Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • İçteki ses17.08.2009 - 19:28

    'Russkiy kovcheg' (2002)

    Aleksandr Sokurov

  • sakla beni17.08.2009 - 18:16

    Petula Clark - I Know A Place...

  • turgut cansever16.08.2009 - 19:30

    ...

    - Bakın; Konya'da 'Milletler, Milliyetler ve Küreselleşme' konulu bir toplantıda birisi: 'Asya İslam-Türk toplumlarıyla bütünleşirsek, küreselleşme denilen bu gizli sömürgeleştirme operasyonuna karşı çıkabilecek bir büyüklük elde edebiliriz', ve devamla 'Bunun için, dil birliği kurmak çabası sarfediyoruz! ' dedi... Üzerine basarak ben de dedim ki: 'Bugünün Türkçesi merkezinde bir birlik hiçbir şey ifade etmez... Eğer biz Bakî'yi anlamıyorsak, Özbekler de Ali Şîr Nevaî'yi anlamıyorsa; böylesi bir kültür mahrumluğu içerisinde varılabilecek hiçbir yer yoktur... Ama madem bu diller yoğrularak bir beraberlik kurulacaktır; bu Bakî'yi de, Ali Şîr Nevaî'yi de anlayacak bir dil olmalıdır...

    ...

    - Meselâ, roman değil ama, şiir, asrın başında halkın dil zevkinin, dilbilgisinin sanatıydı... Tabiî, romana nazaran, yoğunluğuyla ve insanların da iştirak edebilmesiyle, yani çok daha yoğun bir kültürel bilinçlenme ve değişim alanı olmasıyla tâ köylere kadar sârîydi... İkinci olarak, musikî de öyleydi... Hatta gayrimüslim anâsırı dahi aynı kültürle zenginleştiren, mezceden bir yapı... Geçen sabah radyoda hikâyesini dinlediğim Bilmen Şen, aslen, Ermeni ve Dürzi kiliselerinde âyin okuyan bir Ermeni papazken, Aziz Dede'nin musikîsinde yoğrulup, ismini de değiştirerek Bilmen Şen oluyor... Ortak irfan iklimine bir diğer misâl de; mimarînin temel sanat ve ilimlerinin, resmin, rengin, tezyinatın bile, o kültürün herkese şâmil unsuru olması... Bursa'da hanımlar; katıldıkları hanım toplantılarında evlerin mimarîsini, renklerini konuşuyorlardı... Her mahallenin tekkesinde, hem şiir hem musikî hem hat hem mimarî tartışılıyordu... Bugünkü sanat yazarlarının yaptığı gibi, boşlukta da tartışılmıyordu... Beraberinde, tasavvufî bilgi ile kendini yetiştirme çabasının zemini üzerinde bezenirdi herşey... Varolan bir 'ruh' ihyâ edilirdi her dem... Şayet onu, ülkenin her mahallesinde insanların tartışacakları alanlara ulaştıramıyorsak, böylesi ortak mahaller yoksa; tabiatiyle yapılan onca şeyin eriyip gitmemesine imkân yok... Bugün tekkeleriin açılmasına müsaade edilmiyorsa, 'kültür merkezi' filan diye her mahallede iki odalı bir yer açılmalı ve bu meselelerin konuşulması âdet hâline getirilmeli...

    - Bunu denediler; meselâ Halk Evleri'ni tekkelerin yerine ikâme etmek istediler ama olmadı...

    - İşin ruhu yok... Yani arkasında hiçbir inanç temeli yoktu bunların... Bir boşluk üzerinde; insanlar oraya gelecek, güya resim yapacak, heykel yapacak, saz çalacak... Oysa, musikînin kendisi dışarıdaydı orada... Bütün halk sanatlarına, Halk Musikîsi'ne temel teşkil eden o 'büyük musikî' yoktu orada... Ama tekkelerde vardı...

    ...

  • rejim16.08.2009 - 18:59

    ...

    Kazım Karabekir şöyle anlatıyor: 10 Temmuz 1923 Ankara istasyonundaki kalem-i mahsus binasında Fırka nizamnamesini müzakereden sonra, Gazi ile yalnız kalarak hasbihallere başlamıştık.

    “Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdurlar” dediler. Kendisini hilafet ve saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan, din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla latife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen Mustafa Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce, şu izahatı verdi:

    “Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar! Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz! ”

    ...

  • sistemi okumak14.08.2009 - 20:51

    Domenico Scarlatti - Keyboard Sonatas (Jeno Jandó)

  • vehmin saltanatı14.08.2009 - 20:50

    'Opening Night' (1977)

    John Cassavetes

  • cebren13.08.2009 - 19:12

    ...

    ABD'nin 'tanrı' olduğu düşüncesinden kurtularak, başını çektiği Batı dünyasının kötülüklerin ve krizin bizzat sebebi olduğu anlaşılacak...

    Amerika ve İsrail terör örgütü başta olmak üzere Hristiyan-Yahudi Batı dünyasıyla yapılan bütün askerî anlaşmalar yırtılıp atılacak ve bütün askerî paktlardan çıkılacak...

