Dışımızdaki kabuk, başkalarının ilk gördüğü şeydir; ama asıl hikaye, o kabuğun ardında saklıdır. İnsanları sadece dış görünüşleriyle değerlendirmek, onların derinliklerini ve gerçek benliklerini görmezden gelmektir. Dışımızdaki kabuk, hayatın bize verdiği şekli yansıtırken, içimizdeki öz ruhumuzu taşır.
Bir ağaç düşünün, dış kabuğu serttir ve zamanla yıpranır; ancak o kabuğun içinde, yaşamın kaynağı olan özsu akar. Bizim kabuğumuz da zamanla değişir, yaşadıklarımız, deneyimlerimiz ve karşılaştığımız zorluklar dışımıza yansır. Ama bu sadece dış görünüşümüzdür; içimizdeki öz hep aynıdır, saf ve değişmeyen bir şekilde varlığını sürdürür.
Toplumun dayattığı güzellik standartları ya da başkalarının bakışları, çoğu zaman kabuğumuza odaklanmamıza neden olur. Oysa ki gerçek güzellik, içimizde saklı olan, ruhumuzun derinliklerinde yatan o saf ışıktadır. İnsanları dış kabuklarına göre değerlendirmek yerine, onların içlerindeki bu ışıltıyı keşfetmeye çalışmak, gerçek anlamda tanımak demektir.
Dışımızın kabuğu, sadece bir maske gibidir. Gerçek biz ise bu maskenin ardında yatan duygu, düşünce ve hayallerle var oluruz. Hayatımızın en derin anlamı, bu kabuğun ötesinde, kalbimizin derinliklerinde bulunur.
Kendimize ve başkalarına karşı daha derin bir bakış geliştirmek, dış kabuğun ötesine geçip içsel değerleri keşfetmek, hepimizin önünde duran bir fırsattır. Çünkü hayat, dış kabuktan çok daha fazlasıdır.
Aşk, ne veresiye alınan bir eşya ne de kredi ile ödenen bir borçtur. Aşk, iki insanın arasındaki titreşimlerin birbirine bağlanmasıdır. Günlük yaşamın getirdiği "acaba" sorularına ve maddi hesaplara maruz kalmamalıdır, çünkü aşkın özü, insanın ruhunda saklıdır. O, komşuda olmayan, sadece iki kişi arasında yaşanan derin bir enerjidir.
Aşk, hesaplarla, endişelerle değil, içtenlikle ve güvenle beslenir. İki insan, birbirine güvenip kalplerini açtıklarında, ortaya çıkan bağ ne zamanla ne de koşullarla sınırlıdır. Bu bağ, dışarıdan anlaşılmayacak kadar özeldir ve iki kişi arasında paylaşılan bir sır gibi saklı kalır.
Sevgi, maddi beklentilere bağlı değildir; aksine, kalpten gelen saf duygularla beslenir. Sorgulamalara değil, karşılıklı anlayışa, saygıya ve güvene dayanır. İşte bu yüzden, aşk en çok iki insanın paylaştığı o titreşimde var olur.
Aşk, karşılıklı fedakârlık ve derin bir bağlılıkla büyür. Ve bu bağı anlamanın yolu, maddi hesaplardan değil, kalbin derinliklerinden geçer.
,, sessizliğin çığlığı da Ney'e verilmiş, üflediği her nota insan ruhunun derinliğine dokunsun diye "
sana dilsiz dudaksız sözler söyleyeceğim bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim bu sözleri sana herkesin içinde söyleyeceğim ama senden başka kimse duymayacak kimse anlamayacak...
Seni anlatmak; sabahın ilk saatlerinde Üsküdar' a yol almak yolda açan bir çiçeğin kokusunu solumak, ruhuma işleyen bir serinlik gibi derinlere dokunmak.
Dua ederken beddualar ve olumsuz niyet kalıplarından uzak durmanızı şiddetle öneririm. Bu benim kişisel düşüncemdir, ancak karşımdaki insanın niyeti beddualı veya olumsuzsa, onunla sohbeti kesmek ve bu negatif enerjiden uzaklaşmak benim tercihimdir. Olumsuz bir niyetin ya da rengin içinde bulunmayı sevmediğim için, bu tür bir ortamda devam etmeme kararı almak tamamen benim seçimimdir.
