2004’E ÜÇ KALA …. ÜMİT-Lİ… MİSİNİZ? ....ÜMİT-SİZ.. Mİ?
Ümit… Bir buçuk yaşında bir erkek çocuğuydu… Mavi-turkuaz gözleriyle …düşmesin diye minik parmaklıkları olan hapishanesinden….yani minik mavi karyolasından… dünyaya… kaçamak ve ürkek bakışlar fırlatan … bir küçük yürekti taşıdığı sol cenabında… Kanadı kırık bir serçe misali göz gezdirirdi beyaz güvercinler gibi çevresinde dolaşan sağlık personeli olan bizlere…
Hayat ona acımasız davranmıştı doğduğu ilk günden beri…Mardin’in bir köyünde dünyaya gelmiş...soluk…cılız bedeni…erken tanışmıştı hastalıklarla…
Daha bir yaşındayken…ALL… yani Kan Kanseri olduğunu öğrenen ailesi perişan olmuş..yapılan sevkler sonrasında son nokta olarak Ankara’ya düşmüştü yolları…
Babası 6 kişilik bir oda kiralamış…günlerini ve gecelerini hastaneden arta kalan zaman olursa orada geçirirken….gencecik halası…ailenin tek okumuş genç kızı olarak(ortaokul mezunu) …yanında refakatçi bırakılmak üzere getirtilmişti Mardin’den…bakımını sağlamak üzere…
Ümit…yaşından önce olgunlaşmış bir küçük adam edasıyla kolunu bizlere tetkik için kan almak üzere tevekkülle uzatırken….Dudaklarına bir acı yayılırdı apansız….daha konuşmayı bile bilmeyen o minik pembe dudaklar büzülür….o iri turkuaz gözlerden birer damla yaş süzülmeye başlar….incilerini dökerken…dünyanın en temiz,en berrak şelalesini inşa ederdi hiç bilmeden…
İçimde bıraktığı buruklukla yaptığım işi onun iyiliği için yaptığımı düşünerek kendimi savunma mekanizmalarımın egemenliğine bırakır…..ona ve metanetle bana bir hemşire edasıyla yardımcı olan halasına sezdirmeden….içime…..kalbimdeki gizli sandığa dökerdim gözyaşlarımı….
Babası gelmişti ziyaret saatinde bir gün... Bir adam genç yaşına rağmen bu kadar beyazı nasıl taşırdı şakaklarında…o zaman öğrenmiştim ben… Asil bir duruşla tam da Ümit’in karyolasının arka tarafına doğru gizlenmiş…onun gözlerinin görüş açısından saklanmaya çalışırken tanışmıştım onunla…
^^Çünkü Ümit üzülüyor babasını görünce doktor hanım…hemen ağlamaya başlıyor…^^…diye cevap vermişti bana..
Olsun..Hiçbir çocuk…bir pencere ötesinde duran babasını görmekten alıkoyulmamalı demiş…kızgın bakışlarla onu kucağına alıp babasını göstermesini rica etmiştim…
Ve işte o zaman anladım demek istediğini halanın…babanın neden gizlendiğini…. Ve o saydam görünen pencerenin…aslında bir hapishane parmaklığından farklı olmadığını…
***^^Bizi esir ettiler, Bizi hapse attılar:
Beni duvarların içinde, Seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü:
Bilerek, bilmeyerek Hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş, Namuslu, çalışkan, iyi insanlar..
Ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık... ^^***
Ümit…..ince... cılız… beyaz…minik kollarını….kucağına almasını istercesine uzatmıştı babasına….Babası da ona…. İkisinin de gözlerindeki nehirler…bizim nehirlerimize karışmıştı bir anda…
O saydam pencere bir parmaklık… O uzanan ellerse…sevginin…özlemin…hasretin elleriydi çünkü…. ulaşamayan…. birleşemeyen bir türlü….
Enfeksiyonlara açıktı Ümit…bu nedenle babası dahil olmak üzere yasaktı görüşmesi yakından… Onun nahif bedeni kaldıramazdı en güçsüz mikroorganizmayı bile…bir gribal enfeksiyon bile onda üst solunum yolunda sınırlı kalmaz…akciğerlerine inip…kötü ve istenmeyen sona….ölüme yol açabilirdi… Buydu korunmasının nedeni bu kadar dikkatli….
