artık ne güneş kaldı, ne de günebakanlar… geriye kalan, sonsuz bir gün batımı ve ürpertici bir alacakaranlık… sözler de tükenir onlar mevzubahis olunca.. yerini derin bir sessizliğe bırakır. muadili olmayan bir turkuaz bir de mâi, sürekli hatırlanır..
ruhumun gizlerinden ılık rüzgarlar eser sana doğru, seni düşündükçe.. içsel var oluşlarımda, kendimden bile sakladığım düşlerim seninle buluşur.. seni bana, beni sana anlatan söz olur, hayal olur gelir oturur aklımın baş köşesine.. düşünmek seni.. sevinç olur, hüzün olur, gelişini beklemek olur da, gizli kalmışlıklarım hayat bulur varlığında…
Son veriyorum satırlarıma Yazılmıyor ki kararmış sayfalarına Ne yapıştırılacak gül, ne de resim yok sana Sevgili falan değil, Artık sıradan bir deftersin bana :))
Kaleminden nicedir kelimeler dökülmüyor mirîm. Bilesin ki müptelası olduğumuz o güzel yazılarının hasreti içindeyiz. Vaktinin denk düştüğü bir anda yeniden gelmeni bekliyoruz. Zira ‘’ yazmak ‘’ gibi bir mükellefiyet verdik sana, bundan imtina edemezsin :)
gri-eflatun gece, yerini bırakırken ilk ışıklara , umut ve heyecanla kollarımızı açıyoruz yeni gün’e… kökü sağlam ağacız, bir dalı çiçeğe, öteki dalı meyveye duran… sabah güneşim sendin, uyandırdın beni bin yıllık uykumdan. bahar çiçekleri odama doldu, gözlerinin renginden…
Madem geldin Dur şurada duuurr Tıpkı bir hayal gibisin Bir anda var, bir anda yoksun Hızına yetişmek ne mümkün… Farz edelim kusurlu olsam bile, itiraz ediyorum suçlu değilim. Zira Babil’in asma bahçelerinden üzüm koparan da, İskenderiye kütüphanesini yakan da ben değilim :)
çoğu sorun çözüme kavuşturulması için var olmuş değildir.
varlığını sorun olarak devam ettirmek içindir.
sorun olarak kalmak içindir..
sana, seni bırakıyorum giderken...
bende kalmasın, fazlalık yapıyor :)
uzaklık-yakınlık, aslında bir hissetme meselesidir..
dokunamayacağı kadar uzak olanı da,
sevebileceği kadar kendisine yakın hissedebilir insan :P
artık ne güneş kaldı, ne de günebakanlar…
geriye kalan, sonsuz bir gün batımı ve ürpertici bir alacakaranlık…
sözler de tükenir onlar mevzubahis olunca..
yerini derin bir sessizliğe bırakır.
muadili olmayan bir turkuaz bir de mâi, sürekli hatırlanır..
ruhumun gizlerinden ılık rüzgarlar eser sana doğru, seni düşündükçe..
içsel var oluşlarımda, kendimden bile sakladığım düşlerim seninle buluşur..
seni bana, beni sana anlatan söz olur, hayal olur gelir oturur aklımın baş köşesine..
düşünmek seni..
sevinç olur, hüzün olur, gelişini beklemek olur da,
gizli kalmışlıklarım hayat bulur varlığında…
Son veriyorum satırlarıma
Yazılmıyor ki kararmış sayfalarına
Ne yapıştırılacak gül, ne de resim yok sana
Sevgili falan değil,
Artık sıradan bir deftersin bana :))
Gömleğin tüm düğmelerini yanlış iliklemek gibidir bazı insanlara güvenmek..
Başından beri yanlış yaptığını, son düğmeye gelmeden anlayamıyorsun..
Kaleminden nicedir kelimeler dökülmüyor mirîm.
Bilesin ki müptelası olduğumuz o güzel yazılarının hasreti içindeyiz.
Vaktinin denk düştüğü bir anda yeniden gelmeni bekliyoruz. Zira ‘’ yazmak ‘’ gibi bir mükellefiyet verdik sana, bundan imtina edemezsin :)
gri-eflatun gece, yerini bırakırken ilk ışıklara ,
umut ve heyecanla kollarımızı açıyoruz yeni gün’e…
kökü sağlam ağacız, bir dalı çiçeğe, öteki dalı meyveye duran…
sabah güneşim sendin, uyandırdın beni bin yıllık uykumdan.
bahar çiçekleri odama doldu, gözlerinin renginden…
Madem geldin
Dur şurada duuurr
Tıpkı bir hayal gibisin
Bir anda var, bir anda yoksun
Hızına yetişmek ne mümkün…
Farz edelim kusurlu olsam bile, itiraz ediyorum suçlu değilim.
Zira Babil’in asma bahçelerinden üzüm koparan da,
İskenderiye kütüphanesini yakan da ben değilim :)