Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • su gibi aziz ol02.10.2006 - 23:14

    rahmetli babaannem çok sık söylerdi..
    bknz.
    bir bardak suyun bin ton dua ettiği zamanlar..

  • imkanlar dahilinde02.10.2006 - 23:03

    T.K.Y (toplam kalite yönetimi)
    nedir diye sormuştu hocamız.
    'mevcut imkanlar dahilinde olası en iyiyi elde etmektir'
    demiştim müsaade istemeden..
    demiştim ve sazanlık yaptığımı düşünüp bir an utanmıştım..
    gel gör ki hocadan bir
    -aferin, güzel bir tanımlama
    cevabını almıştım..
    bknz.
    öğrencinin kasıntıdan eriyip bittiği ân.

  • doğru02.10.2006 - 22:52

    yanlışların eline düşmeyegörsün..
    delik deşik ediyorlar doğruyu
    tanıyamıyor insan işkenceden çıkmış mahkum gibi kalıyor ellerinde
    bknz.
    zekeriya beyaz ve türevlerinin eline düşen doğrular.

  • üç yanlış bir doğruyu götürür02.10.2006 - 22:44

    ....ıssız bir yere
    ve işkenceyle en sonunda onuda
    kendilerine benzetirler..
    ve dört yanlış olurlar..

  • adamak02.10.2006 - 22:28

    helal olsun..
    kendilerini irticaya adayan
    karanlık mağaralardaki yobazlıklara savaş açan
    dillerinden düşürmedikleri
    'din' kelimesine daha anlamına vakıf olamadan
    güneşe çamur atan çocuklar misali ellerinde ki çamurları savuran
    bu kahraman abilerimize helal olsun.
    tarih kitaplarına geçeceksiniz.
    kelime literatürlerinizde
    başka bir ifade meram olmadığını düşünüyorum bazen...
    adanmış iki yaşlı çınar..
    'gerici' terimine yazmıştım
    siz neden anlamaktan uzaksınız
    anlamaya olan bu serzenişleriniz bu ürkek tavırlarınız neden..
    bir kerede 'insan'dır diyerek şefkatle yaklaşın
    ve
    eleştirecekseniz de şefkatle, incitmeden eleştirin.
    bir kere
    bir kerecik olsun
    şu sözün sınırlarına girin, havasını teneffüs edin
    bir kere...

    Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse,
    her namuslu insan gericidir.

    Cemil MERİÇ

    eğer hala ahlaken, fikren, hem sosyolojik, hem ekonomik vs.
    olarak
    ideallerinizi
    bugünün bu çirkin çağdaşlığında yüzdürecekseniz..
    herşey dinin suçu öyle mi?
    Allah size inanmayı nasip etsin derim ben.
    imansız ne bilginin, ne ibâdetin, ne ahlâkın bir kıymeti yok çünkü...
    sizin en büyük hatanız
    'dininizi' insanlardan öğreniyor olmanız.. maalesef..

  • kadın02.10.2006 - 22:05

    kopyalayıp yapıştırmak benimde haz almadığım bir şey.
    ama böyle yazılara dayanamıyorum.
    hani 'kadın' mevzusu insanî bir mevzu. çok sözler söylenmiştir üstüne.
    ve her erkek kadının ruhuna onu anlamaya tanımaya açmıştır yelkenlerini
    kendine yettiği kadarıyla.
    şunu söyleyebilirim
    ben bu kadar açık yüreklilikle kadını yazan bir yazar görmedim.
    baştan sona hafızamda annem halam teyzelerim babaannem hayatımdaki tüm kadınlar dolandı durdu..
    paylaşmak istedim.
    okuyun gerçekten;
    gerçekler acı olsada okuyun...

    Kadın Neden Başkası İçin Yaşar?

    Yalnız kadın mı? Dişi hayvanlar da, bitkiler de başkası için yaşar. Çiçekler taç yapraklarını feda ederler aşka.Dişi, kendine etmese hayat bir hamlede sona ererdi. Kadının bu fedakarlığı daha derin bir iç güdüden geliyor.Erkekde de kadında da hep aynı iç güdü.Büsbütün ölmemek kaygısı. Ölünceye kadar bunun için didinmiyor muyuz? Bir gönülde, bir kitapta bir mermerde yaşamak.Tabiat bu kubbede hoş bir seda bırakmamız için yaratmış aşkı. Aşkı ve ihtirası.İstikbale taşmak, adımızı bizden sonra yaşatmak, bir vücutta yeniden gençleşmek veya kafamızdan bir dünya yaratmak. Sonsuza damgamızı vurmak.

