Bu dünya, Yaradan’ın bize sunduğu en büyük armağanlardan biri. Her köşesinde ayrı bir güzellik, her anında farklı bir mucize saklı. Doğanın ahengi, gökyüzünün sonsuzluğu, rüzgârın fısıltısı... Bunlar Yaradan’ın bize
“Bak, gör ve hisset” dediği mesajlar değil mi?
Beğenmemek, takdir etmemek nasıl mümkün olabilir? İnsan her an bu güzellikleri görüp, şükür dolu bir kalple yaşamalı. Çünkü bu dünya, bize verilmiş bir emanettir. Sevgiyle, minnetle ve hayranlıkla bakmak gerek.
Hayatın bana sunduğu her güzellik için Yaradan’a şükrediyorum. Ne her şeyi umursamadan, sadece anı yaşayıp geçiyorum, ne de sonsuz bir ömre sahipmiş gibi davranıyorum. Her an, bu dünyanın içindeki harikulade detayları fark etmenin bir şans olduğunu biliyorum.
Doğanın renkleri, insanların sevgisi, gökyüzünün eşsiz manzarası… Tüm bunlar, Yaradan’ın verdiği hediyeler. Her nefes bir fırsat, her gün bir mucize. Şükürler olsun, teşekkürler Allah’ım.
Bazı anlar vardır, kelimelere ihtiyaç duymaz. Bir yaprağın rüzgârla dansı, bir dalganın kıyıya dokunuşu, ya da bir bakışta saklanan binlerce duygu... Zaman, o anlarda fısıldar. Sesinde huzur vardır, kimi zaman da özlem.
Her nefeste, içinde bir dünya taşır insan. Bir koku, bir ezgi, bir dokunuş… Hepsi bir hatıranın kapısını aralar. Geçmişte kalmış gibi duran anılar aslında hep buradadır; tıpkı gün batımını izleyen gözler gibi, sessiz ve derin bir bekleyişle yanımızda dururlar.
Ve hayat, o fısıltıyı duyabilenler için daha anlamlıdır. Çünkü ne varsa yaşanmaya değer, hepsi o küçücük anların içinde saklıdır. Bir kalp atışı, bir gülümseme, bir "iyi ki"...
Rüzgar getirse uzak kentlerden, bir nehir kıyısında umudu bekleyene… İşte o zaman, kaybolan zamanların içinde kaybolmazdım. Bir nota olsam, sevdanın melodisini rüzgarla taşırdım, Bir kalp gibi atarak her adımda, her anıda.
Bir umut olsam, sulara düşen yıldız gibi parlar, Her damlasında biraz huzur, biraz da sevda bırakırdım. Bir nota olsam, her akorunda biraz sen, biraz ben olurdu. Belki de, yıllar sonra bile hatırlanacak bir şarkı gibi.
Hayat bazen karmaşık, bazen ise çok basit. Bazen bir tarçınlı çay, bir dost sohbeti ve birkaç güzel anı yeter. Tarçın kokusu, nostaljiyi ve huzuru hatırlatır.
Hayatın tatlı yanlarını birlikte keşfedeceğimiz insanların çoğalmasına niyet ile.!
Bir martı uçarken ne anlatır, hiç düşündünüz mü? Gökyüzünün genişliğini, denizin özgürlüğünü ve ufuk çizgisinin ardında saklı olan umutları...
Her kanat çırpışı, "Hadi!" der sanki, "Sana ait olan göklerde dolaşmanın vakti geldi." Çünkü martılar bilir; umut, her zaman bir sonraki dalgada, bir sonraki rüzgârda saklıdır.
Deniz kadar derin, gökyüzü kadar sonsuz umutlarımız olsun.
Ne vakit geldiğini belli eden bir sarılma yaşatırsa rüzgar bana, tebessümle karşılarım onu bir sevgili gibi. Çünkü rüzgâr, benim için fırtınanın habercisi değildir. Aksine, hayatın dokunuşudur; bir anlığına unuttuğum anıları uyandıran, yanaklarımda serin bir öpücük bırakan zarif bir misafir.
