No.6 - Des pas sur la neige (Kardaki Ayak İzleri) : Re minör tonda, 4/4'lük ölçüde, hüzünlü ve ağır (Triste et lent) tempoda yine bir doğa izlenimi verilir... Bestecinin, 'Ritim, hüzünlü ve donmuş manzaradaki derinliğin tını olarak değerini yansıtmalıdır' cümlesine uygun parça teknik yönden kolay görünse bile, seslere tam değerini veren bir legato'ya gerek duyulur; çünkü geride ayak izlerinden başka bir şey kalmayacaktır...
Operadan döndükten sonra, ertesi gün için, birkaç gündür tekrar görmeyi umduğum görüntülere, uzun boyuyla, sarı, kabarık saçlarıyla, kuzininin locasından bana gönderdiği tebessümdeki sevgi vaadiyle, Mme de Guermantes'ınkini de ekledim... Françoise'ın tarifine göre düşesin izlediği yolu izleyecek, bu arada iki gün önce görmüş olduğum iki genç kızı tekrar görebilmek için bir okulla bir din dersinin dağılışını kaçırmamaya çalışacaktım... Ama bu arada, Mme de Guermantes'ın pırıltılı gülümsemesini ve bende bıraktığı tatlı hissi arasıra hatırlıyordum... Ne yaptığımı pek bilmeden, (bir kadının, kendisine hediye edilen değerli taştan düğmelerin bir elbisenin üzerinde nasıl duracağına bakması gibi) bu hisleri, uzun zamandır beslediğim, Albertine'in soğukluğunun, Gisèle'in vakitsiz gidişinin, ondan önce de, Gilberte'le kasıtlı ve fazla uzun süren ayrılığın serbest bıraktığı hayalperest düşüncelerin (mesela bir kadın tarafından sevilme, onunla ortak bir hayat yaşama düşüncesinin) yanına yerleştirmeyi deniyordum; sonra bu düşüncelere iki genç kızdan birinin veya ötekinin suretini yaklaştırıyor, hemen ardından tekrar düşesin anısını uyarlamaya çalışıyordum... Bu düşüncelerin yanında, Mme de Guermantes'ın Opera'daki anısı pek küçük bir şeydi, parıl parıl, upuzun bir kuyruklu yıldızın yanında ufak bir yıldızdı; üstelik Mme de Guermantes'ı tanımadan çok önce, bu düşünceleri çok iyi tanıyordum; anıya ise, aksine, bütünüyle sahip değildim; onu yakalayamadığım zamanlar oluyordu; içimde diğer güzel kadın suretleriyle aynı sıfatla gezinirken, sonra yavaş yavaş, kendisinden çok daha eski olan hayalperest düşüncelerimin tek ve kesin - diğer bütün kadın suretlerini dışlayan - çağrışımı haline geldiği saatlerde, onu en iyi hatırladığım bu birkaç saat içinde, bu anıyı tam olarak kavramaya çalışmalıydım; ama o sırada benim için ileride kazanacağı önemi bilmiyordum; Mme de Guermantes'la kendi içimde bir ilk randevu gibi hoştu sadece; bir ilk taslaktı, doğru olan, gerçek hayattan yola çıkarak yapılan, sahiden Mme de Guermantes olan tek taslaktı; oysa bu anı, kendisine dikkat etmeyi beceremeden elimde tutma mutluluğunu yaşadığım birkaç saat boyunca, beni büyülemiş olsa gerekti; çünkü sevda düşüncelerimin, o sırada henüz serbestçe, acele etmeden, yorulmadan, bir zorunluluk veya kaygı olmadan, dönüp dolaşıp geldiği yer, hep bu anıydı; daha sonra, bu düşünceler kendisini yavaş yavaş sabitleştirdikçe, onlardan daha fazla güç aldı, ama kendisi bulanıklaştı; kısa bir süre sonra da, artık bu anıyı bulamamaya başladım, tahayyüllerimde onu tamamen çarpıtıyor olmalıydım; çünkü Mme de Guermantes'ı her görüşümde, hayalimle gördüğüm arasında, her defasında farklı bir uçurum olduğunu farkediyordum... Tabii ki her gün Mme de Guermantes'ın sokağın tepesinde belirdiği anda, hâlâ uzun boyunu, kabarık saçların altındaki aydınlık bakışlı çehreyi, orada bulunmama sebep olan bütün bu şeyleri görüyordum; buna karşılık, birkaç saniye sonra, beni oraya götüren bu karşılaşmayı beklemiyormuş gibi görünmek amacıyla gözlerimi başka bir yöne çevirmişken, aynı hizaya geldiğimiz anda düşese baktığımda gördüğüm şey, açık havadan mı, ergenlik sivilcelerinden mi kaynaklandığını bilmediğim, kırmızı beneklerle dolu, her gün şaşırmış gibi yaparak verdiğim, görünüşe bakılırsa hoşlanmadığı selamıma gayet soğuk, Phaidra gecesinin kibarlığından uzak bir karşılık veren, somurtkan bir yüzdü... Buna rağmen, iki genç kızın anısının sevda düşüncelerime egemen olmak için, eşit şansa sahip olmadan Mme de Guermantes'ın anısıyla mücadele ettiği birkaç günün sonunda, rakipleri elenirken sanki kendi kendine en çok ortaya çıkan, bu anı oldu; sonunda, netice itibarıyla hâlâ iradî biçimde, adeta bile isteye seçerek bütün sevda düşüncelerimi aktardığım, Mme de Guermantes'ın anısı oldu... Din dersindeki kızları, sütçü kızı bir daha düşünmedim; bununla birlikte, sokakta aradığım şeyi, ne tiyatroda bir tebessümle vaat edilmiş sevgiyi, ne de sadece uzaktan öyle görünen silüeti ve sarı saçlar altındaki aydınlık çehreyi bir daha bulmayı ummuyordum artık... Artık Mme de Guermantes'ın nasıl biri olduğunu, onu nesinden tanıdığımı sorsalar söyleyemezdim; çünkü görünümünün birer parçası olan elbisesi ve şapkası gibi, çehresi de her gün değişiyordu...