    Bu amaca varmak için hangi acıya katlanılmaz? Ebedîleşmek için ölmek. Anne çocuğu için her fadkârlığa katlanır. Erkek, eseri için. Acı, bir şehvet olur onlar için. Batan gemiden çocuklarını kurtaran kadın gülerek can verir..

    İhtiras, yani bir eserde gerçekleşmek, bir eserde yaşamak arzusu hem bir erkeği kanatlandırabilir hem kadını. Ama aşkta ebedîleşmek yalnız kadının imtiyazı. Ancak anne ölümsüzlüğünü bütün genişliği ile duyabilir. Varlığından bir parça gelişecek, istikbali fethedecek, yaşayacaktır. Ağaç meyve vermiştir artık. Kadın bunun için aşka susuzdur. Kendini sevgiye ve sevgiliye adayışı bundan. Başka biri için yaşayan onu sezmek, anlamak ihtiyacındadır. Kadın, bunun için daha çok sezgi, daha çok duygu. Hayatı yaratmak, yani başkasında yaşamak. Onu yarınlara götürecek olan: Çocuğu.

    Erkek için öyle mi? Onu ebediyete götüren köprü, çocuğu değildir. Vücudundan bir vücut çıkaramaz. O, kafasıyla, kalbiyle veya eliyle yaratmak zorundadır ebediyetini. Bunun için de varlığının merkezi kendisi. Klavuzu, aklı ve menfaatleri. Erkek, hayatını feda eder de ihtiraslarından vazgeçemez.. Cinslerin ruh dünyasını kesin çizgilerle birbirinden ayırmak imkansız. Ama kadının kaderine hükmeden bu alterocentrisme, erkeğin kişiliğini biçimlendiren ise egocentrisme.

    Çevresindeki insanlarla yürekten ilgilenmek kadının kadınlığından geliyor. Ama, çektiği acıların kaynağı da bu. İşte davanın can alacak noktası. Egoizmle zırhlanmayan için en âsûde hayat korkunçlaşır. Hayatın belkemiği: Egoizm. Kendi yolunu aydınlatan bir fenerdir egoizm. Egoistin, hedefine varmak için kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Nereye gittiğini bilir ve tek başına yürüyebilir. Özgeci (diğergam kimse/kadın) yapamaz bunu. O, yalnız sevmek ve sevilmek için değil, yürümek için de başkalarına muhtaçtır. Bir sarmaşıktır özgeci. Kuru bir dalı, soğuk sert bir duvarı çiçeklerle, yapraklarla donatmak isteyen bir sarmaşık. Dayanacağı, kucaklayacağı kuru bir gövde yoksa solar. Cansız bir duvar yaşatır onu.

    Kadın egoizmden mahrum, yani belkemiksiz. Bunun için erkeğe muhtaç. Sabit bir noktaya ihtiyacı var. Yoksa rüzgârın önünde bocalar durur. Belli bir hedefe yöneltilmek zorundadır. Bu susuzluk zekâ noksanlığından doğuyormuş. Kötü bir terbiyenin eseriymiş. Yalan. En iyi terbiye bile kadının bu başkasına dayanma hasletini yok edemez. Bilakis zekâsı geliştikçe bu ihtiyaç da büyür. Kendini bir kasırgaya tutulmuş hisseder kadın: Düşünceler, düşünceler. Hangisini seçecek? Değeri ne bunların? Ne işe yararlar?

    Kadının zekâsı: seziştir, muhakemeye dayanmaz. Bu zekâ uçarak varır hedefe. Adım adım değil. Ama neden varır? Nasıl varır? Bulduğu, gerçeğin kendisi midir? Bu sualler mahveder onu. Demek, kadın zeki olduğu ölçüde kendisine destek olacak bir başka zekâya muhtaç. Kendisininkinden farklı bir zekâya. Zekâsını tamamlayacak bu zekâ, aydınlatacak, sezişlerini değerlendirecek. Yoksa, limonlukta yetiştirilen çiçekler gibi yaprak yaprak dökülür bu zekâ. Kır çiçekleri kadar olsun yaşayamaz.