Rüzgâr, bazen bir yola çağırır, bazen de durup dinlenmeye... Ama asla tehdit etmez beni; o, özgürlüğün ve değişimin dansıdır. Bu yüzden, bir rüzgâr estiğinde, içimden "Hoş geldin!" derim. Çünkü bilirim ki her rüzgâr, bir yenilik getirir, yüreğimdeki sessizliği bozar.
Bir pencere açsanız, ardında nasıl bir manzara görmek isterdiniz?
Hep Mavide Kalanlar
Bazıları var ki ruhları hep mavi. Bir gün karşılarına geçip sorarsın: "Bugün nasılsın?" Cevap her zamanki gibi aynı: "Huzurluyum, dinginim, çok şükür."
Dalgalar mı bunlar? Hayır! Okyanus gibi derin ve sabitler. Fırtına mı kopmuş, dünya mı yanmış? Onların cevabı hep hazırdır: "Bir çay koy, konuşuruz."
Biraz kıskanır mıyız onları? Tabii ki! Çünkü biz kırmızıdan yeşile savrulurken, onlar hep sakin bir deniz kıyısında oturuyor gibi. Ama sanılmasın ki hep mavidir renkleri, maviyi bulanlar diğer renklerin de asaletini ve anlamını en iyi bilenlerdir.
Parlement mavisi… Derinliğiyle sakinleştirir, gizemiyle büyüler, özgünlüğüyle fark yaratır. Gökyüzünün karanlığa çalan tonları, denizin en derinlerinde saklı sırlar gibidir. Belki de bu yüzden, parlement mavisi, bir yandan huzuru çağrıştırırken diğer yandan tutkularımızın da sesi olur.
Şükür ve Hayranlık Dolu Bir Bakış
Bu dünya, Yaradan’ın bize sunduğu en büyük armağanlardan biri. Her köşesinde ayrı bir güzellik, her anında farklı bir mucize saklı. Doğanın ahengi, gökyüzünün sonsuzluğu, rüzgârın fısıltısı... Bunlar Yaradan’ın bize
“Bak, gör ve hisset” dediği mesajlar değil mi?
Beğenmemek, takdir etmemek nasıl mümkün olabilir? İnsan her an bu güzellikleri görüp, şükür dolu bir kalple yaşamalı. Çünkü bu dünya, bize verilmiş bir emanettir. Sevgiyle, minnetle ve hayranlıkla bakmak gerek.
Teşekkürler Allah’ım, bu güzellikler için.
Huri Çalışkan
Ne Üç Günlük, Ne Sonsuz Bir Hayat: Bir Şükür Anı
Hayatın bana sunduğu her güzellik için Yaradan’a şükrediyorum. Ne her şeyi umursamadan, sadece anı yaşayıp geçiyorum, ne de sonsuz bir ömre sahipmiş gibi davranıyorum. Her an, bu dünyanın içindeki harikulade detayları fark etmenin bir şans olduğunu biliyorum.
Doğanın renkleri, insanların sevgisi, gökyüzünün eşsiz manzarası… Tüm bunlar, Yaradan’ın verdiği hediyeler. Her nefes bir fırsat, her gün bir mucize. Şükürler olsun, teşekkürler Allah’ım.
Huri Çalışkan
Fısıldayan Zaman
Bazı anlar vardır, kelimelere ihtiyaç duymaz. Bir yaprağın rüzgârla dansı, bir dalganın kıyıya dokunuşu, ya da bir bakışta saklanan binlerce duygu... Zaman, o anlarda fısıldar. Sesinde huzur vardır, kimi zaman da özlem.
Her nefeste, içinde bir dünya taşır insan. Bir koku, bir ezgi, bir dokunuş… Hepsi bir hatıranın kapısını aralar. Geçmişte kalmış gibi duran anılar aslında hep buradadır; tıpkı gün batımını izleyen gözler gibi, sessiz ve derin bir bekleyişle yanımızda dururlar.
Ve hayat, o fısıltıyı duyabilenler için daha anlamlıdır. Çünkü ne varsa yaşanmaya değer, hepsi o küçücük anların içinde saklıdır. Bir kalp atışı, bir gülümseme, bir "iyi ki"...
