Bakın vezir bey, konuşmaya çalıştığınız kişiler hakkında kendinizce ön intiba yaratıyorsunuz.,ben yazdığım yazıları bilinçsiz yazmıyorum herhalde! Ne yazdığımı da ne için yazdığımı da çok farkındayım. Evet tereciye tere satmak niyetindesiniz ve yazılarınızda benden edepsiz diye imalarda bunuyorsunuz. Yapmayın, ne edepsizliliği yaptım? İnsanlardan tek beklentim herkes gibi saygı sadece. Bakın eylemleriniz size doğru geliyor olabilir. Bugün benim yazdıklarımı sayfama yazıp, bir de bana ait olduğundan bile haberim olmadığını vurgulamanız ne kadar saygısızca. Ben kimseden iltifat beklemiyorum. Böylesi beğenilme kaygım da yok. Yeter ki şahsıma ve yazdıklarıma saygısızlık olmasın. Allah aşkınıza beni sorgulama hakkını kendinizde nasıl buldunuz? Yazdıklarım bilinçlidir. Okuduğumu değil sadece insanın kirpik hareketlerini ve bedensel hareketlerini inceleyerek konuşmadan ne düşündüğünü bilirim ona göre konuşmayı bilen birisiyim. Lütfen sizden ricam hakkımda fikir yürütmekten vazgeçiniz. Benim kurnaZlık diye tabir edilen davranışlara hiç tahammülüm yoktur. Beni lütfen zorlamayın. Teşekkür ederim yine de.
Aşağıdaki yazıda sadece Edison hikayesi alıntıdır kalan tamamı kendi düşüncelerim ve tespitlerimdir. Ayrıca; (“Ne kadar bilsek de mutlaka kaçırdığımız bir ayrıntı vardır.”) cümle bu şekilde neden imla hatasıyla tekrar ettiniz anlamadım? Ya; “ne kadar bisek de.” Ya da; “ne kadar da bilsek” olmalı.
Et ve kemik ya da damar yapısı ya da iç organlar. Bunların sadece hayatta kalmak için önem arzeden ama aynılarının başka canlılarda da olduğunu düşünürsek. Öyleyse nedir insan?
Beyninin diğer canlılardan daha büyük olması mı? Peki öyleyse neden her insan kılığında olan bu kategoride olamıyor? Biz insana bahşedilmiş öğrenme yeteneği değil miyiz ? Öğrenirken pekiştirme ve üretme yeteneği değil mi bizi diğer canlılardan ayıran, (düşünmeyen insan da dahil) insan için yaşamak sorunsalı olan hayat, puzzle’n en büyük parçasını olan, “ düşünmey”yerine koymazsak yaşamış olmadığımız gerçeğini kabul edelim. Hatta bunu kabul ettikten sonra da doğru düşünmek üzerine öğrenmeyi sürdürelim, ve iyilik kavramını bu doğrultuda hayatımıza yerleştirelim. Temel atılmış ve artık üzerini tuğla ya da daha değerli materyalleri kullanarak örmek kolay olmasa da devam ederiz… elbette ki yolda yürürken dünyanın düzlük olmadığı gerçeğini görecek ve yokuş da tırmanacak, çamura da batacağız. Ama bir gerçek üzerinde yürümek buna değecek. İşte insan olarak geride bıraktığımız tablonun renkleri böyle oluşacak.
“Yani yaşamak sadece çiçek toplamak değildir. Yaşamak bazen de kum çimento harç karıştırmaktır.”
:)) hatırlayanlar olacak bu benzetmeyi. Yani arkadaşım bu hakaret değildi kabalık da değildi bu hayatın en önemli ayrıntısıydı… düşünsenize fiziksel olarak vücut hep iyi olabilir mi? Hastalık da var. Bunlarla mücadele edebilmek demek tıpkı bir inşaat ustası gibi güçlü olmak demektir. Hadi kalın sağlık ve düşünceyle…
Hayat boyu öğrencilik farkındalıklarımızı artırır. Ne güzel anlatılmış aşağıdaki sözde aslında sınırı kendimize yine biz koyarız. Oysa bilgi güncellenmeden olduğu yerde kalırsa, elimizde bir çekiç bir çividen başka bir şey kalmaz. Hatta şiir türleriyle bunu örnekleyelim. Geleneksel şiir tekniklerinin dışında serbest nazım şekliyle benimsenmeyen hala daha yazarlarını da şiirlerini de kabul etmeyen takılı kalmış zihinleri verebilirim.
Ve çok insan elmadaki kurdu fark edemez ancak ısırdığında görür, çünkü dışı kıpkırmızı ve pürüzsüzdür. Ancak farkındalığı yüksek insanlar fark eder elmanın kurtlu olduğunu mutlaka bir nokta şeklinde de olsa emaresi görünür o pürüzsüz kıpkırmızı yüzünde.
İnsan, her iyi durumdan kazanç yaratır ve bunun sonucunda kötüye evirilen sonuçları da yaratır. Aslı Birer Organ bağışıyla hayat kurtarır buluş yapıldı. Ama insan aklının kötü yüzü! Bunu organ mafyasıyla sağlam insanları öldürerek kazanca dönüştürdü.