Oysa belki bir gün baharın gelişi misali belki de..Ümit….remisyona girecek… İyileşecekti…
Bir hasta takip etmiştim geçen yıl…Görkem…Lösemiydi o da.. 15 yaşında genç bir delikanlıydı…Bir gün koluna umarsız bir edayla uzun saçlı şirin mi şirin kız arkadaşını takıp hastaneye bizi ziyarete gelmiş….bizi onunla tanıştırırken gururu sezinlemiştik sözlerinden…en az onun kadar mutlu olup …paylaşmıştık huzurunu…
Hastalığa yenik düşmemişti Görkem…Kemoterapiler remisyonla(iyileşme hali) …sonuçlanmış…Artık ilaç dahi kullanmasına gerek kalmamıştı…
Normal bir delikanlıydı o artık… Geleceğe gülen gözlerle bakan…beyninin kuytulanına gizlenen geçmişi… o hatırlanmak istenmeyen sisli perdelerle kapatmış bir genç adam…
Ümit’e her bakışımda içimden bir şeyler kopar…. hep Görkem’i getirirdim aklıma…. Avunurdum….
Bir gece yapılan tetkiklerde kan değerleri düşük gelmişti Ümit’in… Hemen kan bankasına ulaşıp nakil için gerekli gruba uygun kanı hazırlatmıştım bu yüzden…Ama bir sorunumuz vardı ki…Bir gün ilik nakli ve tam iyileşme ihtimaline karşın ona kanı ışınlanmadan nakletmemiz imkansızdı… Hastanede kan ışınlama işlemi işçin gerekli cihaz bulunmadığından bu işlem için hasta yakınlarını en yakını en az on kilometre uzakta olan başka bir hastaneye sevk etmek gerekiyordu….saat gece 22:00 sularında hemen edilen telefona icabet etti Ümit’in babası…
Gece keskin bir soğukla karı barındırıyordu bağrında… Hava herhangi bir zamandan daha soğuk… Üzerindeki ince paltoyla tuttuğu evden yürümüştü hastaneye kadar babası….
-Peki şimdi ne yapacaksınız dedim?
-Bu saatte dolmuş bulunmaz ki doktor hanım diye cevap verdi tevekkülle…Yürüyeceğim… Çocuğum için her şeyi göze aldım…Yürüyeceğim….
Kendimi doktor odasına nasıl attığımı bilmiyorum…Yüreğimde biriken gözyaşlarımı tutamaz olmuştum çünkü…
Biz …küçük burjuvalar…. İş ve aş kaygısı çekmeyen… Karnı tok …sırtı pek insanlar… Şükretmeyi unutanlar….
Sıcak evlerimizde…televizyonumuzu seyredip…çayımızı yudumlarken… Düşünmezdik dışarıda aç yatanları….
Yabancı bir memleketin sokaklarında…elinde bir torba kanla…soğukta kilometrelerce yürümek zorunda olanları…. Düşünmezdik…
Belki de…düşünmek…rahatımızı kaçırmak.. istemezdik….
Gözlerindeki yaşları silerek…başka bir hastanın yanına doğru yürüdü genç kadın..…
2004’E ÜÇ KALA ….
ÜMİT-Lİ… MİSİNİZ? ....ÜMİT-SİZ.. Mİ?