    Ancak erkekleşen kadın böyle bir yardıma ihtiyaç duymaz. Kadın, kadın kaldıkça desteksiz edemez.. Arzular da kâh büyük, kâh küçük. Hep aynı değiller ki.. Yani minnacık bir arzu için büyük dertler hazırlamıyor muyuz kendimize? Kadın, işine gelenle gelmeyeni birbirinden ayıracak ölçülerden mahrum. Hedefini bir başkasının göstermesi lazım. Yoksa kâh sezişlerine terkeder kendini, kâh zaaflarına. Saatten saate, dakikadan dakikaya değişir. Sevdikleri kendi dışında. Sırf kendi zekâsı, kendi gücü, kendi imkânlarıyla nasıl varsın onlara? Bu meş'um aşk onu ister istemez başkalarına bağlar.

    Erkekler her istediğini elde edebilir. Sabretmesi, çalışması yeter. Zengin de olur, yükselir de. Hedefe bir başına erişebilir. Kadının değişmeyen, elle tutulur bir hedefi yok ki. Sevgi kaderin kaprisi. Erken veya geç doğmak, falan ülkeden, falan tabakadan olmak, sevimli olmak, rüyasındaki erkekle beş yıl evvel, beş yıl sonra karşılaşmak. Hayatı tesadüfün elinde. Çevresindekiler onu sevmiyorsa ne yapabilir? İrâdesiyle, zekâsıyla, gayretiyle sevdirebilir mi kendini? Aşk satın alınamaz, menfaatle ilgisi yok. Aşk, kadının bütün hayatı. Ve aşk baştan başa kapris. Ne facia! Facia bu kadarla da bitmiyor. Başkalarında yaşayan kadın, başkalarının gönlüne, başkalarının zevklerine ferman dinletemeyeceği için ıstırap içindedir. Duygularıyla menfaatlerini bağdaştıramadığı için ıstırap içindedir.. Kadının saadeti ne kazanacağı şöhrette, ne yükseleceği mevkidedir. O sevmek ve sevilmek ister. Hayatı yaratmak, gözyaşlarını kurutmak, çevresindeki bütün canlıları mutluluğa kavuşturmak ister. Bütün sevinçlerinin, bütün kaygılarının kaynağı budur. Ama arzularıyla menfaatleri boyuna çatışmaktadır.

    Çocukları olacak, geceleri uykularını feda edecek. Ömür boyu kahırlarını çekecek. Bunda ne çıkarı var kadının? Çocuk yapınca daha mı sıhhatli olacak? Şöhreti mi artacak, itibarı mı? Genç kız baba ocağının sevgilisi, göz bebeğidir çok defa. Dilediği gibi yaşar, dilediği gibi harcar. Hürrüyetini, rahatını, içtimai mevkiini, hatta bazen şöhretini bırakıp bir erkeğin peşine düşmek. Hem de çok defa feda ettiklerine karşılık kendisine ıstıraptan başka hiç bir şey vermeyecek olan bir erkeğin peşine. Bu mu menfaat?

    'Evet eskiden kadın sevgiye atıyordu kendini, başkaları için yaşıyordu; bugün de, çekinerek başkaları için yaşayanlar var. Ahmakça bir soyaçekiş, alışkanlık. Bu gerici yönelişleri ayaklar altına alacağız, biz yeni kuşaklar baştan başa değiştireceğiz.' İhtiyar tarih, ilk defa duymuyor bu lakırtıları. Mâziyi yıkmak isteyen ilk nesil siz değilsiniz. Ama zavallı dostlarım, kadın oldukça uzun bir zaman güya çıkarı peşinde koştuktan, bağımsızlığına kavuştuktan, şöhret servet kazandıktan sonra sahneden çekildi, bir de baktık ki bir hayale kaptırmış kendini. Dimyata pirince giderken.. İkbal avutamamış onu, alış doyuramamış. Gerçek sevinci ferâgatte bulmuş kadın. Annelikte bulmuş. Kendini çevresindekilere adamakta bulmuş. Ve tarih boyunca menfaatleriyle gönlü arasında sallanmış durmuş kadın, rakkas gibi. Menfaatlerini feminizm bayraklaştırmış, gönlünü annelik doyurmuş.

