinet en baştaki temayı piyanonun süslediği arpejler üzerinde duyurur... Bunu izleyen çabuk (Allegro) bölmede yaylı çalgıların berrak pizzicato'su eşliğindeki trompetler, tümü etkileyen kısa temayı duyurur... Piyanonun bunu cevaplamasından sonra, ritmin değişkenliğiyle sergilenen Ragtime benzeri tema, -özellikle bir caz tenor saksafoncusu gibi- titizce, fagotun serbest ritmiyle vurgulanır... Bunu duygulu (espressivo) trombon izler... Daha sonra tüm üfleme ve vurma çalgılarla desteklenen bölmede piyano da geri kalmaz... Bu fırtına zirveye ulaşınca yeniden, ağır sarabande havası, bu kez değişik orkestrasyonla belirgin (sostenuto) ve duygulu (espressivo) duyurulur... Piyanonun ikinci virtüoz kadansı da bu değişimle ilgilidir... Kadansın sonu da sarabande'ın görkemli havasını oluşturur ve son beş mezürdeki çabuk (Allegro) finalle eser sona erer...

  • ilham kaynağı olmak09.09.2008 - 22:52

    Penny Lane...

  • film replikleri09.09.2008 - 22:44

    - Çekici bir sadakat, senin en önemli özelliklerinden biri...

    (Spellbound)

  • berzah09.09.2008 - 22:39

    'Baran' (2001)

    Majid Majidi

  • Bleeding me07.09.2008 - 00:03

    Chi mai...