- Bir ülkenin ordusunun komutanı olacaksınız, holigan gibi Fenerbahçe maçlarına gidecek, özel türbinlerde oturacaksınız, o da yetmedi düğünlerde göbek atacaksınız, basınla televoleci gibi ayak üstü devletin en hassas konularını konuşacaksınız. Bunları ancak işi olmayan bir genelkurmay başkanı yapar. Çünkü TSK’nın fonksiyonu kalmadı.
- Neden kalmadı?
- Sen küreselleşme adı altında ülkenin gümrüklerini kaldırmışsın. Ülkenin sınırlarının bir önemi kalmamış. Sınırlarının güvenliği de delinmiş, ülkede yaşayan vatandaşların da ordusundan “kendisini koruması için” bir talebi kalmamış. Ülkenin bankalarının yüzde 44’ü yabancılara satılmış. Sigorta şirketlerinin yüzde 80’den fazlası yabancılara geçmiş. Borsanın yüzde 83’ü yabancıların olmuş. Ülkede kullanılan kredilerin yüzde 76’sı yabancılar verir hale gelmiş. Ülkede satmadık stratejik yer, stratejik kurum kalmamış. Halkın da ülkenin güvenliğini sağlamak için ordudan bir talebi kalmamış. Ordusu haftada 20-25 şehit verir hale gelmiş. Ama kimsenin umurunda değil. Siyasetin ve siyasetçinin de ülkesi adına bir talebi kalmamış. Ordu, fonksiyonunu yitirmiş. Ordu fonksiyonunu yitirirse, elbette Yaşar Büyükanıt da gider kokteyllerde gezer, devletin en önemli konularını televoleciler gibi ayak üstü herkesle konuşur.
1841 yılında ikisi de 4/4'lük ölçüde yazılan ve Laura Duperré'ye ithaf edilen bu iki noktürnden Do minör 1. Noktürn'e savaşır gibi bir tema hâkimdir... Chopin'in Paris'te, fırtına sırasında bir kiliseye sığındığı zaman ana fikrinin belirdiği söylenen ve büyüleyici çalgısal efektlerle seçkinleşen bu eserde muazzam oktavlarla Liszt tarzında gelişen orta bölüm bile bir noktürnü değil, bir kahramanı yansıtır gibidir...
Mozart bu liedi de An Chloe ile aynı günde, 24 Haziran 1787'de bir başka şairin, Joachim Heinrich Campe'nin (1746-1818) aynı başlıklı (Abendempfindung - Akşam Duyguları) şiiri üzerine bestelemiş ve lied yine An Chloe ile birlikte, Astaria yayınevi tarafından 1789 Mart'ında 'Zwey Deutsche Arien zum Singen beym Klavier' (Piyano için söylenmek üzere iki Alman aryası) başlığıyla ilk kez basılmıştır... 4/4'lük ölçüde, ağırca (Andante) tempoda hafif bir piyano girişini izleyen ezgi 'Abent ist's, die Sonne ist verschwunden' (Akşam oldu, güneş kayboldu gitti) sözleriyle başlar ve devam eder: 'Ve ay gümüş gibi parlamaktadır... Böylece yaşamın en güzel saatleri dans edercesine kaçıp uzaklaşmıştır... ' Şairin Laura adlı kız için yazdığı dizeler kötümser havada sürer: 'Yaşamın renkli sahneleri birazdan yok olacak ve perde iniyor... Oyunumuz bitti! Dostun gözyaşı mezarımızın üzerine damlıyor bile...'
Hazreti Musa'nın; Allah tarafından bildirilerek kendisinden bir bilgi boyutu açısından daha yüksek derecede olmasına rağmen halka 'resul' elçi olarak gönderilmeyip gizli kalmış bulunan bir 'nebi'yi, halk arasında anılan adı ile Hızır'ı görmek için çıktığı yolculukta 'Mecma'il-bahreyn' (iki denizin birleştiği yer) , hem iki denizin kavuştuğu bir yer olmalı, hem de bu terim ile Musa ile Hızır'ın buluşmasına işaret edilmiş olmalıdır... Bu olaylar da büyük bir ihtimalle İstanbul civarında ve İstanbul'da geçmiştir... İstanbul kelimesi sonradan yapılan tahrifler bir yana bırakılırsa Beykoz'da bugünkü Yuşa Tepesi civarında şehri kuran Fenikelilerden beri şehrin Sami dillerinde karşılığı olan Mecma'ul Bahreyn'in Yunanca karşılığıdır... 'Isthyme-pole'; 'iki deniz arası şehri' demektir...
...
- Bir ülkenin ordusunun komutanı olacaksınız, holigan gibi Fenerbahçe maçlarına gidecek, özel türbinlerde oturacaksınız, o da yetmedi düğünlerde göbek atacaksınız, basınla televoleci gibi ayak üstü devletin en hassas konularını konuşacaksınız. Bunları ancak işi olmayan bir genelkurmay başkanı yapar. Çünkü TSK’nın fonksiyonu kalmadı.