Huri Çalışkan
Bir Nota Olsam
Rüzgar getirse uzak kentlerden, bir nehir kıyısında umudu bekleyene…
İşte o zaman, kaybolan zamanların içinde kaybolmazdım.
Bir nota olsam, sevdanın melodisini rüzgarla taşırdım,
Bir kalp gibi atarak her adımda, her anıda.
Bir umut olsam, sulara düşen yıldız gibi parlar,
Her damlasında biraz huzur, biraz da sevda bırakırdım.
Bir nota olsam, her akorunda biraz sen, biraz ben olurdu.
Belki de, yıllar sonra bile hatırlanacak bir şarkı gibi.
Huri Çalışkan
Hayat bazen karmaşık, bazen ise çok basit. Bazen bir tarçınlı çay, bir dost sohbeti ve birkaç güzel anı yeter. Tarçın kokusu, nostaljiyi ve huzuru hatırlatır.
Hayatın tatlı yanlarını birlikte keşfedeceğimiz insanların çoğalmasına niyet ile.!
Huri Ç.
Bir martı uçarken ne anlatır, hiç düşündünüz mü? Gökyüzünün genişliğini, denizin özgürlüğünü ve ufuk çizgisinin ardında saklı olan umutları...
Her kanat çırpışı, "Hadi!" der sanki, "Sana ait olan göklerde dolaşmanın vakti geldi." Çünkü martılar bilir; umut, her zaman bir sonraki dalgada, bir sonraki rüzgârda saklıdır.
Deniz kadar derin, gökyüzü kadar sonsuz umutlarımız olsun.
Huri Ç.
"Rüzgâr ve Tebessüm"
Ne vakit geldiğini belli eden bir sarılma yaşatırsa rüzgar bana, tebessümle karşılarım onu bir sevgili gibi. Çünkü rüzgâr, benim için fırtınanın habercisi değildir. Aksine, hayatın dokunuşudur; bir anlığına unuttuğum anıları uyandıran, yanaklarımda serin bir öpücük bırakan zarif bir misafir.
Rüzgâr, bazen bir yola çağırır, bazen de durup dinlenmeye... Ama asla tehdit etmez beni; o, özgürlüğün ve değişimin dansıdır. Bu yüzden, bir rüzgâr estiğinde, içimden "Hoş geldin!" derim. Çünkü bilirim ki her rüzgâr, bir yenilik getirir, yüreğimdeki sessizliği bozar.
Rüzgara Doğru Yürüyebilenlere selam ola.!
Huri Çalışkan
Bir pencere açsanız, ardında nasıl bir manzara görmek isterdiniz?
Hep Mavide Kalanlar
Bazıları var ki ruhları hep mavi. Bir gün karşılarına geçip sorarsın: "Bugün nasılsın?" Cevap her zamanki gibi aynı: "Huzurluyum, dinginim, çok şükür."
Dalgalar mı bunlar? Hayır! Okyanus gibi derin ve sabitler. Fırtına mı kopmuş, dünya mı yanmış? Onların cevabı hep hazırdır: "Bir çay koy, konuşuruz."
Biraz kıskanır mıyız onları? Tabii ki! Çünkü biz kırmızıdan yeşile savrulurken, onlar hep sakin bir deniz kıyısında oturuyor gibi. Ama sanılmasın ki hep mavidir renkleri, maviyi bulanlar diğer renklerin de asaletini ve anlamını en iyi bilenlerdir.
E mavi alır mıydınız? Yanında mutluluk da cabası!
Huri Ç.
Hayatınıza hangi renk daha çok dokunuyor, neden?
Parlement mavisi… Derinliğiyle sakinleştirir, gizemiyle büyüler, özgünlüğüyle fark yaratır. Gökyüzünün karanlığa çalan tonları, denizin en derinlerinde saklı sırlar gibidir. Belki de bu yüzden, parlement mavisi, bir yandan huzuru çağrıştırırken diğer yandan tutkularımızın da sesi olur.
Huri Ç.
Edebiyat, kelimelerle örülmüş bir şefkat battaniyesidir; ihtiyacımız olan anda bizi sarar.
Huri Ç.