    IMF ile ilişkiler hemen kesilip, IMF heyeti bir uçağa bindirilerek bir daha dönmemek üzere geldikleri yere gönderilecek...

    Medyaya kesinlikle bir 'çekidüzen' verilecek, insanımıza karşı kullandığı düşman dili muhakkak kesilecek...

    Batı'nın 'öteki ve fetih alanı' olduğunun şuuruna varılarak, 'millî menfaat' gereği AB ile ilişkiler kesilecek...

    Şeklî demokrasi kesinlikle askıya alınacak...

    Şeklî demokrasinin karşılığının Batı'nın zihinlere zerkettiği kötü mânâda bir diktatörlük olmadığı toplumun şuuruna yerleştirilecek...

    Zehirlenmiş ve ne yapacağını bilmez şaşkına dönmüş toplum kesinlikle disipline edilecek...

    Devlet 'müdahale ve tedbirci'liğini ekonominin her alanında azami seviyede gösterecek...

    Ekonomi devletin planlaması, müdahalesi ve tedbirciliğiyle yürüyecek...

    Emperyalistlerin İslâm coğrafyasında ve diğer üçüncü dünya ülkelerinde at koşturmalarına kılıf hazırlayan BM-Domuzlar Diktatoryası'ndan çıkılacak...

    Çıkılmakla birlikte insanca ve bütün herkesin eşit muamele göreceği bir uluslararası hukukun tesis edilebilmesinin ilk şartı olarak da, BM-Domuzlar Diktatoryası'nın yıkılması gerektiği Irak'tan başlayarak ittifaklarla bütün dünyaya anlatılacak...

    Irak Devlet Başkanı'nı Bağdat'ta asan Amerika'nın, devlet başkanını Washington meydanında sallandırma iradesi bütün dünyaya deklare edilecek...

    Bütün bunlarla birlikte ülke ekonomisi, rakamlara boğulmuş, insanın karnını doyurmaktan anlamayan Batıcı ekonomistlerden alınarak insanın karnının nasıl doyurulacağını bilen pratik iktisatçılara teslim edilecek...

    Silahlı Kuvvetler, Amerika ve Batı yörüngesinden kurtarıldıktan sonra 'millî menfaatler'e uygun, savaşkan, güçlü, milletin ordusu hâline getirilecek...

    ...

  • masallar13.08.2009 - 18:41

    ...

    Cemal Reşit Rey 1941'de 'Pélerinages dans la ville qui n'est plus qu'un souvenir' (Hatıradan İbaret Kalan Şehirde Gezintiler) başlıklı yedi piyano parçasını besteler... Hatıradan ibaret kalan şehir İstanbul'dur ve besteci, kendi tanımıyla geçmişin İstanbul'unu, asırların İstanbul'unu, sırasıyla artık ebediyete göçmüş bir insan topluluğunun bıraktığı eserlerden ilhamını alarak yansıtır... Serviler ve sessizliği ile huzur veren 'Mezarlık'ta Arap harflerinin ince kıvrımları ritmin kayganlığı ile üst üste getirilir... Büyük kenti kuşatan, onu bir kalkan gibi koruyan yüksek 'Surlar'ın kalıntıları piyanonun büyük, görkemli akorlarıyla armonik kalıplar şeklinde tuşların bir ucundan diğerine yansıtılır... 'Mermere yazılmış kitabeler' derin bir mistisizm içindedir... 'Fatih ordusunun çizdiği yol' görkemli ve törenseldir... 'Sarnıçlar' Yerebatan Sarayı'ndan kalan su birikintisi; ölü su, rutubet damlaları, kemer duvarlarından gelen akisler, sessizlik, yalnızlık ve ölümdür... Buradaki dua büyük bir duyarlılıkla anlatılır... 'Çiçekli çayır' insanın içini biraz ferahlatır... Yüzyılları görmüş, asırlık Ulu Çınar ile eser huzurlu, ama yine huşu içinde sona erer...

  • acemi balık11.08.2009 - 18:26

    Perihan Altındağ Sözeri - Denizlerin Nazlı Kızı...

  • Elif11.08.2009 - 18:20

    ...

    'Suret olmadan mânâlar ebediyyen tecelliye gelmez'; bu hikmet çerçevesinde, hem suret'in mânâdan önce olması, hem de 'tecelli'nin mânâdan sonra olması anlaşılıyor...

    Tecelli, mânâ'nın kaderidir, bilinmesidir, görünmesidir... Tecelli'nin bilinme ve görünme anlamı, onun bizzat 'suret' olmasıdır... Bu suret, mânâdan sonra...

    Mânâ olmadan suretten bahsedilemeyeceğine göre, mânâdan önceki suret eceldir; mânâdan sonraki suret ise, kader...

    Ecel ve kaderin mânâda bitişikliği, tecelli etmemiş mânânın sır - tecelli etmemiş mânânın 'yok' olmasına nazaran, ecel ve kaderin de 'sır' ve 'yok' olduğunu gösterir... Burada mânâ, ecel ve kaderin, bir ve aynı ânda göründüğü açık: Suret ve mânâ birliği hâlinde 'varlık'.

    ...