Ümit…
Bir buçuk yaşında bir erkek çocuğuydu…
Mavi-turkuaz gözleriyle …düşmesin diye minik parmaklıkları olan hapishanesinden….yani minik mavi karyolasından… dünyaya… kaçamak ve ürkek bakışlar fırlatan … bir küçük yürekti taşıdığı sol cenabında…
Kanadı kırık bir serçe misali göz gezdirirdi beyaz güvercinler gibi çevresinde dolaşan sağlık personeli olan bizlere…
Hayat ona acımasız davranmıştı doğduğu ilk günden beri…Mardin’in bir köyünde dünyaya gelmiş...soluk…cılız bedeni…erken tanışmıştı hastalıklarla…
Daha bir yaşındayken…ALL… yani Kan Kanseri olduğunu öğrenen ailesi perişan olmuş..yapılan sevkler sonrasında son nokta olarak Ankara’ya düşmüştü yolları…
Babası 6 kişilik bir oda kiralamış…günlerini ve gecelerini hastaneden arta kalan zaman olursa orada geçirirken….gencecik halası…ailenin tek okumuş genç kızı olarak(ortaokul mezunu) …yanında refakatçi bırakılmak üzere getirtilmişti Mardin’den…bakımını sağlamak üzere…
Ümit…yaşından önce olgunlaşmış bir küçük adam edasıyla kolunu bizlere tetkik için kan almak üzere tevekkülle uzatırken….Dudaklarına bir acı yayılırdı apansız….daha konuşmayı bile bilmeyen o minik pembe dudaklar büzülür….o iri turkuaz gözlerden birer damla yaş süzülmeye başlar….incilerini dökerken…dünyanın en temiz,en berrak şelalesini inşa ederdi hiç bilmeden…
İçimde bıraktığı buruklukla yaptığım işi onun iyiliği için yaptığımı düşünerek kendimi savunma mekanizmalarımın egemenliğine bırakır…..ona ve metanetle bana bir hemşire edasıyla yardımcı olan halasına sezdirmeden….içime…..kalbimdeki gizli sandığa dökerdim gözyaşlarımı….
Babası gelmişti ziyaret saatinde bir gün...
Bir adam genç yaşına rağmen bu kadar beyazı nasıl taşırdı şakaklarında…o zaman öğrenmiştim ben…
Asil bir duruşla tam da Ümit’in karyolasının arka tarafına doğru gizlenmiş…onun gözlerinin görüş açısından saklanmaya çalışırken tanışmıştım onunla…
Neden? ...diye sormuştum…halasına…meraklı gözlerle…
^^Çünkü Ümit üzülüyor babasını görünce doktor hanım…hemen ağlamaya başlıyor…^^…diye cevap vermişti bana..
Olsun..Hiçbir çocuk…bir pencere ötesinde duran babasını görmekten alıkoyulmamalı demiş…kızgın bakışlarla onu kucağına alıp babasını göstermesini rica etmiştim…
Ve işte o zaman anladım demek istediğini halanın…babanın neden gizlendiğini….
Ve o saydam görünen pencerenin…aslında bir hapishane parmaklığından farklı olmadığını…
***^^Bizi esir ettiler,
Bizi hapse attılar:
Beni duvarların içinde,
Seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü:
Bilerek, bilmeyerek
Hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
Namuslu, çalışkan, iyi insanlar..
Ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık... ^^***
Ümit…..ince... cılız… beyaz…minik kollarını….kucağına almasını istercesine uzatmıştı babasına….Babası da ona….
İkisinin de gözlerindeki nehirler…bizim nehirlerimize karışmıştı bir anda…
O saydam pencere bir parmaklık…
O uzanan ellerse…sevginin…özlemin…hasretin elleriydi çünkü…. ulaşamayan…. birleşemeyen bir türlü….
Enfeksiyonlara açıktı Ümit…bu nedenle babası dahil olmak üzere yasaktı görüşmesi yakından…
Onun nahif bedeni kaldıramazdı en güçsüz mikroorganizmayı bile…bir gribal enfeksiyon bile onda üst solunum yolunda sınırlı kalmaz…akciğerlerine inip…kötü ve istenmeyen sona….ölüme yol açabilirdi…
Buydu korunmasının nedeni bu kadar dikkatli….
Oysa belki bir gün baharın gelişi misali belki de..Ümit….remisyona girecek… İyileşecekti…
Bir hasta takip etmiştim geçen yıl…Görkem…Lösemiydi o da..