Ve bu sohbet nerede olursa olsun, orada olacağım. Bu, kendi topraklarımda da olabilir, Tibet’te de. Önemli olan, bulunduğum yer değil, içinde olduğum niyet ve enerji. Olumsuz sohbetlerden, beddualardan kaçınmak ve pozitif, yapıcı diyalogların içinde yer almak benim seçimimdir. Nerede olursam olayım, bu kararımdan taviz vermedim, vermeyeceğim.
avuç içi dualarımızın renkleri ve niyetleri bol olsun, sevgilerimle.
Boykot edilen ürünler ne kadar önemliyse, dini günlerde gönderilen hazır mesajlar da o derece dikkat edilmesi gereken bir meseledir. Hazır mesajlar, özellikle dini günlerde sıkça karşılaştığımız bir durum haline geldi. Ancak bu tür mesajlar, içtenlikten uzaklaşıp bir rutin haline dönüştüğünde, dini duyguların zayıflamasına ve mesajların samimiyetini yitirmesine neden olabiliyor.
Boykot edilen ürünlere karşı gösterdiğimiz hassasiyet gibi, bu hazır mesajlar konusunda da bir farkındalık yaratmak önemli. Herkesin kendi içinden gelerek, özenecek iki cümle bile olsa, kişisel bir mesaj göndermesi daha anlamlı ve etkili olur. Böylece, mesajlar bir oyunun parçası gibi görünmeye başladığında, artık ,, SOBE " diyerek bu döngüyü kırabiliriz.
Samimiyet ve bireysel katkı, dinle olan bağı güçlendirirken, tıpkı boykotlarda olduğu gibi bu tür alışkanlıkların da yeniden sorgulanması ve daha içten bir yaklaşım benimsenmesi gereklidir.
,, Yaradan Hepimizi Çok Sevsin, En Ücra Yerlere Dahil Bereket, Huzur, Sevgi ve Barış Ulaşsın "
günler ağır,
günler ölüm haberleriyle geliyor.
düşman haşin,
zalim
ve kurnaz.
ölüyor çarpışarak insanlarımız
~ halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı ~
Nazım Hikmet?
Dışımızın Kabuğu: Görünenden Öte Olan
Dışımızdaki kabuk, başkalarının ilk gördüğü şeydir; ama asıl hikaye, o kabuğun ardında saklıdır. İnsanları sadece dış görünüşleriyle değerlendirmek, onların derinliklerini ve gerçek benliklerini görmezden gelmektir. Dışımızdaki kabuk, hayatın bize verdiği şekli yansıtırken, içimizdeki öz ruhumuzu taşır.
Bir ağaç düşünün, dış kabuğu serttir ve zamanla yıpranır; ancak o kabuğun içinde, yaşamın kaynağı olan özsu akar. Bizim kabuğumuz da zamanla değişir, yaşadıklarımız, deneyimlerimiz ve karşılaştığımız zorluklar dışımıza yansır. Ama bu sadece dış görünüşümüzdür; içimizdeki öz hep aynıdır, saf ve değişmeyen bir şekilde varlığını sürdürür.
Toplumun dayattığı güzellik standartları ya da başkalarının bakışları, çoğu zaman kabuğumuza odaklanmamıza neden olur. Oysa ki gerçek güzellik, içimizde saklı olan, ruhumuzun derinliklerinde yatan o saf ışıktadır. İnsanları dış kabuklarına göre değerlendirmek yerine, onların içlerindeki bu ışıltıyı keşfetmeye çalışmak, gerçek anlamda tanımak demektir.
Dışımızın kabuğu, sadece bir maske gibidir. Gerçek biz ise bu maskenin ardında yatan duygu, düşünce ve hayallerle var oluruz. Hayatımızın en derin anlamı, bu kabuğun ötesinde, kalbimizin derinliklerinde bulunur.
Kendimize ve başkalarına karşı daha derin bir bakış geliştirmek, dış kabuğun ötesine geçip içsel değerleri keşfetmek, hepimizin önünde duran bir fırsattır. Çünkü hayat, dış kabuktan çok daha fazlasıdır.
Sevgiyle kalın,
Aşk, ne veresiye alınan bir eşya ne de kredi ile ödenen bir borçtur. Aşk, iki insanın arasındaki titreşimlerin birbirine bağlanmasıdır. Günlük yaşamın getirdiği "acaba" sorularına ve maddi hesaplara maruz kalmamalıdır, çünkü aşkın özü, insanın ruhunda saklıdır. O, komşuda olmayan, sadece iki kişi arasında yaşanan derin bir enerjidir.