The second book of The Well-Tempered Clavier opens with a Prelude which proudly displays the key of C major... Grounded on an organ-point, a motive in sixteenths appears in the upper voice... One must see in this motive much more than just a series of sixteenths... This is condensed and intricate writing... It expands from a single voice into many voices by means of broken chords enriched with passing notes... Three measures before the end the organ-point reappears, and the Prelude concludes in sonorous splendor...
The Fugue is of an extreme simplicity... It contains none of the devices we might expect after the magnificence and refinement of the Prelude... But its dynamism is extraordinary, its gait vehement and yet not feverish... The close repetitions of the subject drive us along... The end is abrupt: a high-strung horse which pulls up short in full gallop... By all means, no allargando! Let us respect the noble pace of a thoroughbred...
J.S.Bach
French Overture, BWV 831
piano: Rosalyn Tureck
rec: 1959
No.6 - Des pas sur la neige (Kardaki Ayak İzleri) : Re minör tonda, 4/4'lük ölçüde, hüzünlü ve ağır (Triste et lent) tempoda yine bir doğa izlenimi verilir... Bestecinin, 'Ritim, hüzünlü ve donmuş manzaradaki derinliğin tını olarak değerini yansıtmalıdır' cümlesine uygun parça teknik yönden kolay görünse bile, seslere tam değerini veren bir legato'ya gerek duyulur; çünkü geride ayak izlerinden başka bir şey kalmayacaktır...
Açtım aşk defterimi
Hatırladım sevdiklerimi
Her birisi bir başka alemdi
Aradım o günlerimi
İlk sevgilim hangisi
Nasıl yaktım bunca ateşi
İnanmazdım görmesem karşımda
Aşk tüten bu yüzleri
Kimi ağlattı beni kimi güldürdü
Kimisi hiç sevmedi sever göründü
Açtım aşk defterimi
Canlandı hatıralar
Gülen resimlerin arkasından
Aynı sevgili bakar
Unuttum geçmişleri
Unuttum o günleri
Eski sevgilileri...
Ayla Dikmen - Kim Dinler Sizi...
Ben aşktan söz ettim sen susuyorsun
Bu böyle yürümez fikrini söyle
Şu garip gönlümde ne arıyorsun
Hancı mısın yolcu musun açıkla
Ayrılık daha iyidir kararsızlıktan
Daha kötü ne var umutsuzluktan
İnsanlar kaçmalı mutsuzluklardan
Kalbinin aynası sözü olmalı
Beklemek zamanı geride kaldı
Köprünün altından geçen su bitti
En güzel seneler söz olup gitti
Sen ilk aşkta gibi nazlanıyorsun...
The Cranberries - I Can't Be With You...
Shocking Blue - Send Me a Postcard...
...