15 yaşında genç bir delikanlıydı…Bir gün koluna umarsız bir edayla uzun saçlı şirin mi şirin kız arkadaşını takıp hastaneye bizi ziyarete gelmiş….bizi onunla tanıştırırken gururu sezinlemiştik sözlerinden…en az onun kadar mutlu olup …paylaşmıştık huzurunu…
Hastalığa yenik düşmemişti Görkem…Kemoterapiler remisyonla(iyileşme hali) …sonuçlanmış…Artık ilaç dahi kullanmasına gerek kalmamıştı…
Normal bir delikanlıydı o artık…
Geleceğe gülen gözlerle bakan…beyninin kuytulanına gizlenen geçmişi… o hatırlanmak istenmeyen sisli perdelerle kapatmış bir genç adam…
Ümit’e her bakışımda içimden bir şeyler kopar…. hep Görkem’i getirirdim aklıma….
Avunurdum….
Bir gece yapılan tetkiklerde kan değerleri düşük gelmişti Ümit’in…
Hemen kan bankasına ulaşıp nakil için gerekli gruba uygun kanı hazırlatmıştım bu yüzden…Ama bir sorunumuz vardı ki…Bir gün ilik nakli ve tam iyileşme ihtimaline karşın ona kanı ışınlanmadan nakletmemiz imkansızdı…
Hastanede kan ışınlama işlemi işçin gerekli cihaz bulunmadığından bu işlem için hasta yakınlarını en yakını en az on kilometre uzakta olan başka bir hastaneye sevk etmek gerekiyordu….saat gece 22:00 sularında hemen edilen telefona icabet etti Ümit’in babası…
Gece keskin bir soğukla karı barındırıyordu bağrında…
Hava herhangi bir zamandan daha soğuk…
Üzerindeki ince paltoyla tuttuğu evden yürümüştü hastaneye kadar babası….
-Peki şimdi ne yapacaksınız dedim?
-Bu saatte dolmuş bulunmaz ki doktor hanım diye cevap verdi tevekkülle…Yürüyeceğim…
Çocuğum için her şeyi göze aldım…Yürüyeceğim….
Kendimi doktor odasına nasıl attığımı bilmiyorum…Yüreğimde biriken gözyaşlarımı tutamaz olmuştum çünkü…
Biz …küçük burjuvalar….
İş ve aş kaygısı çekmeyen…
Karnı tok …sırtı pek insanlar…
Şükretmeyi unutanlar….
Sıcak evlerimizde…televizyonumuzu seyredip…çayımızı yudumlarken…
Düşünmezdik dışarıda aç yatanları….
Yabancı bir memleketin sokaklarında…elinde bir torba kanla…soğukta kilometrelerce yürümek zorunda olanları….
Düşünmezdik…
Belki de…düşünmek…rahatımızı kaçırmak.. istemezdik….
Gözlerindeki yaşları silerek…başka bir hastanın yanına doğru yürüdü genç kadın..…
Düşünmekten kendini alamıyordu…
2004’ e üç kala….
Ümit-li miydi?
Yoksa…
Ümit-SİZ mi?
Eternalflame/28 Aralık 2003
***Nazım Hikmet/26 Eylül 1945
tecrit evi...
bir rahibe manastırı gibi duruyor dışarıdan...
ama orada olanlar insanlık ötesi...
şükür ki birkaç yıldır kaldırılmış artık...
toplum değer yargıları nedeniyle
tecrit edilip...
bir çamaşırhane olan rahibe manastırı kılıklı bir yere götürülen yüzlerce genç kızın başına gelenleri konu eden tartışmalara yol açan
ve hatta gösteriminin engellendiği öne sürülen bir filmdir...
aşkın gereklerinden biri gibi duruyor bazen...
olay şu ki ulaşılamayan cazip geliyor çünki...
bkz.ramazan bayramı
laylayla laylaylay
laylay laylaylay....
mantar evler ve şarkısı..
minik mavi dostlar...
çocuklara verilmeye çalışılan öğüt dolu ince mesajlar..
Yediğimiz kazıkların toplamıdır...
Anonim...:=))
Tecrübe herkesin hatalarına verdiği addır.
Oscar Wilde
hala izlerim..
içimdeki çocuğu neden kısıtlayım ki...:=))
başım dertte olan peer to peer connection sağlayan program...
:=))