    Erkeğin tatmadığı bir acı bu. İstediği, irâdesine tâbi onun. Menfaatleri çok defa arzularıyla âhenk halinde..

    Bitmedi. Kadının sevdikleri hep aynı kalmazlar. Boyuna değişir arzuları, değer ölçüleri değişir. Delikanlı, nişanlısından şiir ister, zerâfet, tabiilik, toyluk ister. Aynı delikanlı, koca oldu mu kadından sadece evini idare etmesini, tecrübeli olmasını, hesaplı kitaplı olmasını ister. Hakkı var. Erkek için hayatın gayesi aşk değildir. Sittin sene aşkla uğraşamaz. Ama kadın bu yeni isteklere nasıl uydursun kendisini? Nasıl acı çekmesin?

    Çocuk annesinin bir dakika yanından ayrılmasını istemez. Her an bakım bekler. Teselli bekler. Yıllar geçer çocuk delikanlı olur. Annesinin kendisini rahat bırakmasını ister. Öğütleri, tecrübeleri öfkelendirir onu. Kendi başına buyruk yaşamak ister. Haklıdır da. Kendisi tecrübe edecek hayatı. Başkasının tecrübesi işine yaramaz ki. Ama anne buna nasıl katlansın? Ömür boyu başlıca vazifesinin çocuğuna yardım etmek, onunla ilgilenmek olduğuna inanmış. Bu alışkanlıktan vazgeçebilir mi bir anda? İşte yeni çatışmalar, yeni trajediler... Erkek bütün bunların dışındadır. Onun sevgilileri zamanla değişmez. Birbirleriyle çatışmazlar. Erkek zafere ve şöhrete erişmek için boyuna yolunu değiştirmek zorunda değildir. Hatta hep aynı yönde ilerlediği ölçüde başarıya ulaşır..

    Demek ki kadının kurbanı olduğu trajedilerin kaynağı ne aksi tesadüfler, ne beşeri kanunlar, ne erkeklerin kötü oluşudur. Bu facianın kaynağı, kadının misyonu. Başkalarına ihtiyacı oluşu, başkalarını sevişi. Başkaları tarafından sevilmek isteyişi. Kanuni durumunu düzeltmişiz, mesut olacak değil ki. Kadını mesut etmek için erkeği terbiye etmek lazım. Erkek kadını daha iyi anlamalı, ona daha iyi yardım edebişmeli ki, acıları dinsin kadının.

    Kadının arzularını tanımadan onu nasıl mutluluğa eriştirebiliriz, onu ve onunla birlikte erkeği yani cemiyeti. Bunun için hem erkeği, hem kadını aydınlatmak, ikisini de faydasız anlaşmazlıklardan kurtarmak lazım.

    Cemil Meriç- kırk ambar (kadın ruhu)
    2-3 entry aşağıda bu yazının başı da mevcut.onuda okuyuverin..
    yormaz ve kasmazsa eğer..

  • hadi bi güzellik yap02.10.2006 - 21:51

    ve o sekiz kat önyargı tuğlasıyla örülü
    idrâkine
    fikirlerin balyoz vurmasına izin ver..
    korkma,
    balyoz vuran fikirler acıtır dimağını
    fakat
    senden hiç bir ücret talep etmezler..
    ve seni kısıldığın o zâviyeden kurtarırlar..
    nefes alırsın; açılırsın!

  • yaşar nuri öztürk02.10.2006 - 21:38

    yazmış olduğu kur'an mealine karşı
    tefsir otoritelerinden ciddi eleştiriler alıyor..

  • bilimin insanlığa hediyesi02.10.2006 - 21:16

    çatapatlar
    ya da
    mantar tabancaları..
    bir de plastik boncuk atan oyuncak tabancalar varki
    kim icad etmişse artık elleri öpülesi..

    bknz.
    bilimin çocuklara hediyesi

  • o ânı ıskalamak02.10.2006 - 21:10

    15 saniye ile,
    giderken
    sana dur diyebilmeyi ıskaladım..
    ve sen plakasını alamadığım
    bir topkapı-cevizlibağ otobusüne binip; ve ellerimden yitip gittin..
    saçlarını sana benzettiğim birini görür gibi oldum
    arkandan bakarken..
    emin değilim,
    ve biliyor musun,
    bu emin olamayış kahrediyor beni...