"sen sus, gözlerin konuşsun" diyorlar sesime maruz kalanlar.. haklılar, sesim kötü çünkü.. ama öyle de söylenmez ki, ağlak değilim diye mi bana taş muâmelesi yapıyorsunuz .. günâhtır yâhu.. ben de işi yüzsüzlüğe vuruyorum; ilahilerden popa, rapten türkülere öyle bir geçişim var ki, şaşar kalırsınız.. repertuarımın genişliğine hayret ediyorlar, övünüyorum biraz kendimle.. zaten övünecek pek bi şeyim yok; bırakın da söyleyeyim diyorum.. hira-i zerdüş' e eşlik ediyorum bu ara.. "sen gülümse bir yol bulurum" diyor ve bu, duymaya ihtiyaç duyduğum tek şeymiş gibi, dinliyorum tekrar ve tekrar.. dinleyin siz de.. belki birinin gülümsemesi size mücâdele edecek gücü verir, belki dağ olursunuz da yaslanırlar size.. öyle şeyler işte.. ne bileyim.. hiç anlamadığım mevzular..
bir su terazisi aldığım haberi tüm ailede yayılıp benimle hunharca dalga geçilmesinin üzerinden henüz çok vakit geçmemiş olması yeni bir dalga konusu olma cesaretini göstermeme engel oldu.. usulca bıraktım, çıktım arkama bakmadan..
... yüksek dağların ve ormanın ortasında bir vadi.. gündüz çiseleyen yağmur eşliğinde yürümek, karanlık çöktüğünde vadinin üzerine inen sis, ahşap evlerin yanan sarı ışıkları, bayırdan aşağı yuvarlanan çocuklar ve sesleri, kamp ateşi etrafında gülmeler, eğlenceler.. bir süre sonra çayımı alıp, vadinin tamamını yukardan görebilecek bir bankta oturup uzaktan seyretmek tüm o cümbüşü.. ve kendimle baş başa kalışım..
üç günlük bir masal, kalbimde sonsuz bir ân bıraktı..
... lâzım da
"sen sus, gözlerin konuşsun" diyorlar sesime maruz kalanlar.. haklılar, sesim kötü çünkü.. ama öyle de söylenmez ki, ağlak değilim diye mi
bana taş muâmelesi yapıyorsunuz .. günâhtır yâhu..
ben de işi yüzsüzlüğe vuruyorum; ilahilerden popa, rapten türkülere öyle bir geçişim var ki, şaşar kalırsınız..
repertuarımın genişliğine hayret ediyorlar, övünüyorum biraz kendimle.. zaten övünecek pek bi şeyim yok;
bırakın da söyleyeyim diyorum..
hira-i zerdüş' e eşlik ediyorum bu ara..
"sen gülümse bir yol bulurum" diyor ve bu,
duymaya ihtiyaç duyduğum tek şeymiş gibi,
dinliyorum tekrar ve tekrar..
dinleyin siz de.. belki birinin gülümsemesi
size mücâdele edecek gücü verir,
belki dağ olursunuz da yaslanırlar size..
öyle şeyler işte.. ne bileyim..
hiç anlamadığım mevzular..
... boğulmak için
bindiğiniz vapur batmaz,
hava soğuktur
ve siz denize atlayamazsınız..
... kampanyadaki kıl testere setini
almadığıma pişmanım..
bir su terazisi aldığım haberi tüm ailede yayılıp
benimle hunharca dalga geçilmesinin üzerinden
henüz çok vakit geçmemiş olması
yeni bir dalga konusu olma cesaretini göstermeme
engel oldu..
usulca bıraktım,
çıktım arkama bakmadan..
çok zor bir ândı
ama üstesinden geldim..
... "kendini çok şey sanmak" tan daha evlâ değil midir
"kendini bir şey sanmak"..
o kadar da haksız değil yani,
menfî ya da müspet
insan bir şeydir neticede..
"... öfkem tükendi.
tanrıcıklarım hepinizi affettim..
cenge, ispata, korkuya, koşuşa değil;
ışıl ışıl bir arayışla
ben ancak keşfe ve şehâdete geldim.. "
... sevgili kendim,
çabana sağlık..
... kırıl
ama eğilme..
... olur öyle çiçeğim,
üzerler, kırarlar;
dünyadayız..
... bizi biz büyüttük..
... yüksek dağların ve ormanın ortasında bir vadi..
gündüz çiseleyen yağmur eşliğinde yürümek,
karanlık çöktüğünde vadinin üzerine inen sis,
ahşap evlerin yanan sarı ışıkları,
bayırdan aşağı yuvarlanan çocuklar ve sesleri,
kamp ateşi etrafında gülmeler, eğlenceler..
bir süre sonra çayımı alıp,
vadinin tamamını yukardan görebilecek bir bankta oturup
uzaktan seyretmek tüm o cümbüşü..
ve kendimle baş başa kalışım..
üç günlük bir masal,
kalbimde sonsuz bir ân bıraktı..