- Neden kalmadı?
- Sen küreselleşme adı altında ülkenin gümrüklerini kaldırmışsın. Ülkenin sınırlarının bir önemi kalmamış. Sınırlarının güvenliği de delinmiş, ülkede yaşayan vatandaşların da ordusundan “kendisini koruması için” bir talebi kalmamış. Ülkenin bankalarının yüzde 44’ü yabancılara satılmış. Sigorta şirketlerinin yüzde 80’den fazlası yabancılara geçmiş. Borsanın yüzde 83’ü yabancıların olmuş. Ülkede kullanılan kredilerin yüzde 76’sı yabancılar verir hale gelmiş. Ülkede satmadık stratejik yer, stratejik kurum kalmamış. Halkın da ülkenin güvenliğini sağlamak için ordudan bir talebi kalmamış. Ordusu haftada 20-25 şehit verir hale gelmiş. Ama kimsenin umurunda değil. Siyasetin ve siyasetçinin de ülkesi adına bir talebi kalmamış. Ordu, fonksiyonunu yitirmiş. Ordu fonksiyonunu yitirirse, elbette Yaşar Büyükanıt da gider kokteyllerde gezer, devletin en önemli konularını televoleciler gibi ayak üstü herkesle konuşur.
...
Noktürn No.13, Do Minör Op.48 No.1
1841 yılında ikisi de 4/4'lük ölçüde yazılan ve Laura Duperré'ye ithaf edilen bu iki noktürnden Do minör 1. Noktürn'e savaşır gibi bir tema hâkimdir... Chopin'in Paris'te, fırtına sırasında bir kiliseye sığındığı zaman ana fikrinin belirdiği söylenen ve büyüleyici çalgısal efektlerle seçkinleşen bu eserde muazzam oktavlarla Liszt tarzında gelişen orta bölüm bile bir noktürnü değil, bir kahramanı yansıtır gibidir...
KAVANOZ
Bir cümbüştür kopsa da, gece, yakamozlarda;
Münzevî balıklarız ayrı kavanozlarda...
Johann Sebastian Bach
Sonatas BWV 1001, BWV 1003, BWV 1005
guitar: Manuel Barrueco
arr: Manuel Barrueco
Helter Skelter...
Abendempfindung (KV 523)
Mozart bu liedi de An Chloe ile aynı günde, 24 Haziran 1787'de bir başka şairin, Joachim Heinrich Campe'nin (1746-1818) aynı başlıklı (Abendempfindung - Akşam Duyguları) şiiri üzerine bestelemiş ve lied yine An Chloe ile birlikte, Astaria yayınevi tarafından 1789 Mart'ında 'Zwey Deutsche Arien zum Singen beym Klavier' (Piyano için söylenmek üzere iki Alman aryası) başlığıyla ilk kez basılmıştır... 4/4'lük ölçüde, ağırca (Andante) tempoda hafif bir piyano girişini izleyen ezgi 'Abent ist's, die Sonne ist verschwunden' (Akşam oldu, güneş kayboldu gitti) sözleriyle başlar ve devam eder: 'Ve ay gümüş gibi parlamaktadır... Böylece yaşamın en güzel saatleri dans edercesine kaçıp uzaklaşmıştır... ' Şairin Laura adlı kız için yazdığı dizeler kötümser havada sürer: 'Yaşamın renkli sahneleri birazdan yok olacak ve perde iniyor... Oyunumuz bitti! Dostun gözyaşı mezarımızın üzerine damlıyor bile...'
O mânayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
...
Hazreti Musa'nın; Allah tarafından bildirilerek kendisinden bir bilgi boyutu açısından daha yüksek derecede olmasına rağmen halka 'resul' elçi olarak gönderilmeyip gizli kalmış bulunan bir 'nebi'yi, halk arasında anılan adı ile Hızır'ı görmek için çıktığı yolculukta 'Mecma'il-bahreyn' (iki denizin birleştiği yer) , hem iki denizin kavuştuğu bir yer olmalı, hem de bu terim ile Musa ile Hızır'ın buluşmasına işaret edilmiş olmalıdır... Bu olaylar da büyük bir ihtimalle İstanbul civarında ve İstanbul'da geçmiştir... İstanbul kelimesi sonradan yapılan tahrifler bir yana bırakılırsa Beykoz'da bugünkü Yuşa Tepesi civarında şehri kuran Fenikelilerden beri şehrin Sami dillerinde karşılığı olan Mecma'ul Bahreyn'in Yunanca karşılığıdır... 'Isthyme-pole'; 'iki deniz arası şehri' demektir...
...
Souvenir de Florence...
Rossini - String Sonatas 1-6 - Neville Marriner - DECCA