Aşk, hesaplarla, endişelerle değil, içtenlikle ve güvenle beslenir. İki insan, birbirine güvenip kalplerini açtıklarında, ortaya çıkan bağ ne zamanla ne de koşullarla sınırlıdır. Bu bağ, dışarıdan anlaşılmayacak kadar özeldir ve iki kişi arasında paylaşılan bir sır gibi saklı kalır.
Sevgi, maddi beklentilere bağlı değildir; aksine, kalpten gelen saf duygularla beslenir. Sorgulamalara değil, karşılıklı anlayışa, saygıya ve güvene dayanır. İşte bu yüzden, aşk en çok iki insanın paylaştığı o titreşimde var olur.
Aşk, karşılıklı fedakârlık ve derin bir bağlılıkla büyür. Ve bu bağı anlamanın yolu, maddi hesaplardan değil, kalbin derinliklerinden geçer.
Sevgiyle kalın,
,, sessizliğin çığlığı da Ney'e verilmiş, üflediği her nota insan ruhunun derinliğine dokunsun diye "
sana dilsiz dudaksız sözler söyleyeceğim
bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim
bu sözleri sana herkesin içinde söyleyeceğim
ama senden başka kimse duymayacak
kimse anlamayacak...
Ruh-u Revanım.
Seni anlatmak;
sessizliğin içinde yankılanan bir melodi gibi,
her notasında bir huzur, her tınısında bir özlem taşımak.
Seni anlatmak;
sabahın ilk saatlerinde Üsküdar' a yol almak
yolda açan bir çiçeğin kokusunu solumak,
ruhuma işleyen bir serinlik gibi derinlere dokunmak.
Seni anlatmak;
sonsuz bir masalı dinlemek gibi,
bitmeyecekmiş gibi... lakin hep yeniden başlamak.
Dua ederken beddualar ve olumsuz niyet kalıplarından uzak durmanızı şiddetle öneririm. Bu benim kişisel düşüncemdir, ancak karşımdaki insanın niyeti beddualı veya olumsuzsa, onunla sohbeti kesmek ve bu negatif enerjiden uzaklaşmak benim tercihimdir. Olumsuz bir niyetin ya da rengin içinde bulunmayı sevmediğim için, bu tür bir ortamda devam etmeme kararı almak tamamen benim seçimimdir.
Ve bu sohbet nerede olursa olsun, orada olacağım. Bu, kendi topraklarımda da olabilir, Tibet’te de. Önemli olan, bulunduğum yer değil, içinde olduğum niyet ve enerji. Olumsuz sohbetlerden, beddualardan kaçınmak ve pozitif, yapıcı diyalogların içinde yer almak benim seçimimdir. Nerede olursam olayım, bu kararımdan taviz vermedim, vermeyeceğim.
avuç içi dualarımızın renkleri ve niyetleri bol olsun,
sevgilerimle.
Boykot edilen ürünler ne kadar önemliyse, dini günlerde gönderilen hazır mesajlar da o derece dikkat edilmesi gereken bir meseledir. Hazır mesajlar, özellikle dini günlerde sıkça karşılaştığımız bir durum haline geldi. Ancak bu tür mesajlar, içtenlikten uzaklaşıp bir rutin haline dönüştüğünde, dini duyguların zayıflamasına ve mesajların samimiyetini yitirmesine neden olabiliyor.
Boykot edilen ürünlere karşı gösterdiğimiz hassasiyet gibi, bu hazır mesajlar konusunda da bir farkındalık yaratmak önemli. Herkesin kendi içinden gelerek, özenecek iki cümle bile olsa, kişisel bir mesaj göndermesi daha anlamlı ve etkili olur. Böylece, mesajlar bir oyunun parçası gibi görünmeye başladığında, artık
,, SOBE " diyerek bu döngüyü kırabiliriz.
Samimiyet ve bireysel katkı, dinle olan bağı güçlendirirken, tıpkı boykotlarda olduğu gibi bu tür alışkanlıkların da yeniden sorgulanması ve daha içten bir yaklaşım benimsenmesi gereklidir.
,, Yaradan Hepimizi Çok Sevsin, En Ücra Yerlere Dahil Bereket, Huzur, Sevgi ve Barış Ulaşsın "
sevgilerimle,
,, hayatın ta kendisiymiş gibi seni solumak ''