Öğrenmekten vazgeçtiğin gün bütün duyguların körelir. Vicdan da buna dahil. Aslı Birer
Bakın vezir bey, konuşmaya çalıştığınız kişiler hakkında kendinizce ön intiba yaratıyorsunuz.,ben yazdığım yazıları bilinçsiz yazmıyorum herhalde! Ne yazdığımı da ne için yazdığımı da çok farkındayım. Evet tereciye tere satmak niyetindesiniz ve yazılarınızda benden edepsiz diye imalarda bunuyorsunuz. Yapmayın, ne edepsizliliği yaptım? İnsanlardan tek beklentim herkes gibi saygı sadece. Bakın eylemleriniz size doğru geliyor olabilir. Bugün benim yazdıklarımı sayfama yazıp, bir de bana ait olduğundan bile haberim olmadığını vurgulamanız ne kadar saygısızca. Ben kimseden iltifat beklemiyorum. Böylesi beğenilme kaygım da yok. Yeter ki şahsıma ve yazdıklarıma saygısızlık olmasın. Allah aşkınıza beni sorgulama hakkını kendinizde nasıl buldunuz? Yazdıklarım bilinçlidir. Okuduğumu değil sadece insanın kirpik hareketlerini ve bedensel hareketlerini inceleyerek konuşmadan ne düşündüğünü bilirim ona göre konuşmayı bilen birisiyim. Lütfen sizden ricam hakkımda fikir yürütmekten vazgeçiniz. Benim kurnaZlık diye tabir edilen davranışlara hiç tahammülüm yoktur. Beni lütfen zorlamayın. Teşekkür ederim yine de.
Aşağıdaki yazıda sadece Edison hikayesi alıntıdır kalan tamamı kendi düşüncelerim ve tespitlerimdir. Ayrıca; (“Ne kadar bilsek de mutlaka kaçırdığımız bir ayrıntı vardır.”) cümle bu şekilde neden imla hatasıyla tekrar ettiniz anlamadım? Ya; “ne kadar bisek de.” Ya da; “ne kadar da bilsek” olmalı.
Yani yaşamak sadece çiçek toplamak değildir. Yaşamak bazen de kum çimento harç karıştırmaktır.
Aslı Birer
Et ve kemik ya da damar yapısı ya da iç organlar. Bunların sadece hayatta kalmak için önem arzeden ama aynılarının başka canlılarda da olduğunu düşünürsek. Öyleyse nedir insan?
Beyninin diğer canlılardan daha büyük olması mı? Peki öyleyse neden her insan kılığında olan bu kategoride olamıyor? Biz insana bahşedilmiş öğrenme yeteneği değil miyiz ? Öğrenirken pekiştirme ve üretme yeteneği değil mi bizi diğer canlılardan ayıran,
(düşünmeyen insan da dahil) insan için yaşamak sorunsalı olan hayat, puzzle’n en büyük parçasını olan, “ düşünmey”yerine koymazsak yaşamış olmadığımız gerçeğini kabul edelim. Hatta bunu kabul ettikten sonra da doğru düşünmek üzerine öğrenmeyi sürdürelim, ve iyilik kavramını bu doğrultuda hayatımıza yerleştirelim. Temel atılmış ve artık üzerini tuğla ya da daha değerli materyalleri kullanarak örmek kolay olmasa da devam ederiz… elbette ki yolda yürürken dünyanın düzlük olmadığı gerçeğini görecek ve yokuş da tırmanacak, çamura da batacağız. Ama bir gerçek üzerinde yürümek buna değecek. İşte insan olarak geride bıraktığımız tablonun renkleri böyle oluşacak.
“Yani yaşamak sadece çiçek toplamak değildir. Yaşamak bazen de kum çimento harç karıştırmaktır.”
:)) hatırlayanlar olacak bu benzetmeyi.
Yani arkadaşım bu hakaret değildi kabalık da değildi bu hayatın en önemli ayrıntısıydı… düşünsenize fiziksel olarak vücut hep iyi olabilir mi? Hastalık da var. Bunlarla mücadele edebilmek demek tıpkı bir inşaat ustası gibi güçlü olmak demektir.
Hadi kalın sağlık ve düşünceyle…
belirlediğimiz dışarıya dönük doğru engellemelerle aslında aklımızın bize koyduğu engelleri aşabiliriz.
Aslı Birer
Hayat boyu öğrencilik farkındalıklarımızı artırır.
Ne güzel anlatılmış aşağıdaki sözde aslında sınırı kendimize yine biz koyarız. Oysa bilgi güncellenmeden olduğu yerde kalırsa, elimizde bir çekiç bir çividen başka bir şey kalmaz.
Hatta şiir türleriyle bunu örnekleyelim.
Geleneksel şiir tekniklerinin dışında serbest nazım şekliyle benimsenmeyen hala daha yazarlarını da şiirlerini de kabul etmeyen takılı kalmış zihinleri verebilirim.
“Sahip olduğunuz tek şey bir çekiçse, her şeyi bir çivi olarak görmeye başlarsınız.” Abraham Maslow
Ve çok insan elmadaki kurdu fark edemez ancak ısırdığında görür, çünkü dışı kıpkırmızı ve pürüzsüzdür. Ancak farkındalığı yüksek insanlar fark eder elmanın kurtlu olduğunu mutlaka bir nokta şeklinde de olsa emaresi görünür o pürüzsüz kıpkırmızı yüzünde.
İnsan içindekileri kendisi besler. Tıpkı elmanın kurdu besleyip fiziki varlığını yok etmesi gibi.
İnsan, her iyi durumdan kazanç yaratır ve bunun sonucunda kötüye evirilen sonuçları da yaratır.
Aslı Birer
Organ bağışıyla hayat kurtarır buluş yapıldı. Ama insan aklının kötü yüzü! Bunu organ mafyasıyla sağlam insanları öldürerek kazanca dönüştürdü.
Öğrenmekten vazgeçtiğin gün bütün duyguların körelir. Vicdan da buna dahil.
Aslı Birer