Operadan döndükten sonra, ertesi gün için, birkaç gündür tekrar görmeyi umduğum görüntülere, uzun boyuyla, sarı, kabarık saçlarıyla, kuzininin locasından bana gönderdiği tebessümdeki sevgi vaadiyle, Mme de Guermantes'ınkini de ekledim... Françoise'ın tarifine göre düşesin izlediği yolu izleyecek, bu arada iki gün önce görmüş olduğum iki genç kızı tekrar görebilmek için bir okulla bir din dersinin dağılışını kaçırmamaya çalışacaktım... Ama bu arada, Mme de Guermantes'ın pırıltılı gülümsemesini ve bende bıraktığı tatlı hissi arasıra hatırlıyordum... Ne yaptığımı pek bilmeden, (bir kadının, kendisine hediye edilen değerli taştan düğmelerin bir elbisenin üzerinde nasıl duracağına bakması gibi) bu hisleri, uzun zamandır beslediğim, Albertine'in soğukluğunun, Gisèle'in vakitsiz gidişinin, ondan önce de, Gilberte'le kasıtlı ve fazla uzun süren ayrılığın serbest bıraktığı hayalperest düşüncelerin (mesela bir kadın tarafından sevilme, onunla ortak bir hayat yaşama düşüncesinin) yanına yerleştirmeyi deniyordum; sonra bu düşüncelere iki genç kızdan birinin veya ötekinin suretini yaklaştırıyor, hemen ardından tekrar düşesin anısını uyarlamaya çalışıyordum... Bu düşüncelerin yanında, Mme de Guermantes'ın Opera'daki anısı pek küçük bir şeydi, parıl parıl, upuzun bir kuyruklu yıldızın yanında ufak bir yıldızdı; üstelik Mme de Guermantes'ı tanımadan çok önce, bu düşünceleri çok iyi tanıyordum; anıya ise, aksine, bütünüyle sahip değildim; onu yakalayamadığım zamanlar oluyordu; içimde diğer güzel kadın suretleriyle aynı sıfatla gezinirken, sonra yavaş yavaş, kendisinden çok daha eski olan hayalperest düşüncelerimin tek ve kesin - diğer bütün kadın suretlerini dışlayan - çağrışımı haline geldiği saatlerde, onu en iyi hatırladığım bu birkaç saat içinde, bu anıyı tam olarak kavramaya çalışmalıydım; ama o sırada benim için ileride kazanacağı önemi bilmiyordum; Mme de Guermantes'la kendi içimde bir ilk randevu gibi hoştu sadece; bir ilk taslaktı, doğru olan, gerçek hayattan yola çıkarak yapılan, sahiden Mme de Guermantes olan tek taslaktı; oysa bu anı, kendisine dikkat etmeyi beceremeden elimde tutma mutluluğunu yaşadığım birkaç saat boyunca, beni büyülemiş olsa gerekti; çünkü sevda düşüncelerimin, o sırada henüz serbestçe, acele etmeden, yorulmadan, bir zorunluluk veya kaygı olmadan, dönüp dolaşıp geldiği yer, hep bu anıydı; daha sonra, bu düşünceler kendisini yavaş yavaş sabitleştirdikçe, onlardan daha fazla güç aldı, ama kendisi bulanıklaştı; kısa bir süre sonra da, artık bu anıyı bulamamaya başladım, tahayyüllerimde onu tamamen çarpıtıyor olmalıydım; çünkü Mme de Guermantes'ı her görüşümde, hayalimle gördüğüm arasında, her defasında farklı bir uçurum olduğunu farkediyordum... Tabii ki her gün Mme de Guermantes'ın sokağın tepesinde belirdiği anda, hâlâ uzun boyunu, kabarık saçların altındaki aydınlık bakışlı çehreyi, orada bulunmama sebep olan bütün bu şeyleri görüyordum; buna karşılık, birkaç saniye sonra, beni oraya götüren bu karşılaşmayı beklemiyormuş gibi görünmek amacıyla gözlerimi başka bir yöne çevirmişken, aynı hizaya geldiğimiz anda düşese baktığımda gördüğüm şey, açık havadan mı, ergenlik sivilcelerinden mi kaynaklandığını bilmediğim, kırmızı beneklerle dolu, her gün şaşırmış gibi yaparak verdiğim, görünüşe bakılırsa hoşlanmadığı selamıma gayet soğuk, Phaidra gecesinin kibarlığından uzak bir karşılık veren, somurtkan bir yüzdü... Buna rağmen, iki genç kızın anısının sevda düşüncelerime egemen olmak için, eşit şansa sahip olmadan Mme de Guermantes'ın anısıyla mücadele ettiği birkaç günün sonunda, rakipleri elenirken sanki kendi kendine en çok ortaya çıkan, bu anı oldu; sonunda, netice itibarıyla hâlâ iradî biçimde, adeta bile isteye seçerek bütün sevda düşüncelerimi aktardığım, Mme de Guermantes'ın anısı oldu... Din dersindeki kızları, sütçü kızı bir daha düşünmedim; bununla birlikte, sokakta aradığım şeyi, ne tiyatroda bir tebessümle vaat edilmiş sevgiyi, ne de sadece uzaktan öyle görünen silüeti ve sarı saçlar altındaki aydınlık çehreyi bir daha bulmayı ummuyordum artık... Artık Mme de Guermantes'ın nasıl biri olduğunu, onu nesinden tanıdığımı sorsalar söyleyemezdim; çünkü görünümünün birer parçası olan elbisesi ve şapkası gibi, çehresi de her gün değişiyordu...
...
Ayla Dikmen - Yanan Mum...
Book II
Prelude and Fugue I in C Major
The second book of The Well-Tempered Clavier opens with a Prelude which proudly displays the key of C major... Grounded on an organ-point, a motive in sixteenths appears in the upper voice... One must see in this motive much more than just a series of sixteenths... This is condensed and intricate writing... It expands from a single voice into many voices by means of broken chords enriched with passing notes... Three measures before the end the organ-point reappears, and the Prelude concludes in sonorous splendor...
The Fugue is of an extreme simplicity... It contains none of the devices we might expect after the magnificence and refinement of the Prelude... But its dynamism is extraordinary, its gait vehement and yet not feverish... The close repetitions of the subject drive us along... The end is abrupt: a high-strung horse which pulls up short in full gallop... By all means, no allargando! Let us respect the noble pace of a thoroughbred...